“Din koçu” nasıl olunur?

Yani “olmak” istiyorsanız amel edin, dindar olun ama din koçu olmaya heveslenmeyin. Kısaca oldum demekle olamazsınız, “olmakla” olabilirsiniz. Maşuk Yamaç

Bir kelime, bir tamlama, bir cümle nasıl bir yazıya dönüşebilir? Yaprakları birbiri içine sarmalanmış bir gül goncası gibi. Bütün yazılara bu minvalde bakmalıyız belki de. Yazılan her bir cümle bir sonrakine sarılıyor gibi hissediyorum bazen. Yazılan her eser bu tadı verecek diye bir kaide yok. Bazı yazılar boş bir duvara bakıyormuş hissi verirken bazı yazılar ise o Güzel’in kokusunu ve kendisini hatırlatıyor. Kelimelere ruh vermek de herkese nasip olmuyor. Özellikle bazı dönemlerde hakikat telakki ettiğin şeyleri dahi okunduğunda “evet doğru söylüyor” demekle yetiniyorsun. Hakikati bizden uzaklaştıran ya da bizi hakikatten uzaklaştıran şey nedir? Bu iki soru aslında hayatımın en temel sorularındandır. Herkesin cevabını bulmayı beklediği sorular vardır ve bu minvalde hayatını hayatlandırır.

Bu sorularım ışığında hayatımı tatlandıran tabir-i caizse ağzımın tadını yerine getiren yegane bir eser tanıdım. Geçmişime dönüp baktığımda böyle bir rızıkla nimetlendirilmenin şükrünü nasıl eda edeceğimi düşünüyorum. İnsan olmanın zor olduğu kadar kolay olduğunu da bu eserlerden öğrenmenin hazzını yaşıyorum. İnsana ne zaman “insan” deneceğini bu eserlerden öğreniyorum. Kısacası bu eserle yavaş yavaş hayatı keşfediyor, ayrıntıları fark ederek ama ayrıntıda boğulmadan tevhid hakikatini idrak etmeye çalışıyorum.

Otururken, kalkarken, yürürken kimsenin vermediği anlamları vermeye başlıyorsun eşyaya. Eşyanın isimden öte sana öğretilenden öte bir şey olduğunu fark ediyorsun. Farkındalığın arttıkça daha bir insan olduğunu hissediyorsun. Hatta yalnız da olsan bu yolculukta âlâ-yı illiyyine çıkmaya bir yol açılıyor önünde. Esfel-i safiline çekecek her şeye sen yol veriyorsun. Çürütüyorsun o şeyleri. Ubudiyet, iman, dua ve imtihan kavramlarıyla bir sarmal oluşturuyorsun. Bunların hepsi bir süreci gerektiriyor. Ve Rabb-i Rahim’in “ol der, o da oluverir” hakikati gibi olmadığını fark ediyorsun her şeyin. Birdenbire oluveriyor her şey ama kamil insan birdenbire oluvermiyor. Birdenbire yalnız O yaratabiliyor.

Kavramlar… Bir gül goncası gibi insaniyetimi ifade eden kavramlar… İhlas, sadakat, ubudiyet, iman, dua…

Son günlerde ne çok rahatsız eden şey var bizleri değil mi? İnsan hikmetli sözler arıyor. “Bulanlar ancak arayanlardır” klişe sözünü de buraya iliştirmek istiyor canım. Ve yazımızın başına dönersek yazılan bir tamlama insana neler düşündürüyor? İçine güneşi hapseden bir su kabarcığı gibi adeta değil mi? Hikmetli söz peşinde koşanın bazen de cümle kucağına düşüveriyor. Diyor ki: “Yani ‘olmak’ istiyorsanız amel edin, dindar olun ama din koçu olmaya heveslenmeyin. Kısaca oldum demekle olamazsınız, ‘olmak’la olabilirsiniz.”

Yaşam koçları var bilirsiniz. Hiç hazzetmediğim bir kavram. “Yaşamın koçu mu olur?” dedirtiyor her seferinde. Yıllar önce diksiyon eğitimi alırken bir arkadaş kendini yaşam koçu olarak tanıttığında hafif bir tebessüm ettiğim aklıma geliyor. Açıkçası ne iş yapıyorlar hala bilmiyorum ama “din koç”larının ne iş yaptıklarını iyi biliyorum. Komik geliyor değil mi kavram? “Din koçu!”…

Birkaç gündür bu kavramı Risale-i Nur’dan öğrendiklerimle mezcetmeye çalışıyorum. İman ile amel arasındaki derin ilişkiyi düşünürken söylemlerim ile eylemlerimi gözden geçirme fırsatı buluyorum.

Biriyle konuşurken ettiğim hikmetli sözlerin gerçekten hikmetli olup olmadıklarını kalbimden çıkarken anlayabiliyorum. Bir yarası var ve deva arıyor. Hocam diyor: “Konuş. İyi geliyor.” Lakin ağzından çıkan sözlerle amellerini kıyasladığında anında bir “din koçluğu”na soyunduğunun farkına varıyorsun. Belki kendinden utanıyorsun. Utanabiliyorsan meziyet tabii ki. Ben hala utanabiliyorum. İdrak edemediğim, yaşayamadığım her bir hakikatin ağzımdan kelimeler halinde döküldüğünü fark ettiğimde utanıyorum, utanıyorum ve utanıyorum… “Utanmayı nasip etsin Rabbim” diyorum. “Hakikati haykırıyorum, haykırmaya devam edeceğim” derken adi bir mümin derekesine inmekten korkuyorum… Amelde oldukça geri kalıp bunu haykıranlara da hayret ediyor ve dua ediyorum.

Her şeyden evvel kendi itikadının önemli olduğunu, hayatın “ben”den başladığını, “ben”i tanımadan “biz” olamayacağımızı hatırlatan arkadaşların varlığı için Allah’a şükrediyorum.

İman ve amel ilişkisi üzerine çok şey yazılabilir. Amacım sadece biraz hiç muhasebe sadece kendimle…

Latest posts by Habibe Işık (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım