Dağılmak

Dağılmak

HAYATIN AKIŞI içerisinde darmadağın olduğumuz, dağıldığımız anlar ve zaman dilimleri vardır. Dağılmak ve darmadağın olmak istenen bir şey olmamakla birlikte hayatın seyri içerisinde maruz kalınan arızi bir durum olarak kendimizi onun içinde bulabiliriz.

Dağıldığımız, darmadağın olduğumuz zamanlarda hemen toparlanmak, kendimize gelmek isteriz. Dağıldım toparlanmalıyım, daldım kendime gelmeliyim, zihnim dağıldı zihnimi toparlamalıyım, odam, masam, kitaplarım ve düşüncelerim dağıldı toplamalıyım. Dağılmak ve toparlanmak farklı şekillerde hayatımızın bir yerlerinde hep vardır.

İnsan dağılmak istemez, toparlamak, toparlanmak ister. Bir düzen, ahenk ve uyum ister. Ülkesinin, şehrinin, mahallesinin, evinin ve odasının dağınık olmasını istemediği gibi, düşünce ve ruh dünyasının da dağınık olmasını istemez. Peki, gerçek bir toparlanmayı nasıl yapabiliriz? Belki de gerçek bir toparlanma ve ahenk için iyice dağılmak gerekebilir. Dağılmadan toplamak mümkün müdür? İyi bir toparlama yapmak için iyice dağılmak gerekmez mi?

Bununla birlikte dağılmak (dağıtmak) ve toparlamak her alanda aynı şekilde tezahür etmez. Her zaman somut olarak göstermek mümkün olmaz. Birisi için dağınık olan başkası için toplu, başka birileri için de başka başka şekillerde değerlendirilebilir. Somut yönünün yanında çoğu zaman soyut yönü ile karşımıza çıkar.

Sohbet ve müzakere ortamlarında (çok net şekilde sınırları belli olmadığı durumlarda bile) konu dağıldı ya da güzel toparlandı diye kullanılır. Bir sohbet ve müzakere ne zaman ve ne yapılırsa dağılır, dağıldığına ya da toparlandığına kim karar verir?  Neye göre, kime göre dağıldık ya da neye göre, kime göre toparlandık?

Belki daha kritik bir mesele, sohbet ve müzakere yeni kapılar ve ufuklar açmak içinse zihinleri tek bir yerde toplamaya ve güzelce toparlamaya ihtiyaç olmadığıdır. Bazen konuşulan meseleye bir son nokta koyma ve son bir cümle bulma gayreti içine girebiliyoruz. Belki de meselenin müzakere ve sohbet olması son nokta konmamasını ve dağınık kalmasını gerektirmektedir.

Yıllar önce okuduğum bir kitaptan yaklaşık olarak mana itibarıyla şöyle bir cümle hatırlıyorum. “Bazı insanlar soru sorma maskesi altında duymak istediklerini sorarlar.” Baştan cevabı belli ve cevabı verilmiş, hatta kendi dünyamızda düşünce haline getirilmiş meseleler soru olarak soruluyor. Kendimizi onaylatmak, egomuzu tatmin için sorulan, beklentisi ve cevabı belli sorular…

Hâlbuki soru, cevabı bilinmeyen ve cevap aranan ve rahatsız eden bir şeydir. Bu tarz ortamlarda onlara göre insanların duymak istediklerini söylemediğinizde dağıtırsınız, duymak istediklerini söylediğinizde ise toparlarsınız.

Müzakere kültüründen, ihtilaf ve eleştiri ahlakından uzak, kalıp düşünce ve cevapların olduğu ortamlarda –zihin konforunun bozulması istenmediği için– yeni soruları gündeme taşımak dağılmak (dağıtmak), felsefe yapmak, kafa karıştırmak ya da kafası karışık olmak gibi anlamlara gelmektedir.

Mehmet Kaplan
Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.