Fide

Bir tohum içinde ism-i Hafîz’in cilvesiyle ve ihsanıyla binler hazineyi barındırıyor. Bu hazinelerin neşvünema bulması içinse ilk şart, hazineyi korumakla görevli olan kabuğun emeklilik vakti gelmeden tohumun toprağa olan özlemini gidermek. Gün gelecek, bahar olacak. Tohumun toprak altına girip ölmesiyle fide hayatını netice verecek. Hazineler yavaş yavaş ortaya çıkacak. Bunun için sabırla fide işlenecek. “İnsan için ancak emeğinin karşılığı vardır” (Necm 53/39) ayetinin sırrıyla ne kadar çok fide işlenirse o kadar büyük bir orman meydana gelecek. O ormanlar da, ehl-i bid’a fırkalarının dikenlerinin görülemeyecek kadar az olduğu ormanlar olacak inşaallah.

Maddi baharın vakti hiç şaşmıyor, Mart geldi mi, bitkiler için artık bahar demektir. Peki, maddi bahar gibi, “Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim. Siz, inşaallah, cennetâsâ bir baharda gelirsiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaklar” şeklinde bizim için baharı müjdeleyen Bedîüzzaman hazretlerinin kastettiği manevi bahar ne zaman gelecek? Şahsen, sürekli hayalini kurduğum ittihad-ı İslam ne zaman sağlanacak? Kur’an medeniyeti ne zaman felsefe medeniyetine galebe çalacak? Müslümanlar denildiğinde ne zaman tüm insanların aklına iyi insanlar gelecek?

Hutbe-i Şamiye adlı eserde zamanın hatt-ı müstakim üzerine hareket etmediği, dünya gibi dairesel bir hareketi olduğu belirtiliyor.

Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşaallah. Hakikat-i İslamiyenin güneşiyle, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz.

Zamana olan imanımız bu yönde olduğunda Asr-ı Saadet’in bir izdüşümünü günümüzde ya da yakın zamanda yaşamayı hayal edebiliyorum. Ancak çoğu zaman bahardan önce kış olduğunu ve kışın çok şedid geçebileceğini zihnimden çıkarınca yeise kapılmaktan kendimi kurtaramıyorum. “Bahar ne zaman başlıklı yazıda Mehmet Kaplan“Bugün biz de bir karar vermemiz gerektir ki hüsn-ü zan edip müjdeler verip, şevki mi arttıracağız; yoksa su-i zan edip olumsuzluklara odaklanıp, zaman da boğulup ümitsizliği mi aşılayacağız?” şeklinde soruyor. Kışta baharı gösteren nurlar ne de güzel nazara sunuluyor. Nurlardan aldığımız dersle bizler de baharın fırsatlarını kaçırmamaya çalışmalıyız. Bir sonraki bahar ne zaman gelir, kim bilir?

İttihad-ı İslam noktasında bugüne kadar birçok tohum ekilmiş olabilir. Bizler hala ekiyor da olabiliriz. Belki zamanlama hatası yapıyoruz, belki fazla ilgi gösteriyoruz, belki de her şeyi tam yapıyoruz ama kaderde yazılı olmadığından tohumlar fide vermiyor. İhtimallerin tamamını yazarsam işin içinden çıkamayacağım. Burada ne çiçek yerine çıkan dikenlerden, ne de yitip giden tohumlardan bahsetmek istiyorum. Asıl müsbet şeyleri, mesela yeşeren tohumları konuşmak istiyorum. Şimdilerde fide verdiğini gördüğüm güzel örneklerden biri Kilis şehri. Aslında ülkemizde ve dünyanın çeşitli bölgelerinde ufak veya büyük çaplı örneklerini görsek de Kilis’teki yaşanmakta olanlar diğerlerinden çok farklı.

Suriye topraklarında yaşanan iç savaş nedeniyle milyonlarca insan çeşitli ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Mart 2016 itibariyle ülkemizdeki Suriyeli sayısı üç milyona yaklaştı. Bu Suriyelilerden 130 bine yakını ise Kilis’e yerleşti. Yüzölçümü olarak en küçük ikinci ilimiz olan Kilis’in farkı, nüfusundan fazla Suriyeliye kucak açması.

Kilis insanı sayamayacağımız kadar kardeşlik örneği sergiliyor. “Bir katre su da, sudur” kaidesince orada yaşananlara, kurulacak olan İttihad-ı İslam ormanının bir bölümündeki tohumların fide vermesi desem abartmış olmam herhalde. “Senin neyine, bırak zenginler yardım etsin” demeden, “Bir, yüz binden büyüktürmüjdesini keşfetmiş insanların yaşadığı Kilis’te yaşananlara kısaca bakacak olursak:

  • Kilis’te yerli ve Suriyeli esnaf yan yana sorunsuz ticaret yapabiliyor. Suriyeliler kendilerine özgü kuruyemişçi açıyor, market açıyor, tatlı dükkanı açıyor, lokanta açıyor…
  • Kayıtlı 1.264 şirketten 84’ü (yüzde 6,6’sı) Suriyelilere ait. Yerli bir esnaf, “Onların hayatından çok şey gitti” diyerek onlar dediği Suriyelilere dükkân kurarken elinden gelen yardımı esirgemiyor.
  • Gelenlerin çoğu buradan memnun kaldıklarını, gitmek istemedikleri söylüyor.
  • 20 bin Suriyeli çocuk geçici eğitim merkezlerinde içinde Türkçe dersi de olan eğitim alıyor. Benzer şekilde Suriyeli kadınların kısa sürede uyum sağlayabilmeleri için günlük hayatta kullanabilecekleri pratik hukuk dersleri veriliyor.
  • Meslek edinmek isteyenler için çeşitli kurslar açılarak savaşın yaraları sarılmaya çalışılıyor.
  • Günlük su tüketiminin ve toplanan çöpün 5 kattan fazla arttığı ve belediye harcamalarının da 3 kat yükseldiği şehirde asayiş oranlarında ise insanların gösterdikleri fedakarlıktan dolayı olsa gerek yüzde 25 azalma görülüyor. Halbuki normal şartlarda artması gerekirdi.

Kilis insanının yaptıkları –görüldüğü gibi– sadece ekonomik bir destekten ibaret değil. “Zekânın zekâtıyazısında zikredilen “zekat seferberliği”nin bir numunesi sizce de Kilis’te yaşanmıyor mu? Bu güzel şehrin insanlarına Nobel ödülü verilse ne olur verilmese ne olur? Onlar daha büyük bir ödüle şimdiden sahip değiller mi? Onlar ittihad-ı İslam’ın bir şubesi değiller mi?

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım