Ayasofya’nın çığlıkları

Ayasofya’nın çığlıkları

Ey Habibullahın sevgisine mazhar olan muhib mabed.

Ey Resulullahın müjdesine mazhar olan muştulu mabed.

Ey Zat-ı pak-i risaletin gayesine mazhar olan mahzun mabed.

Ne oldu sana?

Asırlardır bir milletin iman ve İslam bayraktarlığının ilanı olan ezanların neden sustu?

Medeniyetler beşiği olan bu toprakların en aziz misafiri, semavi övgülere mazhar olmuş bir kavim adına tevhidin ilanı olan ezanların neden duyulmuyor?

O kutlu müjdeye mazhar olmak için asırlar boyu dökülen kanlar, o aziz orduların asker ve komutanları ferahnâk olmuştu 1453’te kutlu bir fetihle…

Başına semavi bir taç giydirmişlerdi nurdan bir hilalle.

Müşerref oldun kubbende yankılanan o ezeli davetle…

Artık hak ve son din İslam’ın şeairi oldun o azametli hâlinle.

Sen sadece bir mabed değilsin ki imanlı sinelerde.

Sen Ferd-i kevn-ü zaman, Fahr-i âlemin müjdesi ve gayesisin minarelerinle.

Asırlar sonra vasıl olduk seninle, uğruna toprağa düşen şehitlerimizle.

Asırlardır milyonlarca ehl-i Cennetin “Ya Rab! Bizleri de Habibinin güzel dediği asker ve komutanlardan eyle” diye semayı çınlatan duası müyesser oldu 21 yaşındaki Mehmet’le.

Beşikten beri o kutlu komutanın yanından ayrılmayan veliyullah Akşemseddin’le.

Ey Ayasofya nedir bu hâlin?

Bu kahr, bu ağıt, bu karalar bağlamış başın neden?

Biliyorum gazabın ve kahrın bize.

Diyorsun;

Ey ehl-i iman! Duymuyor musunuz sesimi?

Semadan işitiliyor kubbemden yankılanan ağıtım.

Ey ehl-i iman! Pay-i mal olan namuslarınız benim ahım,

Zalimlerce bir asra yakın akıtılan kanınız benim kahrım,

Zillet içre zillette yuvarlanmanız benim çığlıklarım,

Ey meyyit-i müteharrikler! Mehmed’imin bedduasından açılan gadab ve kahr korkarım,

Camiiydim asırlardır, minberim mahşer, mihrabım sırattı.

Minarelerimden, putları yıkan Resul’ün (ASM) hak dininin hakikati haykırılırdı.

La ilahe illalah, Muhammed resulullah” nidalarım kısıldı.

Artık sineme sokulan hançer mübtezel putlardı.

Abdestsiz dolaşmayan sahiplerim artık yüz mü çeviriyorlardı?

Yok mu artık bu aziz milletin 21 yaşında bir Fatih’i.

Yıllardır bekliyorum ikinci fethin sahibi Mehdi’yi (RA).

Bekliyorum hevesat ve lehviyat surlarını parçalayacak hakikat-i imaniyeyi.

Toplanmadı mı hâlâ ihya-i sünnet için takva zırhlı iman ordusu?

Daha ne kadar sürecek bu karanlık esaret?

Ben Mekke’nin muhaciri, Medine’nin ensar’ıyım.

Hayber’in Ali’si (RA), Kerbala’nın Hüseyin’iyim (RA).

Uhud’un Hamza’sı (RA), Hira’daki nidanın muhatabının gayesiyim…

Ben İslam’ın şeairiyim.

Ben ümmetin hukuku ve namusuyum.

Bana yapılan zulüm, gadab ve kahrı celbediyor ne olur artık uyanın…

Zalimlere meyletmeyin. Ateş size dokunur.[1]

Öyle bir musibetten Allah’a sığının ki geldiği zaman zalimlere mahsus kalmaz.[2]

Çünkü zulme rıza zulümdür; taraftar olsa, zalim olur.[3]

Ayasofya’ya yapılan zulme sükutumuzla ortak olmayalım.

Zincirlerimizi kıralım ki, çözülsün Ayasofya’nın zincirleri.

Asırlardır yattığımız gaflet uykusundan kalkıp, kaldıralım Ayasofya’nın üstündeki kara bid’a peçesini.

Yoksa bu zincirlerle sırattan geçemeyeceğiz bilelim!

Kim bilir belki de İttihad-ı İslam’ın anahtarı olan Ayasofya, fecrin de muallak sebebidir…

Ey asırlardan beri Kur’an’ın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallayı ihraz etmiş olan ecdadın evlat ve torunları!

Uyanınız!

Âlem-i İslamın fecr-i sadıkında gaflette bulunmak, katiyen akıl kârı değil.[4]

Ey eski çağların cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin torunları olan muhterem din kardeşlerim!

Beş yüz senedir yattığınız yeter; artık Kur’an’ın sabahında uyanınız.

Yoksa, Kur’an-ı Kerîm’in güneşinden gözlerinizi kapatarak gaflet sahrasında yatmakla, vahşet ve gaflet sizi yağma edip perişan edecektir.[5]

Ey duamız, gayemiz, namusumuz, şerefimiz, haysiyetimiz olan Ayasofya!

Kur’an medeniyetinin inşasını, sünnet-i seniyyenin ihyasını, ikinci fethini inşallah senin tekrar camii olarak açılmanla taçlandıracağız.

O ezeli davet nidaları yeniden yankılanacak minarelerinde, kubbende…

Kırılacak zincirlerin, yeniden temizlenecek sinen, ilan-ı tevhid ile…

Kaynakça 

[1]  Hud Suresi 11/113.

[2] Enfal Suresi 8/25.

[3] Kastamonu Lahikası, s. 160.

[4] Tarihçe-i Hayat, s. 140.

[5] A.g.e., s. 140.

Latest posts by İsmail Kartal (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.