Kelamda terapi: olumlamalar

Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz) kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. (İbrahim 14/24- 25) Bediüzzaman hazretlerinin Sözler isimli risalesinde “Beşer bir ümmettir, kelâm sıfatından gelen şeriat-ı İlahiyenin hameleleri, mümessilleri, mütemessilleridir” ifadesinden yola çıktığımızda kelamın insana ve kainata olan tesirlerinin ehemmiyetini görmemek … Okumaya devam et Kelamda terapi: olumlamalar

Ene üzerine-3: insanın emaneti suistimali

BEDİÜZZAMAN İNSANDAKİ ENENİN vazifesini anlatırken “Sâni-i Hakim, insanın eline emanet olarak Rububiyetinin sıfat ve şuûnâtı hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak, işârat ve nümuneleri cami’ bir ene vermiştir”[1] şeklinde bir izah getirmiştir. Evet, ene bir “ölçü aleti” olması vasfıyla Rububi­yetin niteliklerini ve uluhiyetin fiillerini bilmeyi sağlayan yüksek özelliklere haizdir. Ancak bu değişmez ölçünün, varlığının olmasına gerek yoktur. Yani tıpkı geometrideki farazî hatlar gibi bir ölçü oluşturabilir. “Rububi­yet-i mevhume”, … Okumaya devam et Ene üzerine-3: insanın emaneti suistimali

Ene üzerine-2: insana verilen emanet

EMANETİN LÜGAT MANASI, geri almak üzere bırakılan şey, bir eşyanın belli bir süre için bırakıldığı güvenli yer, saklanıp korunmak üzere insana, maddi veya manevi bir hakkı verme, can şeklindedir. Emanetin ayette zikredilen manası hakkında ise değişik görüşler mevcuttur. Emanet hakkındaki bu görüşlerden bazıları ise şöyledir: Kur’an, dini tekliflerin tamamı, İslam’ın emirleri, farzlar, Allah’ın emirlerine hakkıyla itaat, yasaklanan şeylerden sakınmak, ibadetler, insana ihsan edilen her nimet, … Okumaya devam et Ene üzerine-2: insana verilen emanet

Ene üzerine-1: ene kavramı ve eneye ontolojik yaklaşım

ENE, ARAPÇADA BİRİNCİ tekil şahıs zamiri olan “ben” anlamına gelmektedir. Enaniyet ise “benlik” manasındadır. Ene kavramının enânet, enâniyyet, enâiyyet ve enniyyet şeklinde masdar yapılarak farklı anlamlar yüklenip kullanıldığı görülmektedir. İslam âlimleri eneyi iki farklı mana ile tanımlamaktadır. İlk dönem zâhid ve sûfîleri ene ve enaniyeti; kibir, gurur, bencillik kavramıyla tanımlarken, daha sonraki dönemlerde mutasavvıflar “nefis ve nefsâniyet” anlamında kullanmışlar. Ayrıca biri kötülenen (âdi), diğeri ise … Okumaya devam et Ene üzerine-1: ene kavramı ve eneye ontolojik yaklaşım

Marifetullah

“Cinleri ve insanları ancak Bana iman ve ibadet etsinler diye yarattım“[1] ayet-i uzmanın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Halık-ı Kainat’ı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billahtır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.[2] Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. … Okumaya devam et Marifetullah

Huruf-ı mukattaa

Kur’an-ı Kerim’de 29 surenin başında bulunan, 14 hece harfini içeren ve İlahi birer şifre hükmünde olan tesiri pek kuvvetli bir takım harfler yer almaktadır. “Elif-lâm-mîm”, “elif-lâm-mîm-sâd”, “elif-lâm-râ”, “elif-lâm-mîm-râ”, “hâ-mîm”, “hâ-mîm-ayin-sîn-kaf”, “tâ-sîn-mîm“, “tâ-sîn“, “kâf-hâ-yâ-ayîn-sîn-kaf“, “tâ-hâ“, “yâ-sîn“, “sâd“, “kaf”, “nûn” şeklinde bazı surelerin ilk ayeti olarak okunan ve pek çok gaybi manalar içeren bu harflere “huruf-u mukattaa” denilmektedir. Huruf-u mukataanın Kur’an-ı Kerim’deki yerleri ise şöyledir: 6 surede … Okumaya devam et Huruf-ı mukattaa