Âyinemde tefekkür penceresi

İnsan aklının en mühim vazifesi tefekkürdür. Tefekkür gibi kıymetli, faydalı ve bereketli bir nimet ve ibadet yoktur. İnsan hayatının devamı nefesle olduğu gibi, ruhun hayatı da ubudiyet ve tefekkürle olur.

İnsan hem kendini hem de bu muhteşem âlem sarayını temaşa ve tefekkür etmekle Allah’ı tanıyabilir. Önce kendisini düşünür ve menşei olan bir katre sudan ta son aldığı surete kadar geçirdiği bütün tavır ve safhalara hayalen nazar eder.

Bediüzzaman’ın nazarında bütün varlık âlemi bir tefekkür levhasıdır. Şuur sahibi varlıkların yaradılışlarından maksat da tefekkür vazifesinin yerine getirilmesidir. Mesnevi-i Nuriye’de tefekkürle ilgili şöyle geçmektedir:

Tefekkür gafleti izale eder. Dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor. Lakin nefsinde, batınında, hususi ahvalinde tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilatla tetkikat yap. Fakat afakî, haricî, umumî ahvalâta teemmül ettiğin vakit sathî, icmâlî düşün, tafsilâta geçme. Çünkü icmalde, fezlekede olan kıymet ve güzellik tafsilâtında yoktur. Hem de âfakî tefekkür dipsiz denize benziyor, sahili yoktur. İçine dalma, boğulursun.

Cenab-ı Hak, insanı kainatın bir minyatürü, kainatı da insanın büyük bir modeli olarak yaratmıştır. Bu halde insan mana ve camiiyeti itibarıyla diğer mahlukatta daha başka bir konuma sahiptir şu kainatta. Mesnevi-i Nuriye’de kalbin mülk cihetiyle insana mazruf olup ufak bir et parçası olmasına karşılık, melekut cihetiyle zarf olup kainatı kaplayacak kadar büyük olduğu belirtilmektedir. Bunun bir manası da şudur ki, “Her insan ayrı bir kainattır.” Risale-i Nur’da bu hakikat başka temsillerde de ifade edilmiş ve az sonra belirteceğim iki kavram üzerine de hassasiyetle durulmuştur.

Afaki ve enfüsi olmak üzere iki çeşit tefekkür vardır. Afak ve enfüs birbirine mukabil olarak kullanılır. Afak, insanın dışındaki âlemi, enfüs de insanın kendi iç âlemini ifade eder. Bu iki kavram şu ayetten alınmıştır:

Ayetlerimiz onlara afakta ve enfüste göstereceğiz.

Fussilet, 41/53.

Enfüsi tefekkür insanın iç dünyasını anlamaya çalışıp onunla Rabbine ulaşmasıdır. Afaki tefekkür ise kendi dışındaki varlıklara bakarak, onların üstündeki ilahi sanatları görüp yaratıcı kudreti idrak etmeye gayret etmesidir. Her iki tefekkür birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır.

Enfüsi tefekkürde; inceden inceye araştırma yapılması, maddi vücudumuzdaki her aza ve organlar aynasındaki ilahi sanatkarı onlarla tanımaya vesiledir. Aynı zamanda yüce yaratıcının verdiği duyguları da yakından tanıyarak tefekkür etmeliyiz. Nasıl ki emri altındaki memurları yakından tanıyan bir amir, onları kabiliyetlerine göre en iyi şekilde değerlendirir ve istihdam eder. Öyle de kendi duygu ve kabiliyetlerini yakından bilen bir insan da, onların veriliş gayesine en uygun bir şekilde kullanır ve hayatını Allah’ın istediği istikamette yaşama nimetine kavuşur.

Afaki tefekkürde; bedenimizi kuşatan hava tabakasından yıldızlara ve ötelerine kadar bütün kainatın düşünülmesi ve tefekkür edilmesi söz konusudur. İnsanın önce evinden başlayarak daha sonra çarşıları, pazarları gezmesi gibi tefekküre de nefsinden başlaması daha sonra dış âlemi dolaşması en doğrusudur.

Bu noktada Üstad Bediüzzaman’ın çok önemli bir tavsiyesinin tekrar altını çizmekte fayda vardır, “Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, afakî tefekkürde ise icmalî yaparsan, vahdete takarrüb edersin.”

Her hücremizin her duygumuzun faydasını inceden inceye araştırabiliriz. Ama aynı şeyi harici âlemde yapmamız yanlış olur. Çünkü harici âlemdeki her şeyi nefsimiz gibi net olarak bilemeyiz. Elbetteki kainat kitabının belli bir sayfasını inceleyen ilim adamları o sahayı incelikleriyle kavramaya, anlamaya çalışabilirler. Ancak onlarda başka ilim dallarında yine icmali tefekküre mecbur kalırlar.

Mesela, Dünya kendi etrafında dönüyor olmasaydı ya da daha yavaş dönüyor olsaydı, yani 24 saat değil de 25 saatte dönüşünü tamamlasaydı Güneş’in çekim etkisine karşı durabilecek miydi; belki de Güneş’e doğru çekilecek ve yanıp yok olacaktı.

İşte bu muhteşem dengeleri idrak ederek düşünen insan, tüm bunların tesadüfen gerçekleşmiş olamayacağını bildiği için Allah’a imanı artar ve Allah’ın kendisine ihsan ettiği büyük nimetler derecesinde çokça şükretmesi gerektiğini daha iyi anlardı. Tefekkürün amacı ve anlamı da aslında budur işte…

Fatmanur Düzenli
Fatmanur Düzenli

Latest posts by Fatmanur Düzenli (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım