Ene üzerine-2: insana verilen emanet

EMANETİN LÜGAT MANASI, geri almak üzere bırakılan şey, bir eşyanın belli bir süre için bırakıldığı güvenli yer, saklanıp korunmak üzere insana, maddi veya manevi bir hakkı verme, can şeklindedir. Emanetin ayette zikredilen manası hakkında ise değişik görüşler mevcuttur. Emanet hakkındaki bu görüşlerden bazıları ise şöyledir: Kur’an, dini tekliflerin tamamı, İslam’ın emirleri, farzlar, Allah’ın emirlerine hakkıyla itaat, yasaklanan şeylerden sakınmak, ibadetler, insana ihsan edilen her nimet, akıl, yeryüzüne halife olma kabiliyeti, devlet idaresi, insan azaları, halk arasında bilinen emanet gibi.

Kur’an Yolu tefsirinde emanetle ilgili olarak Ahzab suresinin 72. ayetinin tefsiri yapılırken bu ayetin benzetme ve temsil yoluyla bir anlatıma sahip olduğuna dikkatler çekilmektedir. Ancak diğer bazı tefsirciler bu ayeti hakiki manasıyla ele almışlardır. “Allah’ın ezelde, göklere, yere ve dağlara şuur verdiğini, emaneti almayı onlara teklif ettiğini, onların bundan çekinerek yüklenmek istemediklerini, sonra insana teklif ettiğini, insanın ise tabiatı itibariyle bilgisiz ve neyi nereye koyacağı konusunda genellikle başarısız olduğu için, başka bir deyişle dağlar taşlar kadar bile düşünemediği, bilemediği için emaneti yüklendiğini” ifade ederek ayeti böyle anladıklarını öne sürmüşlerdir.

Kur’an Yolu tefsirinde ise bu ayette temsili bir anlatım olduğu vurgulanmakta ve bu ayetten maksadın şu şekilde olduğu dile getirilmektedir:

Emanet, ilk bakışta insandan daha büyük, güçlü ve dayanıklı gibi görülen göklerin, yerin ve dağların taşıyamayacağı kadar ağır ve önemlidir. Bu ağırlık ve önemdeki emaneti insan yüklenmiştir. Çünkü o, bir yandan bunu yüklenecek kabiliyet ve yetenektedir, ama öte yandan neyi yüklendiğinin farkında değildir, onu hakkıyla taşımada başarılı olamamaktadır. Yani insan şuursuz ve cahil olmamalı, kimliğinin, kabiliyetinin ve yüklendiği emanetin farkında olmalıdır; bu konulardaki bilgisizlik büyük bir cehalettir. Taşıdığı emanetin hakkını yerine getirmeye de gayret etmelidir, onun hakkını yerine getirmemek büyük bir zulümdür.[1]

Esasında bir din terimi olarak emanete pek çok mana yüklenmektedir. Bu yüklenen manalardan ayetteki maksada en yakın bulunan ise “tevhid kelimesi ve inancı, adalet, okuma-yazma, akıl ve yükümlü (mükellef) olma kabiliyeti ve Türkçedeki anlamıyla emanet” olarak dile getirilmekte ve bu manaların tümünden “insanın, akıl ve hür iradeye dayalı yükümlülüğü” kavramının diğerlerine şamil olduğuna kanaat getirilmektedir.

İnsan haricindeki diğer bütün mahlûkat tabiatlarının iktiza ettiği şekilde hareket ederler, bu yaşam çerçevesinde davranış şekillerini kendine göre programlayamazlar. Ve bu nedenle de onların fıtratları “Bunu niye böyle yaptın?” sorgusuna muhatap olmaz. Ama insana verilen cihazlara, kabiliyetlere baktığımızda şuur, akıl ve duygulara sahip olması gibi pek çok özelliklerin fıtratına konulmuş olması; insanın bilgi edinme, karar verme, davranış geliştirme gibi hayatının plan ve programını düzenleyebileceği birçok özelliklere sahip bir niteliktedir. Fakat bununla beraber din ve ahlak kaidelerine uygun yaşayabilmesi ve doğru, hayırlı bir hayat sürebilmesi için de nefsiyle mücadele etmesi, hayvani, şehevani, gadabi duygularının, önüne koyduğu bariyerleri atlaması gereken bir süreçten de geçmesi gerekmektedir. Bundan dolayı vahiy endeksli bir yaşam olmadığı takdirde yani bir hidayet desteği olmadıkça insanın çok cahil ve çok zalim olabileceği bu ayette zikredilen ifadelerle de anlaşılmaktadır. Zira insan, üzerine konulan yükümlülükleri yapma konusunda çok gafil olmakla beraber tembelliğe de meyillidir. Ancak insana verilen “yükümlülük kabiliyeti” çok ehemmiyetli bir emanettir. Emanetin hakkı verildiğinde insan kâinattaki mahlukatın en şereflisi olmaya şayandır ve ala-yı illiyyin (meleklerden üstün) mertebesine çıkabilir. Ancak emaneti bihakkın kullanmaz, suistimal ederse esfel-i safilin (hayvanlardan aşağı) derekesine inebilir. Bu nedenle emanet, insandan başka hiçbir varlığın yüklenemeyeceği kadar kıymette ve ehemmiyettedir.

Eğer ayette geçen “emanet” Türkçedeki yüzeysel anlamıyla ele alınıp yorumlanır ise; genel bir anlam kümesi oluşturarak manevi emanetin önemine bakmak gerekir ki bu da insana verilen maddi ve manevi vazifeler bağlamında değerlendirmek demektir. Ve eğer insan bu emanetin yüklenilmesinin hikmetini anlarsa onu selamet kapısına çıkaran bir saadete kavuşacak. Ancak eğer o emaneti bihakkın ifa etmezse acı bir sonla karşılaşacaktır.[2]

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ise eserinde Ahzab suresinin 72. ayetinin tefsirini yaparken “emanet”i şöyle izah etmektedir:

Allah’ın gerek kendi hakları ve gerek insanların hakları ile ilgili emirlerinin ve yasaklarının, hükümlerinin yerine getirilmesinde Allah’ın emîn’i, inanç memuru olmak demek olan emanetini, yani Allah’ın diğer eşyada olduğu gibi zorlama ile değil, hoşnutlukla gönülden tercihle yaptırmak istediği serbest fiillerden emrine itaatle halifeliği demek olan görev ve yükümlülüğü; o göklere ve yere ve dağlara, büyük varlıkların hepsine teklif eyledik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve çekindiler, gerçi gökler ve yeryüzü, Allah Teâlâ’nın “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin”[3] gibi kâinata yönelttiği emirlerini “İsteyerek geldik.”[4] diye isteyerek kabul ettiler. Öyle iken başkalarının haklarının yüklenmek manasını ifade eden emanet kendilerine teklif olunduğu zaman çekindiler ve ondan korktular. Emanet, böyle göklerin ve yeryüzünün ve dağların dayanamayacakları derecede ağır, yerine getirilmesi zor, sorumluluk getiren büyük ve korkunç bir yüktür. Burada “teklif” etmeyi ve “yüz çevirme”yi gerçek mânâsı üzere anlayan tefsir bilginleri varsa da, çokları emanetin büyüklüğünü beyan için “temsili istiare” biçiminde bir ifade olduğu kanaatine varmışlardır. Emanet ifa edildiği takdirde sonuçları çok büyük bir keramet olduğu gibi, yerine getirilmediği takdirde de hıyanet ve tazmin etmek cezası ile büyük bir rüsvaylıktır, rezalettir. İnsan ise onu yüklendi, (belâ) dedi, teklifi ve halifeliği kabul etti. O insan çok zalim ve çok cahil bulunuyor.“[5]

Ömer Nasuhi Bilmen ise tefsirinde bu ayetle ilgili olarak yaptığı izahta insana verilen vazifelerin çok önemli olduğunu bildirmekte ve emaneti “dini yükümlülük” olarak yorumlamaktadır. Bu ayetle insana büyük bir ihtar verildiğini ve şirk ehlinin cezaya müstehak olmakla beraber iman ehlinin büyük mükafatlara nail olacağına dair bir müjde verildiğine işaret etmektedir. Ve bu ayet insanın çok mühim bir vazifeyi üstlendiğini beyan ederek insanı uyanmaya davet etmektedir. Bilmen tefsirinde bu ayeti şöyle izah etmiştir:

[Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik] yani: İbâdetlere, emanetleri korumaya, âdilce hareketlere ve diğer görevleri yerine getirmeye âit dinî görevleri o büyük varlıklara emrettik, onları bu hususta serbest bıraktık (onlar) ise o kadar büyük birer varlık sahipleri oldukları halde (onu yüklenmekten çekindiler) o teklif edilen vazifeleri üstlenmeye cür’et edemediklerini itiraf ettiler (ve ondan korkuya düştüler). Böyle ilâhi teklifleri üzerine almaktaki mes’uliyeti düşünerek ondan dolayı titreyip durdular, onları kabul edeceklerine dair söz vermeğe cesaret edemediler. Yani: Onlar ya Cenab-ı Hakk’ın verdiği bir kabiliyetle böyle bir teklifle karşı karşıya kalmışlar, böyle bir mazerette bulunmuşlardı. Yahut onların mahiyetleri bakımından böyle bir teklife karşı lisanı halleriyle bu şekilde acizlik gösterecekleri temsil yoluyla beyan buyurulmaktadır. Halbuki, o Yüce emaneti (insan yüklendi) insan nevi ruhlar âleminde: Belâ – Evet diyerek o muazzam ilâhî teklifleri kabul etmiş oldu. Bünyelerindeki zaafa rağmen böyle mühim vazifeleri ifa edeceklerine dair söz verdiler. Veyahut insan nevini temsil eden Adem Aleyhisselâm böyle bir taahhütte bulunmuş oldu. (Şüphe yok ki, O) İnsan nev’i, fertlerinin çoğunluğu itibariyle (çok zâlim, çok bilgisiz oldu) nefislerine zulmeder oldular, üstlendikleri emânetler hakkında bilgisizlik gösterdiler, onlara riâyette bulunmadılar, kendilerinin değer ve şerefini yükseltecek olan o emanetleri güzelce korumaya çalışmadılar. Emanet; eminlik, başkasına ait olmak üzere bir kimsenin yanında bulunan şey, bu şey muhafaza için verilmiş olunca “vedia” adını alır. Dini vaziflere de ehemmiyetlerine işaret için emanet denilmiştir. Geciktirmeksizin yerine getirmesi mükellefe vacip olan dinî bir vazife, bir emânettir. Emanetlere riayet ise, mühim bir görevdir. Onlar, Allah’ın haklarından oldukları için onların tam bir itaat ve boyun eğmekle kabul edilip muhafazasına çalışılması icab etmektedir. Emânete hıyânet ise en büyük bir cinayettir. [Hâin olma; yer emânetle cihâna şöhreti” “Herkesin destindedir âlemde zill-ü rif’ati][6]

Emanet ve ene ilişkisi

Kur’an-ı Kerim’de “Allah hiçbir nefse vüs’atini aşan (güç yetiremeyeceği) bir vazifeyi teklif etmez”[7] buyrulmaktadır. Madem her yaratılan mahlûk kendi fıtratı kabiliyetince bir vazifeye sevk edilmektedir. Öyleyse insana vedia olarak bırakılan emanet de insanın fıtrat ve kabiliyetlerine uygun olduğundan dolayı verilmektedir. İnsanın hususiyetlerine bakıldığında Tin suresinde zikredildiği üzere en güzel şekilde yaratılması ve eşref-i mahluk olması cihetiyle diğer tüm mahlukattan daha farklı bir vazifesi bulunduğu aşikardır. Hem insan ruhunun diğer mahlûkattan önemli bir farklılığı daha mevcuttur. İnsana cüz’i irade verilmiş, imtihan sırrınca tercih etme vasfıyla haiz kılınmıştır. Kendisine verilen vazifeyi yapıp yapmamada serbest bırakılmıştır, dolayısıyla zalim ve cahil oluşunun kaynağı bu cüz’i iradeyi yanlış kullanması yani nefsin emrine vermesidir. Büyük bir emanetten bahsedilen Ahzab suresinin 72. ayetinde insanın fıtratının emaneti yüklenebilecek özellikte yaratılmış olması ve bunu yüklenmesi için de insana bu arzın hazırlanmış olduğunu anlıyoruz. Zira emanet irade sahibine verilir.

Emanetle ilgili olarak ayet-i kerimede dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise emanetin göklere, yere ve dağlara “teklif” değil “arz” edildiğidir. Zira teklif olsaydı reddedilmesi düşünülemezdi. Burada geçen “arz” etmekte başka bir mana bulunmaktadır. Misal olarak bir padişah huzuruna çağırdığı bir neferine bir vazife arz eder. Mesela ona ”Sen katiplik yapabilir misin?” der. O nefer, padişahından özür dileyerek “Benim okuma yazmam yok; olsaydı emrinizi yerine getirirdim” der. Bu teklif “Bana bir su getir” emrine benzemez. Suyu her asker getirir ama katipliği herkes yapamaz. Emanetle ilgili ayette de Allah göklere, yere ve dağlara emaneti arz etmiştir. Bu arz edişin özelliğini bilemeyiz ve onların bu vazifeden çekinmelerini de bir isyan olarak değerlendirmek mümkün değildir. Onlara teklif edilen vazife onların kabiliyetleriyle, yapabilecekleri cinsten değildir. Ama insanın yaratılış özellikleri verilen kabiliyetler, bu vazifeyi yapmasına uygundur. Nitekim göklerin, yerin, dağların çekindiği bu emaneti insan yüklenmiştir. Öyleyse bu vazife, bu emanet nedir?

Bediüzzaman Haşir risalesi isimli eserinde bu emanetin “insanın istidadı” olduğuna işaret etmekte ve Ene risalesinde yaptığı izahla insandaki bu istidada yüklenen aletlerden sırlı pek çok hususiyete sahip ene vasıtasıyla “küçücük cüz’i ölçüleriyle, sanatçıklarıyla Halık’ını, muhit sıfatlarını, külli şuunatını, nihayetsiz tecelliyatını ölçerek bilmek” olarak açıklamaktadır.”[8] Yani kısaca ene, ayette zikrolunduğu üzere insana vedia olarak bırakılan emanetin ferdlerinden ferddir ki o ene aletini her kim sırat-ı müstakim yolunda, fıtratına uygun olarak çalıştırsa emaneti bihakkın eda etmiş olur ki, o zaman da çok zalim ve çok cahil olmaktan kurtulmakla beraber Cenab-ı Hakk’ın marifeti yolunda büyük merhaleler kaydedebilir.

_____________________________________________________________________________________

[1] Hayreddin Karaman vd., Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, c. 4, s. 405-407.

[2] Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, c. 4, s. 405-407.

[3] Fussilet 41/11.

[4] Age.

[5] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Diyanet Vakfı Yayınları.

[6] Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri.

[7] Bakara, 2/286.

[8] Alaaddin Başar, Risale-i Nur’dan Kelimeler ve Cümleler, Zafer Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.