Futbolun mantığı üzerine bir deneme

Futbolun mantığı üzerine bir deneme

Medeniyet, nev-i beşerden yüzde onu müzahref bir saadete çıkarmış, sekseni meşakkate sefalete atmıştır. Saadet odur ki umuma veya eksere saadet ola! Nev-i beşere rahmet olan Kur’ân-ı Kerim ancak umumun lâakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder.

Şuâât-ı Marifetü’n-Nebî

FUTBOL VE MANTIK kelimelerini yan yana getirmenin bile pratik hayatta bir karşılığı olmasa da, bu konu üzerinde bir şeyler yazmak içimden geldiği an duramadım. Velhâsıl yaptık bir hata, bakalım sonucu ne ola…

Zahirde medeniyet, hakikatte denîyet olan modern Batı medeniyetinin bu denî (aşağılık) yönlerinden birisi de hakkı değil kuvveti esas alan bir sistem kurmuş olmasıdır. Bu tercihin neticesinde kuvvetlinin kuvvetsizi fütursuzca ezebildiği ve daha da kötüsü sistemi kabullenmiş insanlar yığının da bunu normal karşıladığı bir cemiyet modeli vücuda gelmiştir. (“Hayat bu, piyasa böyle” gibi kısa ve öz açıklamaları vardır.)

Bu felsefî tercihin umum halk tabakalarında görünme şekillerinden biri olan spor, özellikle de futbol denilen dalı mezkur iddiaya açık bir delil oluşturmaktadır.

Malum her müsabakada olduğu gibi futbol maçlarında da iki takımın amacı ne pahasına olursa olsun kazanmaktır. Kaybetmenin az da olsa kabul edilebilir olduğu “resmî” olmayan maçlara bu yüzden “dostluk” maçı denmiştir. Ne dostluk ama! O maçlarda dahi futbolcuların hırsı gözlerden kaçmaz zira maçın değişmeyen tabiatında kazanmak duygusu hep vardır.

Futbol bu rekabetçi yapısı nedeniyle hem icrâ edenlerini (futbolcular) hem de katılımcılarını (seyirciler) yalnızca kendi takımlarını düşünen bencil bir algıya ister-istemez itmiştir. Karşı takımda neler yaşandığı, onların taraftarlarının ne hissettiğinin elbette hiçbir önemi yoktur. Zaten onlar da sizi takmamaktadır. Tek arzu –her ne olursa olsun– bizimkilerin kazanmasıdır. Çocukluk yıllarında daha hiçbir şuura sahip değilken taraf olunan bir kulüp takımı ve siz tercih etmeden hasbelkader içinde doğduğunuz bir ülkenin millî takımı her nasılsa sizin hayatınızın merkezine oturmuş ve duygularınızı yönetmektedir. Fanatizme dönüştürülmeden keyif için maç izlemek bu çerçeveye dahil olmasa da onun da ömür dakikalarını boşa akıtan “malayâniyât” kapsamına girdiği açıktır.

İşin enteresanı meseleyi sırf izah ederek hemen hemen hiç kimseyi ikna edemezsiniz. Bunun görebildiğim üç sebebi vardır: Birincisi siz de o illetten yakanızı tam kurtaramadıysanız elbette dedikleriniz başkalarına tesir etmeyecektir. İkincisi yaşam rutinlerinde ona yer vermeye çok alışmış insanların bir anda sevgililerini bırakınca yerine koyacak ve onları tatmin edecek bir araç bulamamasıdır. Üçüncü ve en önemli sebebiyse meselenin kilidinin akıl düzleminde değil kalp boyutunda olmasıdır. Kalbinin ihyâsı yoluyla nefsinin hevâsından kurtulmayan bir insan elbette bir anda hiçbir bağımlılığını bırakmaya razı olmaz. Bu yüzden Bediüzzaman hazretleri milliyetçilik meselesi için demiştir ki:

Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsanî var, gafletkârâne bir lezzet var, şeâmetli bir kuvvet var. Onun için şu zamanda hayat-ı içtimaiye ile meşgul olanlara “Fikr-i milliyeti bırakınız” denilmez.
Mektubat

Sigara bağımlısına sigarayı bırakmasını söylemek gibi faydasız bir çabadır bu kısacası.

Manevî temelleri

Biraz daha derine inelim: Madde/kesret dünyası eğer kalp tarafından yorumlanamazsa onu nefis ele geçirir. Böylece olayları sadece yatay düzlemde, sebep-sonuç ilişkileri içerisinde yorumlayan bir bakış gelişir. Dikey boyut ya inkâr edilir (dalâlet) ya da unutulur (gaflet). Böylece herkes kendi benliğinin menfaatini merkeze aldığı bir hayat görüşüne sahip olur. Bütün bencilliklerin, merhametsizliklerin beslendiği yapı işte burada neşvünema bulmaktadır.

İnsanın bu yapısını en iyi bilen elbette onu bütün detaylarıyla yaratan Rabbidir. Bu nedenle Kur’ân’ına baktığımızda insanı sürekli “verme”, “başkalarını düşünme” ve “yaratılanlara merhametli olma”ya çağırmaktadır. Bu suretle aslında onu egosunun esaretinden kurtulup gerçek özgürlüğü tatmaya davet etmektedir. Zira Kur’ân’ın amacı (başta alıntıladığımız metinde de olduğu gibi) bütün Müslümanların hatta bütün insanların ve hatta bütün mevcudâtın mutluluğunu temindir. Sadece bir takımın, kurumun ya da milletin mutluluğunu değil!

Aynı şekilde, Kur’ân’ın mübelliği olan Zâtın (asm) sünnetine baktığımızda da aynı amaca mâtuf teşviklerle karşılaşırız: Kardeşlerinin nefsini kendi nefsine tercih etmek, yolda başkalarını rahatsız eden bir taşı kaldırmak, hayvan ve bitki dahi olsa mevcudâtı maddî-manevî incitmemek vb. Bu İslâmî terbiye yoluyla insan “nefsinin cimriliğinden kurtulma” yolunda ilerleyip bütün kâinata faydası dokunan bir “insan-ı kâmil” olabilecektir.

Aksi takdirde daha ilk çocukluk yıllarından itibaren nefsinin arzularına tutkun olan insanoğlu, hayatı boyunca nefsinin bencilliğini aşamayacak ve çok dar bir dairede çürüyüp gidecektir. İşte bütün kâinata emîn bir halife (âlâ-yı illiyyîn) olan insandan emmâre nefsinin arzularına yetişmeye çalışan bir zavallı (esfel-î safilîn) mertebesine kadar sonsuz mertebeler insanlık âleminin önüne açılmıştır. İlk insandan beri bütün insanlar bu mertebeler içindeki bir yerde yerini almakta ve mertebelerinin sonsuz hayattaki karşılığını görmek için ahirete göç etmektedir.

Rabbimiz irademize güç versin ve bizi nefsimizin arzularına düşkün olmaktan kurtarsın. Elbette nefsinin bütün arzularından kurtulup melekî bir vaziyet kesbetmek bizim gibi zayıf kullar için muhal. Ama en azından yolunda bulunmak lazım. Hulusi Yahyagil abimizin dediği gibi:

Nefs-i emmarenin zebunu, cin ve ins şeytanlarının hedefi olmaktan kurtulamadık ise de, bu hasbî ve Kur’ânî hizmetten zevk alıyoruz, lâyıkıyla yapamıyorsak da yolunda bulunuyoruz.
Barla Lahikası

Son söz:

Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itâb ve nefret, hevâ, hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet, hüdâya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmin.
Hutbe-i Şâmiye

Abdülhamid Karagiyim
Latest posts by Abdülhamid Karagiyim (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: