Ene çadırı

AĞUSTOS’UN İLK HAFTASINDA iki farklı mekânda ailece çadır kurma fırsatı nasip oldu: Birincisi Çam Dağı’nda altı aile birlikte iki gece, ikincisi de köyüm Ayvazpınarı’nda iki aile birlikte tek gece geçirmek anne-baba, çoluk, çocuk hepimize çok iyi geldi. Büyükşehrin keşmekeşi, sanal dünyanın cazibesinden kendimizi kısa bir süre de olsa kurtarıp kâinatın ve özellikle de kendimizin gerçekliğiyle yüzleşme imkânı elde etmek huzur vericiydi.

Çam Dağı’ndaki iki gecelik kampımız Aziz Üstad’ın Üçüncü, Dördüncü ve Altıncı mektuplarında bahsettiği halet-i ruhiyesini bir nebze de olsa yeniden hissetmemizi temin etti. Onun “insten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet” ettiği tefekkür mekânında başta gökyüzü ve yıldızlar olmak üzere kâinat tüm ihtişamıyla bizimle sohbet etti. Biz de Üstad’ın lisanıyla o sohbete iştirak etmeye çalıştık:

Dinle de yıldızları şu hutbe-i şirinine,

Nâme-i nurîn-i hikmet bak ne takrir eylemiş.

Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:

Bir Kadîr-i Zülcelâlin haşmet-i sultanına,

Birer burhan-ı nurefşânız biz vücud-ı Sânia,

Hem vahdete hem kudrete şahitleriz biz.

Üstad’ın “Kendimi feza-yı kâinatta sür’atle seyahat eden pek büyük bir geminin yüksek bir mevkiinde gördüm” dediği gibi Çam Dağı ehl-i tefekküre kâinatı bir okyanus, dünyayı bir gemi ve dağın zirvesini de bir kaptan köşkü şeklinde gösteriyor. Akşam olduğunda güney istikametinde –sağdan sola– Terazi burcunda Ay (Kamer), Akrep burcunda Jüpiter (Müşteri) ve Yay burcunda da Satürn (Zuhal) “birer kumandan suretinde” semada parıldıyor. Gecenin ilerleyen vakitlerinde de doğu istikametinde Boğa burcunda Ülker (Süreyya) tüm güzelliğiyle doğup yükselerek gökyüzünü zinetlendiriyor.

Betonlaşmış şehirlerin dar apartman dairelerinin kiracıları için çadır kurmak bir yönüyle özgürlük sunuyor. Mülkullahta istediğiniz bir mekânı mesken ediniyorsunuz. Mâlikü’l-mülk’ün memleketinde âbid bir memlûk ve seyyah olduğunuzun farkındalığını yaşıyorsunuz. Mülk ile özellikle de yaratılışın menbaı olan toprakla aranıza çok az şey perde oluyor. Huzuru bozan, gafleti kalınlaştıran birçok sunî şeyden arınıyorsunuz. Bu anlamda hem Çam Dağı hem de köyümde kurduğumuz çadırımız bize Allah’ın yeryüzünde aziz bir misafiri olduğumuzu yakînen hissettirmesi, mülkiyet iddialarımızı zayıflatması, aile bağlarımızı güçlendirmesi, mevcudatın ve vücudumuzun yaratılış sırlarına odaklanmamızı sağlaması gibi birçok farkındalığı beslemesiyle çok anlamlı bir deneyim oldu.

Çadır kurma maceramız benim için enfüsi dünyamdaki en büyük bir emanet olan “ene”nin mahiyetini anlamam noktasında bir deneyim de kazanırdı. Malum, bir eve kıyasla çadır hem dar hem de çok kısa süre kalınan bir mekân. Bu nedenle bu sınırlı mekânın emanet olduğunu her ânında hissediyorsunuz. Muvakkat vehmi malikiyetinizi de çadırı toplayınca süratli bir şekilde terk ediyorsunuz. İşte bu halet-i ruhiye maneviyatta özellikle enenin istimalinde hâkim olması gereken kritik bir durum.

İnsan Allah’ın rububiyet, mülk, ilim, kudret, sanat gibi dairelerinde “ene çadırı” ile sınırlı ve mevhum bir rububiyet, malikiyet, ilim, kudret ve sanatkârlık vs. kazanıyor. Kendi vehmi özelliklerinin ölçüleriyle Allah’ın sonsuz fiil, isim, sıfat ve şe’nlerinin tecellilerini fark ediyor, tartıyor, tanıyor ve tanıtıyor. “‘Buraya kadar benim, ondan sonra O’nundur’ diye bir taksimat yapar. Kendindeki ölçücüklerle onların mahiyetini yavaş yavaş anlar.” Bu anlamda Allah’ın bütün isim, sıfat ve şe’nlerini bilmeyi sağlayacak ölçüler enede derç edilmiştir.

Allah’ı tanımak noktasında ene bu ehemmiyetli vazifeyi tamamladıktan sonra insanın işi bitmez. Zira ene bu vazifeyi gerçekleştirirken gizli bir şirk (şirk-i hafî) içindedir. Vehmî dahi olsa kendinde bir rububiyet, malikiyet, ilim, kudret vs. varsaymaktadır. Çadırını toplayıp bulunduğu mekânı terk eden bir seyyah misali bir abd-i aziz de vazifesinin hitamında ene çadırını toplayarak her türlü rububiyet ve malikiyet iddialarını terk etmelidir.

Vakta ki ene vazifesini şu suretle ifa etti, vahid-i kıyasî olan mevhum rububiyetini ve farazî mâlikiyetini terk eder. لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ der, hakikî ubûdiyetini takınır, makam-ı ahsen-i takvime çıkar.

Yolda gelirken şoför koltuğunda şunu da düşündüm: Aslında içinde bulunduğum aracım da bir çadır mahiyetindeydi. Hatta mekân edinme açısından çok dinamik bir çadır hükmündeydi. Zira araçla her ân bir mekânda bulunup hızlı bir şekilde bir önceki mekânı terk ediyorduk. Rotamız, şeridimiz, hızımız gibi faktörlere göre mekân edinme biçiminiz, süremiz de değişmekteydi. Bu hızlı değişimde küçük bir gecikme ise ölümcül kazalara yol açabiliyordu. Enenin mahiyetini başta çadıra benzetmiştim ancak “ene aracı” denilmesi de bana bu açıdan çok daha anlamlı geldi. Ve şöyle manada dua etmeye karar verdim: Allah’ım, bir çadır ya da bir araç mahiyetindeki enemin mülkiyet ve rububiyet iddialarından arınmama yardım et, her iki dünyamı tehlikeye atabilecek ene kazalarından beni muhafaza eyle. Amin!

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Ene çadırı” üzerine 2 yorum

  1. Gölcük Ayvazpinar köyünde ilk Çadır Kamp tecrübesi ve macerasınıi 1976 yılında yaşamıştık. Risale-iNur okuma programları için. O yıl yazında çok rahmet yağmıştı. Köylüler bu seneye kadar böyle yağmamıştı dediler. Köylüler bize çok yakın alakadar olmuşlardı.
    Tam tefekkürün muhteşem coğrafya
    Firsatim olursa o mekânda ben de o çadır terbiyesinden tekrar geçmek isterim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.