Açlık ve mahremiyet

İnsanı tanıma yolculuğumuzda bize en çok yardım eden yöntemlerden birisi de hayvanlarla insanları karşılaştırmaktır sanırım. Hayvanlarda olmayıp da bizim sahip olduğumuz özellikler sayesinde kendimizi daha iyi tanıyabiliriz. Bunun tam tersi de mümkündür. Yani hayvanlarda olup da bizde olmayan özellikler de bizim mahiyetimiz hakkında bize bilgiler verir.

Bu farklardan son zamanlarda gözüme çarpan ve bence hayvanlarla aramızdaki en önemli ayrışmalardan olduğunu düşündüğüm iki şeyden biri insanın en temel hayatta kalma içgüdüsü olan yemek yeme isteğine ket vurabilmesidir. Yani insan ben bugün yemek yemeyeceğim diyebilen, grev yapabilen ve oruç tutabilen tek fiziksel canlıdır. (1) Evrimsel teori açısından da baktığımızda hayatta kalma içgüdüsü en temel ve bütün hayat sahibi varlıkların paylaştığı en ilkel duygudur. Ancak insana geldiğimizde insan, bilinci ve iradesi sayesinde bu ihtiyaca engel olabiliyor. Bize özgü olan bu davranışı, hemen hemen bütün dinlerde oruç tutmaya benzer kendini aç bırakma şeklinde görürüz. Belki de bizi insan yapan en temel özelliklerden olduğu için dinlerde oruç tarzı ritüellere bu kadar çok önem verilmiştir. Yani biz oruç sayesinde insanlığımızın farkına varıp, hayatımızı sürerken ülfetle hayvan olma eğilimine karşı bir önlem ve insani özelliklerimizi geliştirmek için bir yöntem, bir teşviktir. Orucun daha başka hikmetleri için “Ramazaniye Risalesi”ne de bakılabilir.

Yine son zamanlarda farkına vardığım ve insan iradesinin cisimleşmiş hali olan ikinci fark da insanların bütün varlıklar içinde elbise giyebilen ve bunu seçebilen tek fiziksel canlı olmasıdır. Dünya üzerinde insan haricindeki hiçbir canlı ben bugün bu kürkü giymek istemiyorum diyemiyor. Bundan belki daha da önemlisi insanda mahremiyet duygusunun olması veya utanabilmesidir. En ilkel insan topluluklarında bile genital bölgeleri kapatmaya karşı bir meyil bulunması, aslında bunun gerçekten bizi belki de hayvanlardan ayıran önemli bir özellik olmasındandır. Elbette mahremiyet kavramının kültürel bir olgu olduğunu, yani bunu insanların topluluklar olarak yaşamaya başladıktan sonra kendi kendine geliştirdiği bir kavram olduğu görüşü de var. Böyle bile olsa bence bu konu kesinlikle araştırılmaya değer bir alandır. Mahremiyet temel insani bir özellik midir, yoksa kültürle oluşmuş bir kavram mıdır? Mahremiyetle utanma duygusunun ilişkisi nedir? Mahremiyet sadece genital bölgeleri kapatmak isteği midir, yoksa utanmak mahremiyet midir? Nelerden utanırız, neden utanırız? Bu tip soruların sorulup gerekli araştırmaların yapılması gerekir belki de.

İnsanla hayvan arasındaki fark elbette sadece bunlarla sınırlı değildir. Bence bu farklılıkların araştırılması çok büyük önem arz ediyor. Bunun yanında bizim hayvanlarla benzerliklerimizin de sorgulanması çok önemli hususlardandır diye düşünüyorum. İnsan denen bilinmez bizi birçok noktalara sürüklüyor ve onu anlamak için birçok yol var. Allah bizi doğru yollardan geçerek onun hakikatine ulaşmayı nasip etsin inşallah.

(1) Bazı deneylerde farelerde de, yemek yemelerinin arkadaşlarına acı vermesine sebep olursa (elektrik şoku gibi) yemek yemeyi kestikleri gözlenmiştir. Ancak bu çok kısıtlı ve genelde koşullanmayla kazanılmış bir özelliktir. Yani insanın kendi iradesiyle hiçbir koşul ve zorlama olmadan, kendi isteğiyle aç kalmasıyla hayvanların bu şekilde yiyeceklerinden feragat etmeleri arasında çok fark vardır. Ayrıca bu deneyler, daha çok hayvanlarda da empati yeteneğinin olduğunu araştırmaya yöneliktir. Daha fazla bilgi için Brown Üniversitesinden Russell M. Church’ün “Emotional Reactions of Rats to The Pain of Others”, Agnes Scott College’den George E. Rice ve Priscilla Gainer’ın “Altruism in the albino rat” makalelerine bakılabilir.

Not: Bu yazıyı yazmamda ilham veren bu fikirlere benim dikkatimi çeken Esra Mungan hocaya çok teşekkürler…

Aziz Muhammed Akkaya

Aziz Muhammed Akkaya

Boğaziçi Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
Aziz Muhammed Akkaya

Latest posts by Aziz Muhammed Akkaya (see all)

4 üzerine düşünceler “Açlık ve mahremiyet

  1. Abdülhamit

    Evet çok hoş bir yazı olmuş bu da:)

    Bu arada okuduğum bir kitapta geçen bir kavram vardı..insan-hayvan arasındaki en temel fark olarak ‘kendinin farkında olma gücü’ (self-awareness) diyordu..merak ettim bu kavramlaştırma o kitaba mı münhasırdı yoksa okuduğunuz yabancı makalelerde de geçiyor mu?

  2. aziz muhammed

    Aslında self-awareness biraz tartışmalı bir konu. Bazı bilim adamları bunun sadece insanlara özgü olmadığını ve daha Arkaik bir özellik ve beyin sapının olduğu yerden yönetildiği fikirleri var. Yani hayvanlarda kendinin farkında aslında. Ama dediğim gibi tartışmalı bir konu. Ted de bununla alakalı bir konuşma vardı. Bulursam linkini atarım inşallah.

  3. Mustafa Said İşeriMustafa Said İşeri

    “kendinin farkında olmak” ile “kendi varoluşunun farkında olmak” arasında bir fark olsa gerek. birincisi için şuur yeterli iken, ikincisi için akıl gerekiyor. hayvanda şuur vardır, lakin âkıl bir aklın varlığından bahsetmek mümkün gözükmüyor. insan ise başta kendi varoluşu olmak üzere her şeyin nasıl yaratıldığını merak eden, araştıran, keşfeden eşsiz bir varlıktır diyebiliriz.

    1. aziz muhammed

      Allah razı olsun Mustafa abi, ayrımı yaptığınız için. Hayvanlardaki kendinin farkındalığı çok daha kısıtlı ve dar. Tahminime göre hayvanlar daha çok varlıksal bir farkındalık içindeler. Yani kendinin farkında ve yaşamaya çalışıyor. Ancak insandaki farkındalık çok daha geniş ve kendinin “ne”liğiyle alakalı bir farkındalık… 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım