Allah’tan razı mıyız?

Allah’tan razı mıyız?

EVET GARİP bir soru ama yanlış yazmadım aynen bu şekilde, Allah’tan razı mıyız?

Bilinen mana Allah’ın bizden razı olması ve buna gayret etmek iken bilinenin aksine Allah’tan razı olmak da ne demek? Biraz daha açalım;

Allah’tan razı olmak, O’nun bizden razı olmasını tekmil eden bir hakikat. Daha doğrusu eğer biz Allah’tan razı olursak O da bizden razı olur.

Bediüzzaman hazretleri “Madem onun rububiyetine razıyız, o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım” diyor.

Allah’ın tasarrufat-ı rububiyeti altına girmişiz, işte o rububiyetten ne gelse kabul etmek, O’ndan geldiğini bilmek cihetleriyle O’na rıza göstermek demek.

Mesela Allah’ın Adil-i mutlak olduğuna iman ediyoruz. Yani kainatta hüküm süren mutlak bir adalet olduğunu biliyoruz. O adalet noktasında başımıza ne gelse rıza göstermek Allah’ın adaletinden razı olmak demektir. Hem kendimiz hakkında mutlak bir adaletin hükmünü hissetmek hem de diğer tüm canlılar da bunu görebilmeye bağlıdır Allah’ın adalete rıza göstermek.

Kainatta istikra-i tamme ile netice veren hikmeti uzmayı görüp, bilip hikmetten razı olmamak Hakîm ismine bir cihette isyan etmektir.

O hikmeti gördükten sonra ne iktiza etse O’ndan razı olmak gerek.

Zaman olur hikmeti bize gül görünür zaman olur o hikmet diken iktiza eder, her ikisine de rıza göstermek Hakîm olan Allah’tan razı olmaktır.

Kainatta görülen inayete, kereme rıza göstermek yani kanaat etmek de lazım. Ya sabır ya da şükür için verildiğini bilmek gerek.

Hodgam nazarıma kötü görünen şeylerde sabır, güzel görünenlerde şükür mesleğini ittihaz etmek gerekiyor ki Allah’tan razı olalım.

Hz. Musa (as) bir gün Tur-i Sina’da iken Allah’tan kullarının kendisini nasıl razı edebileceklerini sormuş. Allah da Hz. Musa’ya (as) cevaben şöyle demiş:

Kullarım benden ne zaman razı olursa ben de onlardan o zaman razı olurum.

Demek Allah’ın bizden razı olması bizim O’ndan razı olmamıza bağlı.

İki soru var ki Allah’tan razı olmamaya adeta delil niteliğinde:

  • Neden ben?
  • Neden ben değil?

Adalet, inayet, rızk, ikram ve rububiyetin fiillerinde tasarrufata rıza gösterebilsek bu sorular sorulmazdı zaten.

Niyazi Mısrî’nin dediği gibi:

Lütf u kahrı şey-i vâhid bilmeyen çekti azab.

Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine iman ediyorsak eğer hayrı da şerri de sırf Allah’tan gelmesi sebebiyle baş üstüne koymak gerek. Çoğunlukla yaptığımız gibi hayrı alırım ama şerde başlarım şikayete dememek gerek. Hayrı veren Allah’tan razıyız da şerri veren Allah’tan tam razı olamıyoruz çoğu zaman. Ama bize şer görünen çok rububiyet tecellisi var ki rıza göstermemizi bekliyor.

Lütuf da kahır da O’ndan, ikisi de tasarrufat-ı ilahiyenin tecellileri. İşte öyle razı olmak gerek ki lütuf da gelse kahır da, iman ikisini de aynı gibi görüp aynı gibi amel etmeli.

Velhasıl “Mevlam neylerse güzel eyler” sözünün arkasında gizlidir Allah’tan razı olmak.

Latest posts by Yunus Gönenç (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.