Caminin cemali

Üniversite kampüsüne çok yakın mesafede küçük ama işlek bir mekan. Gelenlerin çoğu genç, çoğu öğrenci. Fakültedeki ders aralarında geliyor bazısı oraya. Şehrin merkezinde ve üniversiteye yakın olması gelenler için hayatı kolaylaştıran önemli bir husus. Müslümanların çoğunluğu teşkil etmediği bir ülkedeki bir camiden bahsediyorum.

Adım başı cami olmayan bir diyarda caminin ne kadar önemli bir mekan olduğunu hissedebiliyorsunuz. Önemini inkar edenler de şüphesiz vardır; onu mekanlardan bir mekan, binalardan bir bina olarak görenler mesela. Böylelerin hidayeti için, selameti için dua eder, geçeriz. Peki caminin önemini zamanında onu inşa etmekle idrak ettiğini gösterenlerin, caminin ihya edilmesini ihmal etmeleri ne ile açıklanabilir? Biliriz ki caminin bir de temsil boyutu vardır. Hususan gayrimüslim bir muhitte ise. Cemil olan Zat’a ibadet edilen mekanın cemil olması gerekir. Böyle camilerin varlığı da nitekim şükür sebebidir.

Gelin görün ki adeta stratejik kelimesiyle ifade edilebilecek bir konuma sahip olan bu cami idarecilerinin ihmaline kurban gitmekte. Ne ism-i Kuddüs’e ayine olma gayreti, ne de ism-i Cemil’e mazhar olma heyecanı. Temizliği, düzeni ve estetiği; içleri ısıtan değil soğutan bir manzara arz ediyor ne yazık ki. Bu üç hususun asgarî düzeyde tutulduğu bir caminin kürsüsünden İslam’daki temizlik anlayışından, düzen fikrinden ve estetik bilincinden bahsetmek neye yarar diye soruyorum kendime. Böyle bir mekanda, mekan bilincinin önemini daha iyi kavrıyor insan. Duruş’ta Ahmet Davutoğlu’nun mekân bilinciyle ilgili olarak yazdıklarına kulak verilse diyorum sonra:

Dış mekân kadar iç mekân düzenlemeleri de mekân bilincini yansıtır (…) Ama en azından onu döşerken, renklere, ışık yansımalarına ve eşyalar arasındaki ahenge dikkat et. Eşyaları seçerken sana seslenmelerine ve seninle iletişim kurmalarına özen göster.

 

İmar ettiğin mekanlarda kullandığın malzemeyi estetik ve adalet ile buluştur: yaptığın her eser güzel olsun, diğer insanların havasını, suyunu etkileyecek şekilde adaletli olsun ve doğayla uyumlu bir malzeme ahengini yansıtsın.

Davutoğlu, Duruş

Veya Bediüzzaman’ın şu hayatî tespitine kulak versek gayrimüslim bir ülkede yaşayanlar olarak:

Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler.

Nursi, Hutbe-i Şamiye

Dinimizin kemalatını fiillerimizle ortaya koymamız gerektiği gibi, eserlerimizle de onu izhar etmekle mükellefiz. Camilerimizdeki güzellik de esasında bir vaazdır. Kürsüden verilen vaazla asla çelişmemesi gerekir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım