Düsturların aynasında (1): Şahıs yok mu?

Bir düşünceye yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisi onu yanlış anlamaktır. Yanlış iliklenen ilk düğme misali, yanlış anlaşılmış düşünceden sonra da doğru davranış sergilemek mümkün olmuyor. İnsanın olduğu her yer gibi Risale-i Nur hizmeti yapan çeşitli mecralarda da yanlış uygulamalara rastlıyoruz. Hataları büsbütün yok etmek mümkün olmasa da onlarla yüzleşip gücümüzün yettiği kadar mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum.

İlkini bu yazının oluşturduğu bir dizi makale serisinde odaklanmayı arzu ettiğim hatalar, temelinde Risale-i Nur’un yanlış anlaşılan bazı düsturlarının bulunduğu uygulamalar. Bu vesileyle çokça ihmal edildiğini düşündüğüm öz eleştiri mekanizmasını işletmeyi ve aynayı kendimize tutmayı istiyorum. Bu yazılarda zikredilecek olan meseleler elbette ki genelleştirilemez, kendi gözlemlerime dayalı sınırlı vakalar üzerinden konuşacağım.

Kimilerince yanlış anlaşıldığını düşündüğüm meselelerin ilki “mesleğimizde şahıs yok” düşüncesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan bazı uygulamalar. Yukarıda da kısaca değindiğim gibi bu düşüncenin Risale-i Nur’da bir temeli var. “Zaman şahıs zamanı değil, şahs-ı manevî zamanıdır. Risale-i Nur’da şahıs yok, şahs-ı manevî var” veya “Bâki bir hakikat, fâni şahsiyetler üstüne bina edilmez” gibi yerleri örnek olarak verebiliriz. Enaniyetin tehlikelerinden bahseden çeşitli kısımları da örneklere dahil edebiliriz.

Üstadın koyduğu bu ölçüler garip bir şekilde yorumlanarak “Kim okursa okusun, okunan Risale-i Nur ise okuyanın ehemmiyeti yok” tarzındaki uygulamaların kaynağı olarak gösteriliyor bazı ders ortamlarında. Bu durum ise ehliyetin yok sayılması anlamına geliyor. Sanki herkesin seviyesi müsavi imiş gibi, vurgunun tamamen metne yapılmasını sorunlu buluyorum. Risaleyi daha iyi bilenlerden istifade etmeyi engellemesi açısından da son derece kısıtlayıcı bir tutum. Kişinin kendini herkesten aşağı görmesi tevazudur. Fakat herkesi bir görmenin zımnında “Benden üstünü yok” anlamı saklıdır ve kibir alameti sayılabilir. Hepimizin Risale-i Nur talebesi olması kötü /iyi/daha iyi talebe gibi derecelendirmeleri ortadan kaldırmaz.

Evet, Üstad şahsiyet ve enaniyetle ilgili çok önemli uyarılarda bulunmuştur. Ama o bu ikazları, biz Risale derslerimizde ehliyet ve liyakati göz ardı edip müfritane bir “kişilere ehemmiyet vermeme” tutumuna girmemiz için yapmamıştır. Hangimiz Risaleye hakkıyla vâkıf birisinin yaptığı dersi herhangi birimizin “açıp bir yerden okuruz” modunda yaptığı dersle bir tutabilir? Eğer okunan önemliyse birincisi neden daha tesirli oluyor? Demek ki okunan kadar okuyan da çok önemli. Zaten Üstadın da bu konudaki yaklaşımını şu sözünde bulabiliriz:

“Hazmolmayan ilim telkin edilmemeli. Hakikî mürşid-i âlim koyun olur, kuş olmaz; hasbî verir ilmini. Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü. Kuş veriyor ferhine lüabâlûd kayyını.”

Risale dersleri için de geçerli olan bu ölçüyü keşke yanlış anladığımız “şahıs yok” düşüncesiyle heba etmesek. Heba olan yalnızca ölçü olmuyor, onunla beraber derslerin keyfiyeti de kayboluyor.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım