Fıtratın uyumu ve LGBT’nin sapkınlığı

Fıtratın uyumu ve LGBT’nin sapkınlığı

İfşa videosu

Tüm dünyada meşhur olan, Türkiye’de de gittikçe yayılmaya başlayan “Kadın nedir? (What is a woman?)” isimli belgesel, içerisinde pek çok düşündürücü (hatta bakmasını bilenler için ibretli) nokta barındırıyor. Eşcinsellik furyasının iç yüzü, bu akımı savunanların tahammül(süzlük) derecesi, oldukça bilimsel görünümlü teoriler ortaya atan kadın hakları savunucularının “Kadın nedir?” sorusuna bile cevap veremeyerek kem-küm edişleri ve daha birçok şey…

Bakmasını bilirsek eğer, Kur’an-ı Hakîm’in hikmet yönü bir kez daha açığa çıkıyor. Çünkü on beş asır önce insanlara indirilen ayetlerde bahse konu edilen şey, bugün de aynı şekilde cereyan ediyor. Gerçekten de Kur’ân’da Lût aleyhisselâmın kavmi anlatılırken onlarda gördüğümüz kaba, hoyrat, dayatmacı, tahammülsüz ve baskıcı ruh hâlini, aynen bu zamanın eş cinsellik savunucularında da gözlemleyebiliyoruz. Video ilerledikçe bu gerçeği çok net olarak hissediyorsunuz. Anlaşılan o ki özgürlük adı altında sunulan inanılmaz bir dayatmayla karşı karşıyayız.

Mesela videoda kendisiyle röportaj yapılmasını kabul eden LGBT savunucuları, sorulardaki açıklık kendilerine ağır gelip de cevap verememeye başladıklarında çoğunlukla röportajı kesme tehdidinde bulunuyor. Özgürce ortaya koyulan bir bilimsel teori ya da “Şu an için bunu bilemiyorum” gibi nezaketli ifadelere asla rastlanmıyor. Tam aksine oldukça kaba bir usul ve üsluba atlanıyor. Hatta onlardan biri hem de videoda kendisiyle röportaj yapılan en yetkili şahıs, zor bir sorudan sonra köşeye sıkıştığını anladığı an teorik ve anlamsız bir şeyler geveleyip röportajı zorla kestiriyor. Matt Walsh’ın nazikçe “Sadece son bir sorum olacaktı: Kadın nedir?” sorusu da duymazlıktan gelinerek kamera kapattırılıyor. Detaylı bilgiler için belgeselin tamamına başvurulabilir. (Matt Walsh ve ekibine de bu insanî çabaları için yürekten teşekkür ederim. İnşallah hakiki hikmeti de bulurlar ve bu çabaları iki dünyada da karşılıksız kalmaz.)

İman, küfür ve cinsiyetçilik

Zahiri sebepleri bir kenara bırakıp hakikat noktasından bakıldığında, Batı toplumunun özellikle cinsiyet konusunda içine düştüğü keşmekeş birçok mesele gibi yine iman kaybına dayanıyor. Çünkü siz Yaratanı ve dolayısıyla onun ezelî iradesini reddettiğinizde, zaten istisnasız her şey tartışmaya açık hale gelir. İmanî nazardaki “gayet Alîm ve Hakîm bir Zâtın şuurlu tercihleri” değil “şuursuz doğanın tesadüfî seçimleri” nazarıyla eşyaya bakılır. Tabii bu açıdan değerlendirince her şey rahatlıkla birer sorunsal hâline gelir.

Küfür bakışı böyledir. Dolayısıyla kâfirler topluluğunda bu gibi akımların neşvünema bulabilmesi, aslında çok da şaşılacak bir durum değildir. Peki imanî bakış nedir? İman nazarıyla genel anlamda eşyaya ve özel anlamda bu olaya baktığımızda bize ne tür açılımlar verir?

Benim anlayabildiğim kadarıyla hakiki iman şöyle bir şeydir: Allah’a tam iman edince, O’nun mükemmel iradesine de tam hürmet edilir. Dolayısıyla senin hakkında yaptığı ezelî tercihlere de (zoraki değil) derinden bir saygı duyulur. O’nun her seçiminde bir hikmet olduğu anlaşılır: Seni yarattığı çağ, tercih ettiği coğrafya, gönderdiği aile ve seçtiği cinsiyet… Hepsinin olabilecek en güzel tercihler olduğu fark edilir. Böyle olunca kişi ne kaderine küser ne de cinsiyetini sorgular.

Doğu’nun ve Batı’nın meseleleri

Dolayısıyla cinsiyet meselesi bir “mesele” olarak Müslüman ümmette ortaya çıkamaz. Bu, Müslümanlığın gereği ve imanın lazımıdır. Bizim ümmetimiz ve milletimiz, bu ve benzeri meselelerin çözümünü yine dinde bulur. Batılı seküler eğitim metotları bu topraklarda tutmadı, tutmaz da.

Tam burada, Bediüzzaman hazretlerinin Batı ile Doğu milletleri arasında yaptığı kaderî okumaya atıf yapabiliriz. Cumhuriyet ilan edilmeden önce geldiği Ankara’da Meclis-i Mebusana bir nutuk irad ediyor ve o nutukta tarihî bir kırılmaya dikkatlerini çekiyor: Ekser enbiyânın Şark’ta, hükemânın Garp’ta gönderilmesi şahittir ki Doğu’yu ayağa kaldıracak din ve kalptir. Akıl ve felsefe ise din ve kalbe hizmet ettiği ölçüde değerlidir. Bu, kader-i ezelînin bizlere verdiği bir mesajdır.

Demek oluyor ki bu millet ve bu ümmet iman esaslarına ve İslâm düsturlarına ağırlık verdiği ölçüde sahil-i selamete çıkabilecek. Yani Kur’ân ile amel ettiğimiz nispette kazanacağız. Aksi halde bu toprakların fıtratına uygun olmayan bir cereyana kapılmış olacağız. Son iki yüz yıllık maceramız da böyle maalesef.

Fakat Batı’da durum farklı. Onlar bu problemlerini belki birçok bilimsel kanıt, hukukî norm ve tartışma programı gibi şeylerle aşmak durumundalar. Zira orada işler öyle yürüyor. Batı’da ilahî otoriteyi reddeden beşerî akıl ve seküler bilim, yüzyıllardır hâkimiyeti ele geçirmiş konumda. Bakalım bu gidişatları nereye çıkacak…

Kesin deliller yine kâinattan

Belli bir yaşı ve seviyeyi aşmış Müslümanlar açısından cinsiyet hakikati net olsa da, henüz şahsiyetleri tam oturmamış ve vaktinin ciddi kısmını sosyal mecralarda geçiren genç dimağlar açısından kesinlikle tehlike söz konusudur. Cinsiyet değiştirme ameliyatı talebiyle hastaneye başvuranlardaki artış bunu apaçık gösteriyor. Müslüman kültüründe büyüyen gençlerin çoğu bu akıma bizzat katılmasalar bile, özgürlük adı altındaki popüler kültüre kanıp bu akımı hoş görebilecekleri, bu nedenle de (kesin nasslarla çatıştığı için) imanlarından olabilecekleri ciddi bir durum da ortada duruyor. Hamiyet sahibi ehl-i imanın böyle dehşetli bir tehlikeye karşı lakayt kalabileceğini zannetmiyorum.

Fikrim o ki burada başta gençler olmak üzere bütün Müslümanların elinde tesirli bir silah olabilecek argümanları, yine kâinat üzerinden edinebiliriz. Tahkiki iman dediğimiz kesin, yakînî, şüphesiz bilgi seviyesine yine kâinat şahitliği üzerinden ulaşabiliriz. Âyet-i kerime ve hadis-i şerifler, inananları ikna etmek açısından gayet yeterlidir. Fakat hem karşı cepheyi hem de “mü’min adayı” diyebileceğimiz İslam coğrafyasının gençleri için hariçten olan ve kesinliği herkesçe kabul edilen bürhanlara ihtiyaç vardır. İslâm tarihi boyunca var olagelen kelam ilmi ve büyük muhakkikler de zaten hep bu amaca hizmet etmiştir.

Mesela hayvanlar âleminden konumuza dair somut bir delil çıkarabiliriz:

Hayvanlar âlemindeki mahlûklar nasıl görünüyorsa öyledir. Aslan celalli ve yırtıcı görünür, öyledir. Kedi cemalli ve mûnis görünür, öyledir. Yılan soğuk ve tehlikeli görünür, öyledir. Yani hangi varlığa nasıl bir ruh hali verilmişse, ruhun o haline uygun bir beden elbisesi de giydirilmiştir. Aynı hakikati elbette insan için de geçerli kılabiliriz: Erkek daha güçlü ve kaba görünür, öyledir. Kadın daha zayıf ve zarif görünür, öyledir. Çocuk daha sevimli ve muhtaç görünür, öyledir…

Canlı varlıklarda mükemmel bir şekilde câri olduğu gözlemlenen bu ruh-beden uyumu, dikkatle gözlemlenirse LGBT’ci sapkınların iddialarını esastan reddetmektedir. Çünkü bu mükemmel uyum kuralına binaen erkek bedeniyle doğan birisi, daha sonra kendini kadın gibi hissettiğini söyleyip onlara benzemeye çalışamaz. (Tersi durum için de aynı şey geçerlidir.) Bedenlerine bakmaları, hangi cinsiyetin ruhuyla yaratıldıklarını anlamaları için kâfidir. Az bir şuurla bu anlaşılabilir.

Hormonal bir bozukluk olduğu takdirde elbette tedavi çarelerine başvurulur, o kişi sıhhatli bir şekilde sevdiklerine geri kazandırılır. Aksi halde yani kişinin beyanı esas tutulup istediği cinsiyeti seçebildiği sözüm ona özgürlük halinde, hem o şahsın hem de toplumun psikolojisinde ciddi yarıklar açılmış olur. Kimin tam olarak ne olduğunun bilinemediği, her an herkesin farklı bir tür olduğunu iddia edebildiği, argodaki tabirle kimin eli kimin cebinde belli değil cinsinden tam bir kaos hali…*

Bu hal, bundan seksen sene kadar önce yapılan o tespiti aklagetiriyor:

Sedd-i Zülkarneyn’in tahribiyle Ye’cüc ve Me’cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi, şeriat-ı Muhammediye (asm) olan sedd-i Kur’ânî’nin tezelzülüyle ve Ye’cüc ve Me’cüc’den daha müthiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.

Kastamonu Lahikası

Sonuç olarak: Fıtrata aykırı, yaratılışa zıt, ezelî iradeye düşman bütün akımlar mü’minlerin ayaklarının altındadır. Mü’minler, imanlarının lazımı olan teyakkuz halini (sükûnet ve vakarlarını da koruyarak) elden bırakmamalıdır. Bilhassa kâinat ayetlerine başvurarak küfür cephesinin argümanları net bir biçimde çürütülmelidir. Her derde layık şifayı veren Hakîm-i Rahîm, elbette bu bozgunculuğa çare olabilecek ilaçları da bize vermiştir. Yeter ki kullanmasını bilelim.

“Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Artık kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”

(Bakara 2:286)

__________________________

* Tam bu yazıyı hazırlarken karşıma çıkan şu haber, LGBT sapkınlığının topluma nasıl bir kaos vadettiğini çok güzel örnekliyor: İskoçya’da iki kadına cinsel saldırıda bulunan Adam Graham, bunun üzerine sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. Ancak yetkililer gelmeden önce adını Isla Bryson olarak değiştiren ve kendini kadın olarak ilan eden Graham, İskoçya’da tamamı kadınlardan oluşan Cornton Vale Hapishanesine gönderilir. Yorumsuz…
Kaynak: Nichola Rutherford, “Isla Bryson: What is the Transgender Prisoners Row All about?”, BBC, 28 Şubat 2023, Bağlantı için Tıklayın

Abdülhamid Karagiyim
Latest posts by Abdülhamid Karagiyim (see all)
Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.