Bediüzzaman, İmam Ömer Efendi ve Milaslı İsmail Hakkı

Bediüzzaman, İmam Ömer Efendi ve Milaslı İsmail Hakkı

BİR ÖNCEKİ YAZIDA Risale-i Nur’un anlaşılmasında tarihsel bağlamın dikkate alınmasının önemini namaz bahisleri üzerinden ifade etmeye çalışmıştım. Bu yazıda başka bir örnek üzerinden Bediüzzaman’ın fikirlerini dönem tartışmaları ışığında ele almaya çalışacağım.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Batılılaşma politikaları bağlamında, Türkiye’de domuz etiyle ilgili ilginç tartışmalar yapılmaktaydı. Dönemin dışişleri bakanı olan Tevfik Rüşdü 1927’de Time’da yayımlanan bir röportajında Türkiye’de domuz tabusunun artık aşıldığını iddia ediyor ve domuzun güzel bir gıda olduğunu beyan ediyordu. Bunun yanı sıra bazı resmi yayınlarda domuza kıymet veren makaleler basılmaktaydı. Sosyolog Burak Onaran’ın ifadesine göre bu konuda “kararlı, bütünlüklü ve ısrarlı bir politik tutum” olmasa da 1930’ların sonundan itibaren bazı devlet üretme çiftliklerinde ve şeker fabrikalarında domuz yetiştirilmeye başlanmıştı.[1]

Bu seküler devlet politikasının yanı sıra İslamcı çevrelerde domuz etini hellalleştirmeye dönük “dini” tartışmalar yapılmaktaydı. Esasen bu tartışmalar 1908’den beri yapıla gelen dini reform tartışmalardan bağımsız değildi. Fakat Cumhuriyet ile birlikte reformist dini yorumlar kendilerine daha mümbit bir zemin bulmuşlardı.[2] Dahası domuz etinin haram oluşunu sorgulama düşüncesi sadece (belki de hiç) dini farklı yorumlama meselesi değildi. Batı’nın maddi üstünlüğü karşısında duyulan bir aşağılık kompleksi de bütün ihtişamıyla ortadaydı.

Aşağıda kendisinden bahsedeceğimiz Milaslı İsmail Hakkı’nın eserlerinde geçen bir bölüm bu düşünce tarzının açık bir tezahürü olarak okunabilir: “Gayr-ı müslimle yemek masasına oturan bir Müslüman, domuz eti ikramını İslamiyet’i muhatabının karşısında kötülemeden reddetmesi ne derece mümkündür?” Milaslı’ya göre domuz etiyle ilgili ayetler “doğru” anlaşıldığı takdirde (yani haram olmadığı anlaşılırsa) İslamiyet gayr-i müslimlerin takdirini kazanacak ve Müslümanlar gayr-i müslimler karşısında dinleriyle iftihar edebileceklerdir.[3]

İşte böylesi bir zaman ve zeminde Bediüzzaman Dokuzuncu Lem’a risalesini 1932’de kaleme alır. Talebesi Hulusi Yahyagil’in sorularına verdiği cevaplardan müteşekkil olan bu risalede soruların ikisi bizzat talebesinin sormuş olduğu sorular değildi. O dönemde İslamköy Camii imamı olan ve Elazığ Müftülüğü de yapmış olan Ömer Bilginoğlu[4] isminde bir zatın Bediüzzaman’a talebesi vasıtasıyla ilettiği sorulardı.

Belli ki İmam Ömer Efendi’nin zihni bir doktorun fikirleri sebebiyle karışmış ve cevaplarını Bediüzzaman’da bulacağını düşünmüştü. Bediüzzaman’ın “bedbaht bir doktor” diye tarif ettiği kişi kuvvetle muhtemeldir ki Milaslı doktor İsmail Hakkı idi. Asıl mesleği tıp doktoru olan bu zatın dinî konularda kaleme aldığı eserlerine baktığımızda İmam Ömer Efendi’yi rahatsız eden fikirlerin sahibi olduğunu görebiliriz.

İmam Ömer Efendi’nin sormuş olduğu birinci soru, Hazreti İsa aleyhisselam ile ilgiliydi. Milaslı doktor bugün de benzerlerine rastladığımız gibi Hazreti İsa’nın babasız dünyaya geldiğine inanmamış, onun da herkes gibi bir anadan ve babadan doğmuş ve herkes gibi ölmüş olduğu fikrine sahipti. Bu konuyla ilgili “Haml-i Meryem” başlıklı bir makalesini Tevhid-i Efkâr gazetesinin 7 Şubat 1922 tarihli 29 numaralı nüshasında yayımlamıştı. Daha sonra ise 1934’te daha geniş bir eser kaleme alarak bu konuda aldığı eleştirilere cevap vermişti.[5] Milaslı’nın hedefi İslamiyet’in akla ve bilime uygun bir din olduğunu ispat etmekti. İslamı savunmak adına ve pozitivizmin etkisi altında geliştirdiği fikirler ise İmam Ömer Efendi gibi nicelerin aklını bulandıracak mahiyetteydi. Onun niyetinin bu minvalde olduğunu Bediüzzaman da şöyle teslim ediyordu: “O adam gûya o sele karşı hizmet edeceğim diye çok beyhude çalışmış. Şimdi bu meselede ve hem ikinci meselesinde yine zındıkların esasât-ı İslâmiyeye karşı müthiş hücumunu hissetmiş ki böyle manasız te’vilat ile bir musalâha yolunu açmak istediğini zannediyorum.[6] Milaslı’nın bu musalâha gayretini görmekle birlikte “اِنَّ مَثَلَ عِيسٰى عِنْدَ اللهِ كَمَثَلِ اٰدَمَ gibi nusûs-u kat’iye ile Hazret-i İsâ aleyhisselâm pedersiz olduğu kat’iyyeti varken” Bediüzzaman’ın onun Hazreti İsa aleyhisselamın babasız dünyaya geldiği fikrini tasvib etmesi ise mümkün değildi.

