Çalışıyor(muy)uz, ama nasıl?

Biz insanlar bu dünya alemine belirlenmiş bir amaç için gönderilmişiz. Bu nedenle de her insanın sorumlu olduğu imtihanı aynıdır. Aslını ve yaratıcısını bulmak onun yönlendirdiği yolda ilerlemek ve yanlış dediklerinden kaçınmakla sorumludur.

İşte bu nedenle yaratılışı gereği insanlar dünyada çalışmak zorundadırlar. Bu dünyaya tembellik etmek ve rahat yaşamak için gelmemişlerdir. Kişilik ve karakter özelliklerimiz farklı olarak yaratılmış olsa da insanlar aynı sınava farklı şekillerde çalışır; bu nedenle de herkesin makamı, mertebesi ve aldığı insanlık notu çalıştığı ölçüde farklılık gösterir.

Peki en küçük bir damla sıvıdan yaratılan insan fıtratına uygun olanı yapmazsa ve çalışmasa ne olur?

Hücreler çalışarak tek hücreden bölünüp, çoğalıp organlarımızı ve bedenimizi oluştururken,

Tohumlar fıtratlarına uygun bir şekilde insanlara hizmet için karanlık toprakta çatlayıp, büyüyüp meyve, sebze vs. olurken,

Hayvanlar durmadan, duraksamadan çalışıp, büyüyüp eti, sütü, derisi ve hatta tüylerini bizim hizmetimize sunmak için çalışırken,

Ruh bedenin çürüyüp dağılmaması için, beden de ruha yakışır bir menzil olabilmek için çalışırken,

Gece ve gündüz, Dünya ve Güneş, kainat ve galaksiler… insanlara hizmet için hiç görevlerini aksatmadan çalışırken,

Sadece insanlara verilen akıl ve şuur dahi biz insanlara hizmet için kullandığımız ölçüde işini mükemmelen yaparken,

İnsandaki latifeler, his ve duygular işini yapıp çalışırlarken,

Biz insanlar çalışmazsak ne olur?

Sa’y: Çalışmak, bir maksadın elde edilmesi için gerekli gücü harcamaktır. Karşıtı “Atalet, bataet, meskenet (gevşeklik, miskinlik, umursamazlık)”dır. Bu İslam ruhuna asla uygun değildir. İnsan hak olan şeyleri elde etmek için düzenli bir çalışma ve gayret sahibi olmalıdır. Bütün ilerlemeler gayret ve çalışmanın neticesidir. Kur’an-ı Kerîm’de buyurulmuştur: “İnsan için çalıştığından başkası yoktur.”
Büyük İslam İlmihali, s. 462.

Bediüzzaman’ın (RA) da dediği gibi, “Belki, başka bir ebedi alemde mesudane yaşaması hikmetiyle, bu dünyada çalışmak ve onu kazanmak için gönderilmiştir.” (Asa-yı Musa, s. 196)

Kainatta her şey hareket halindedir. Sabit hiçbir şey bulunmaz. Her varlık düzenli bir şekilde çalışarak kainattaki intizamı oluşturur. Bu sebeple insan elinin değmediği her yer en mükemmel şekildedir. Düzenli, tertipli, nizam ve mizan içindedir.

Bir bakın çevrenize, çalışan herkes, başta insanlar mutludur ve huzurludur. Ne kadar fakir olsalar da hayata pozitif bir şekilde bakar. Çalışmayan ve tembellik döşeğinde keyif ve sefa yaptığını zannedenler ise rahat oldukları halde şikayetçidirler. Mutlu olmaklarını, istek ve arzularının hiç bitmediğini hep görür ve işitiriz onlardan. Acaba fıtratına uygun olanı yapmadıklarından olabilir mi?

Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedi daimi bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir.
(Lem’alar, s. 207)

Yine çevresine en fazla zarar veren insan çalışmayan, tembellik eden ve fıtratına uygun davranmayandır. Ne kendisi mutludur ne de çevresi. Herkes ondan şikayet eder, tembelliğinden ve zararlarından bahseder. Ama çalışan bir insan ise hem kendisi mutlu ve rahattır, hem de çevresi. Herkes ondan çalışkanlığıyla övgüyle bahseder.

Her insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” ayeti de bu hakikati destekler.

Arkadaş kazanmaya, para biriktirmeye, bir meslek edinmeye bir çalışan insan ancak çalıştığı ölçüde elde edebilir ve çalıştığı sürece hayatını devam ettirebilir.

Ayrıca çalışırken planlı ve programlı olmak işlerimizi bir sonuca götürebilir.

Peki çalışmak sadece maddi bir şey midir?

İnsanların kusurlarını araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak, güzel huy ve davranışlarını, mutluluklarını, başarılarını ve çalışkanlıklarını anlatmaya da çalışmak gerektir.

Küs ve dargın olanların arasını düzeltmeye çalışmak, bir insanın imanının kurtulmasına vesile olmaya çalışmak da çalışmaktır.

Anne baba olmuş olanların kendilerinin ve başkalarının çocuklarını güzelce terbiye etmeye çalışmak da maddi olmayan ama lezzeti en çok olan çalışmalardandır.

Üstadına talebe olanlar da davasını kimseyi kırmadan, incitmeden, nazik beden ve ruhlarını yaralamadan ve küstürmeden herkesin imanını kurtarmasına vesile olmaya çalışmaları da çalışmaların en güzelidir.

Her iki arı da aynı sudan içerler;
Lakin birinde bal diğerinde zehir hasıl olur.
(İnsan da tıpkı böyledir)
Biri yer, içer ahmak olur, Allah’tan ayrı düşer;
Diğeri yer içer; Allah’ın nuru ile dolar taşar.

Ne güzel demiş Mevlana hazretleri (RA)…

İşte bu dünyaya gönderilmiş nice insanlar vardır ki biri çalışır, yer, içer Cehennemi kazanır. Diğeri çalışır, yer, içer cenneti kazanır.

Çalışmak da, tembellik yapmak da, her şey bizim elimizdedir.

Bu sebeple biz biz olalım, çalışalım, birbirimize Cenneti kazandıralım, inşaallah.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım