Ahlakın karşılığı

Ahlakın karşılığı

BİR İNSAN iyilik yaptığında sevinç, kötülük yaptığında üzüntü duyabiliyorsa artık o gerçekten mümindir.

Müsned, V, 251.

Ahlak ve karşılık, ilk bakışta bağdaşması mümkün olmayan kelimeler gibi dururlar. Bu, nispeten doğrudur. Maddi veya manevi karşılık bekleyerek yaptığımız fiilleri ahlakî olarak nitelemek mümkün olmasa gerek. Örneğin göze girmek için yaptığımız bir yardımın ahlakî olmaktan uzak olduğu açıktır.

Yukarıda nispeten doğrudur dedim zira biz karşılık beklentisine girmesek de ahlakın peşin bir karşılığı vardır. Yukarıdaki hadis-i şerifle birlikte düşünürsek, sırf sevinç duymak için iyilik yapmayız fakat iyilik yaptığımızda sevinç duyarız. Üzüntü duymamak için kötülükten sakınmayız fakat kötülük yaptığımızda üzüntü duyarız. İyiliklerimiz sevindirmiyor, kötülüklerimiz üzüntüye vesile olmuyorsa durumun daha da vahim olduğunu hadisten anlayabiliriz.

Ahlakın muaccel bir karşılığının olması en temelde dinin muaccel bir karşılığının olmasıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Din, yalnızca ahiret saadeti vadetmekle kalmaz, dünya saadetini de müminlere sunar. Saadet-i dâreyn kavramı bunu ifade eder. Dinin –ahlak da dahil olmak üzere– çok geniş bir alanı kapsayan muaccel yönü, Risale-i Nur’da üzerinde durulan önemli bir konudur. Bediüzzaman iman hakikatlerinin ve ibadetlerin dünyadaki semerelerine değindiği gibi, ahlakın dünyamızdaki manevî karşılığı meselesine de temas etmiştir. Söz konusu manevî karşılığı bizzat istemek ve sırf onu düşünerek hareket etmek makbul olmasa da, varlığını bilmek bizi ahlaklı davranmaya sevk eden müreccih bir unsur olabilir.

Bu sebepten olsa gerek Bediüzzaman Eskişehir Hapishanesinde iken şahit olduğu bazı nahoş haller münasebetiyle ahlaka dair bir nükte kaleme alır. Yirmi Sekizinci Lem’a’nın Yirmi İkinci Nükte’sinin Birinci Nükte’sini oluşturan bu kısımda* Bediüzzaman tecrübelerine ve gözlemlerine dayanarak ince bir hakikatten bahseder. Mutlak kerem, merhamet ve adalet sahibi Allah, iyiliklere muaccel mükafatlar, kötülüklere ise muaccel cezalar derç etmiştir. Muhabbet, hürmet, merhamet, hizmet, tevekkül, kanaat, tevâzu, terk-i enaniyet, hüsnüzan gibi güzel hasletlerin karşılığını bu dünyada manevî lezzetler, zevkler ve inşirahlar olarak almaya başlıyoruz. Husumet, adavet, hırs, israf, haset, kıskançlık, gurur, kibir, suizan, su-i tevil gibi kötü hasletlerin karşılığını ise bu dünyada vicdan azapları, kalbî ve ruhî sıkıntılar, manevî yükler ve suizanlar olarak almaya başlıyoruz.

Bediüzzaman’ın hapishanede zaten zor durumda olan insanları daha güzel davranmaya davet ederken onlara ahlaktaki manevî zevklerden bahsederek kolaylaştırıcı, sevdirici bir tebliğ dilini benimsediğini söyleyebiliriz. Kötü ahlak hususan hapishane şartlarında akıl kârı değildir. Hapishane ortamında daha kırılgan olan kalp ve ruhu korumanın yolu ise ahlakını güzelleştirmektir. Muhtemelen o gün hapishanedekilerin sıkıntısını gidermiş ve ahlakını güzelleştirmiş olan bu dersin herkese faydalı olduğunu da belirtir Bediüzzaman.

Hâsılı bu dünyada cenneti de cehennemi de hissetmenin bir yolu vardır. Ahlakını güzelleştiren cenneti, çirkinleştiren ise cehennemi kalbinde hissetmeye başlar.


Latest posts by Fatih Çınar (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.