İmam Ömer Efendi’nin ikinci sorusu, Milaslı’nın domuz etine dair serdettiği fikirle ilgiliydi. İlk olarak 1925’te Arapça olarak yazdığı ve daha sonra genişleterek 1933’te Türkçe olarak yayımladığı İslam Dininde Etlerin Tezkiyesi isimli eserinde Milaslı teknolojinin gelişmesi ile ölmüş hayvanın, kanın ve domuz etinin tezkiye edilerek kullanabileceğini iddia etmekteydi.[7] “Şeriatın ruhundan habersiz konuşan” doktorun bu fikirleri aslında Bediüzzaman açısından “cevap vermekten çok aşağı” bir mahiyetteydi. Doktorun din ve bilimi musâlaha gayreti Bediüzzaman’a göre “küfür ve iman ortasını” bulmak anlamına geliyordu. Doktorun “ehemmiyetsiz bahsine karşı değil belki yalnız Ömer Efendi’nin istisfârına” cevap veren Bediüzzaman ilk önce usul-i fıkha dair önemli ilkeleri hatırlatıyordu: “Me’mûrât ve menhiyât-ı şer’iyede illet emr-i İlâhîdir ve nehy-i İlâhîdir. Maslahatlar ve hikmetler ise müreccihtirler; emir ve nehyin taallûklarına ism-i Hakîm noktasında sebep olabilir.” Ardından namazın yolculukta kasredilmesi örneğini veren Bediüzzaman daha sonra sözü doktorun fikirlerine getirerek şunları söyler:

Mesela o doktorun bahsettiği gibi hınzırın etinden bildiği zarardan, hastalıktan başka “Hınzır eti yiyen bir cihette hınzırlaşır” kaidesiyle ve o hayvan, sâir hayvânât-ı ehliye gibi zararsız yapılmıyor. Etinden gelen menfaatten ziyade çok zarar îrâs etmekle beraber etindeki kuvvetli yağ, kuvvetli soğuk memleketi olan Frengistan’dan başka tıbben muzır olduğu gibi, manen ve hakikaten çok zararlı olduğu tahakkuk etmiş. İşte bu gibi hikmetler onun haram olmasına ve nehy-i İlâhî taallûkuna da bir hikmet olmuştur. Hikmet her fertte ve her vakitte bulunmak lâzım değildir. O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez. İllet değişmezse hüküm değişmez. İşte bu kaideye göre, o bîçâre adamın ne kadar şeriatın ruhundan uzak konuştuğu anlaşılsın. Şeriat namına onun sözüne ehemmiyet verilmez. Halık’ın çok akılsız feylesoflar suretinde hayvanları vardır![8]

Şüphesiz ki bu soru ve cevaplardan ve Bediüzzaman’ın kendi döneminde yaşanan tartışmalarla ilgili ortaya koyduğu duruşundan çıkarılacak nice dersler vardır. Bugün şahit olduğumuz kimi tartışmaların aslında çok da yeni olmadığının dersi veya en Müslüman görünen zihinlerin derinlerde bir aşağılık kompleksiyle malul olabileceklerinin dersi gibi mesela.


[1] Burak Onaran, “Politika mutfağın tam olarak merkezinde duruyor”, Az Bilmiş Özneler, 28 Nisan 2016, http://www.azbilmisozneler.com/2016/04/burak-onaran-politika-mutfagn-tam.html, (Erişim tarihi: 15 Nisan 2020).

[2] Burak Onaran, “Le débat sur le porc halâl en Turquie au début de la période républicaine (1923-1950)”, in Florence Bergeaud-Blackler (ed.), Les Sens du Halal, Paris, Editions CNRS, 2015, s. 34

[3] Aynı makale, s. 39.

[4] “Ömer Bilginoğlu (Hafız/Vaiz)”, Sorularla Risale, 4 Şubat 2020, https://sorularlarisale.com/omer-bilginoglu-hafiz-vaiz, (Erişim tarihi: 15 Nisan 2020).

[5] Resul Çatalbaş, “Milaslı Dr. İsmail Hakkı’nın hayatı, eserleri ve İslam ile ilgili görüşleri”, Artuklu Akademi, Sayı: 1, 2014, s. 104.

[6] Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, “Dokuzuncu Lem’a”.

[7] Çatalbaş, “Milaslı Dr. İsmail Hakkı’nın hayatı, eserleri ve İslam ile ilgili görüşleri”, s.103-104.

[8] Nursi, “Dokuzuncu Lem’a”.

Share

2 thoughts on “Bediüzzaman, İmam Ömer Efendi ve Milaslı İsmail Hakkı

  1. Mâlum, İçtihad Risalesi’nde zaman ve zemin okuması yapılarak bu zamanda içtihad kapısını açmaya cevaz olmadığı çalışılıyor. Netice olarak bu asrın insan tipolojisi içtihadı “marziyat-ı İlahî’yi ahkâmdan istinbat” değil “hevesâtını tatmin için delik arama” olarak görecek ve fayda değil zarar verecektir deniliyor.
    Milaslı da Üstad’ın bu tespitine çok bariz bir şerh olmuş gibi.

  2. Çok doğru Abdülhamid abi. Aslında Içtihad risalesinin de dönem tartışmaları ışığında ele alınması gerekir. Üstadı o risaleyi yazmaya sevk eden düşünceler, isimler, eserler örnekleriyle ortaya konsa ne güzel olur. Gerçi genel hatlarıyla biliniyor ama yine de yapılabilecek çalışmalar var bence.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: