Ben Ömer’in kalbiyim

Ben görünüş ve yapı itibariyle vazifeme göre hikmetle güzelce tasarlanmış ve bir ömür boyu durmadan çalışarak hizmet eden ve ligamat denilen bağlarla onun göğsü ortasında asılı olarak duran sıkılmış yumruk büyüklüğünde ve 300 gr ağırlında bir organım.

Evet ben Ömer’in kalbiyim. Benim anatomime dikkat edilirse 15 santim uzunlukta, en geniş yerimden ölçüldüğümde 10 cm genişliktedir. Ben çok çalışan 4 odalı (hücreli) bir pompayım. Aslında iki pompam var. Bunlardan biri kanı akciğerlere gönderen sağ karıncık, öteki de kanı bütün vücuda dağıtan sol karıncıktır. Kanı her gün 100.000 km uzunluktaki kan damarlarına pompalarım. Bu da 150.000 litrelik bir tankeri dolduracak miktar demektir. Ben Ömer’in ömrü boyunca 300.000 ton kan pompalarım. Ortalama bir ömürde, yaşam boyunca onun vücudunu 1000 km’den fazla bir yüksekliğe kaldıracak güce eşit çalışma yaparım. Ve ortalama 2,5 milyar kez kasılıp gevşerim. Bir 100 metre koşucusundan veya ağır sıklet boks şampiyonunun kol kaslarından iki kat daha sıkı çalışırım. Onlar benim tempomda çalışacak olsalar birkaç dakika sonra yorulur görev yapamaz hale gelirler.

Ömer hareketsiz halde iken dakikada 5 litre kan pompalarım, hareket halinde ise bu miktar 6 katına çıkarak 30 litreyi bulur. Vücut içinde benim görevime uygun olarak Sani-i Hakîm bana en kuvvetli kasları vermiştir. Benim kaslarım diğer kaslara benzemeyen ritmik çalışma özelliğine sahiptir. Yani her lif bir kasılıp bir gevşeyerek bağımsız ritmik hareket ederler. Elektrik dürtülerinin kaynağı olan ve sinüs düğümü denen yerde başlayan atışlarım liften life tıpkı sudaki halkalar gibi yayılır. Bu yayılma sonucu her iki kulakçıktaki kaslar aynı anda kasılır. Buna kulakçık sistolü denir. Kulakçıkların içindeki kan, mitral ve üçlü kapaklardan karıncıklara geçer, karıncıklar bu kanı alabilmek için genişler, toplar damarın etrafındaki kas halkaları da kasılır ve akciğer toplardamarıyla ana toplardamarın açıklığı kapanır. Basınç yükselince kan geri tepemez, çünkü benim sağ ve sol yarılarımı ayıran bölmelerimde iletken dokudan özel yapılmış bir kısmım vardır. Kalp atışı kulakçıklardan karıncıklara bu doku düğümü aracılığı ile geçer bu düğüm atışı his demetinden özel bir lif topluluğuna yollar, his demeti karıncıkların kasılmasını sağlar, kulakçık ve karıncıklar kasıldıktan sonra ben tam bir gevşemeye girerim. Benim kulakçık ve karıncık ile ana atardamar ve akciğer atardamarına açılan kapakçıklarım çok harika bir düzen içinde işler.

Benim dalgalanma hareketim hayati önem taşıdığı için Ömer’in iradesine bağlı olarak gerçekleşmez. Hayat makinesini temsil ettiğim için Hay ismi bende perdesiz tecelli eder. Benim görevimi başka bir kas 70 yıl gece gündüz aralık çalışarak sürdürmeye dayanamaz Beni vücudunda taşıyanlar her an benimle ilgilenme zorunda değildir. Uykuya dalsa, başka işlerle meşgul de olsa ben görevimi aksatmadan yaparım. Ve kalp atışlarım arasında istirahat ederim. Sol karıncığım büzülerek kanı vücuda yollamasında geçen zaman bir saniyenin onda üçü kadardır. Bundan sonra yarım saniye kadar bir istirahat zamanım vardır.

Ömer uyurken onun kılcal damarlarından birçoğu çalışmaz. Benin dakikadaki vuruşum 72’den 55’e düşer. Ömer’in arabasında yakma sistemi olduğu gibi benim de benzer bir sistemim vardır. Zaman zaman vuruş atlamalarım olur. Ben kendi elektriğimi kendi jeneratörümde üretirim. Darbeler göndererek izn-i ilahi ile kalbi harekete geçiririm. Bununla beni düzenleyenin hiçbir şeyi ihmal etmediğini gösteririm.

Ömer zaman zaman otururken göğsünde bir acı hisseder. Bu acı birkaç saat önce yediği ağır bir yemekten dolayıdır. Ömer Sünnet-i Seniyyeye göre hareket edip midenin hakkı üç olduğunu bilse başına böyle hadise gelmez.

Ömer benim beslenmemi merak etmiştir. Ben de her organ gibi kanla beslenirim. Ben vücut ağırlığının iki yüzde biri olduğum halde kan miktarının yirmide birine ihtiyaç duyuyorum. Onun için diğer organların 10 misli kan tüketirim. Tükettiğim besini dört odacığımdan geçen kandan çekmem, bu beslenmemi ağaç gibi iki dala ayrılan bütün çevremi kaplayan kroner damarları aracılığı ile yaparım. Bu damarlarımdaki tıkanma ve arızalar beni çok etkiler. Fakat yine de ben hizmetimi Yaratıcımın tayin ettiği zamana kadar yaparım.

Ömer kalp rahatsızlığı geçirmemek için kilosuna dikkat etmesi gerekir. Şişmanlayarak alacağı her kilo için kılcal damarları 600 km uzayacaktır. Bu yeni hücrelere kan gönderebilmek için fazladan yükün altına girdiğim düşünülmelidir. Ömer’in kendi kan basıncını koruyabilmek için yapabileceği pek çok şey vardır. Birincisi fazla kilolarını atmaktır. Sonra sigara içiyorsa günlük aldığı 80-120 gr. nikotin oldukça tehlikeli bir miktardır. Bu miktar eller ve ayaklardaki damarların büzülmesine, dolayısıyla basıncın artmasına neden olur. Bu durumda daha süratli çalışmak zorunda kalırım. Sigara içmemek rahat çalışmamı sağlayan sebeplerden biridir.

Ömer benim kendisine uzun zaman hizmet etmemi istiyorsa stres ve sert mizaçlı olmaktan kaçınmalı ve kendisinin sakinleşmesi ile benim rahatlayacağımı düşünmelidir. Bir gemiye binen iki hizmetkardan gemiye itimat etmeyip yükünü kendi omzunda taşıyan yolcu gibi olmamalı, gemiye bindikten sonra yükünü gemiye teslim edip üzerinde oturan hizmetkar gibi Kadir-i Zülcelal’in yed-i kudretine emanet edip tevekkülle hayatını geçirmelidir.

Ömer yağlı birikintilerin atar damarlarımı tıkamaması için muntazam egzersizler yapmalı, günde birkaç kilometre yürümelidir. Birkaç kat merdiven çıkmalı, yiyeceklerine dikkat etmeli, tabii gıdalar almalıdır. Ağır yemeklerden sonra neler olduğunu görebilmesini çok isterdim. Kandaki küçük yağ habbeleri kırmızı kan hücrelerini çamurlu bir karışım halinde bir birine yapıştırır. Böyle karışımı kılcal damarlara göndermenin kolay olmayacağı takdir edilmelidir.

Ben Ömer’den çok fazla bir şey istemiyorum. Her türlü şartlarda hizmetimi yapmaya devam ederim. Yalnız Ömer cismani vücudunu idare eden benim gibi bir organa sahip olduğu gibi, imanın mahalli olan ve en evvel kendini yaratan bir Sanatkar’ı aramakla, kendi Sanatkar’ının vücudunu delilleri ile ilan eden, mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma’kes-i efkar-ı dimağ olan bir latife-i Rabbaniyeyi taşıyan batinî bir kalbinin olduğunu da unutmamalıdır. Ben onun bedenine hayatın suyu olan kanı neşretme hizmeti ile makine-i hayat olduğum ve maddi hayat benim işlemem ile kaim olduğu gibi, sekteye uğradığımda da ceset sukuta uğrar.  Onun gibi batınî kalpteki o latife-i Rabbaniye dahi iman nurunun sönmesiyle mahiyeti gayr-i müteharrik bir heykelden ibaret kalır.

Ömer iman nurunu söndürmemek için, bana gösterdiği ihtimamdan çok daha dikkatli olmalıdır. Benim arızam kısacık hayat-ı dünyeviyeyi tehdit eder. Batınî kalbin yaraları ise ebedi bir hayatı tehdit ettiğinin şuuru ile hareket ederek, kalbe girip siyahlandıra siyahlandıra iman nurunu kalpten çıkarıncaya kadar katılaştıran günahlardan kendisini korumalıdır. Hatta her bir günah içerisinde küfre gidecek yollar bulunduğundan onları istiğfar ile temizlemelidir. Batinî kalbini iman ile nurlandırıp, İslamiyetle manen sulayıp, ubudiyet toprağı altında terbiye edip, manevi bir tuba-i cennet çekirdeğini taşıyacak kıymettar hale getirip, saadet-i ebediyeyi sümbül verecek hizmetlerde bulunmalıdır. O zaman hayatın sırrını anlayan ve su-i istimal etmeyen bahtiyarların zümresine dahil olabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım