Gelin bir arada yaşayalım!

Gelin bir arada yaşayalım!

Hukuk, haklar manzumesi olarak tanımlanabilir. Her insanın yaşamak hakkı nokta-i mihrakiyesinden başlayarak bir çok hakkının var olduğu bilinen bir meseledir. Bir yerde bir topluluk var ise -ister beğenelim, ister beğenmeyelim- orada haklar manzumesi olan hukukun var olduğunu ve bu kurallar bütününün bazen yazılı, bazen sözlü olarak devam ettiğini tarih sahifelerinden öğrenebiliriz. Sanırım hukuk tanımaz bir tercih ancak hayvani bir yaşam standartları ile alakalıdır. İlanihaye en vahşi kavimlerin bile bir hukuku vardır.

Kimse ayranım ekşi demez!

Günümüzde hak ve hukuk kavramları insanı önceleyen bir yapıya doğru hızla ilerlemektedirler. En azından ileri düzeydeki ülkeler bu bağlamda, hiç olmazsa kendi vatandaşlarına güvence verme gayreti içerisindeler. İnsan hakları dediğimiz kavram devlet düzenini oturtmuş toplumlarda gündemdeki yerini her daim canlı tutmaktadır. Bununla beraber sair toplumlarda ise hiç olmazsa kendi düzen ve insicamını sağlamak için ya yazılı hukuk sistemi oluşturmakta ya da sözlü hukuk ile devam etmekteler.

Şu safhada hukuk düzeni oluşturmuş toplumlarda bir sınıflandırma yapacak olursak dünya devletlerini iki guruba ayırabiliriz. Birincisi, insanı önceleyen, gelişmiş veya gelişmeye elverişli devlet; ikincisi, devleti veya yöneticileri veya belirli bir zümreyi önceleyen -üçüncü dünya devleti ismini alan- gelişmemiş ve gelişmemeye mahkum ya da gelişmiş ama yaşlı insan misali ölmeye mahkum devletler.

En vahşi toplumların bile, hatta yamyamların bile hukuku var.

Hak, hukuk ile alakalı hakikatleri yakalayabilmemiz için bu kısa bilgi en azından yazımız için yeterlidir.

Gel gelelim genelde anlamaya çalıştığımız bu derin meselenin özelde bizi ne kadar ilgilendirdiğine.

Öncelikle şunu belirtmek gerekirse; eksik ve aksak da olsa bir düzenin var oluşu düzensizlikten ve intizamsızlıktan fazlasıyla idealdir. Hal-i alem ortada!

Yapılan yanlışlıklar veyahut var olagelmiş hatalar kemale ulaşmayı amaç edinmiş toplumlar için yadırganmaması gereken vücudi alemdeki kanunlar ile birebir alakalıdırlar.

Dedik ya kimse ayranım ekşi demez. Yanlış yapanlar da “hüsn-ü niyet” ile doğrularının peşine düşenlerdir.

Hukuk bilmezlik kargaşa ve kaos ve huzursuzluktan başka bir şey getirmez bizlere. Nasıl yaradılışda bir kanunlar manzumesi var ve bir düzene ve bir intizama sebeptir; aynen öyle de bir arada yaşayan toplumlarda kendi iç dinamiklerinden hareketle oluşturdukları haklar manzumesi olan hukuk ile sükunete sahip olurlar. Bir karıncanın bile hukukuna saygı ile bakan bizler, elbette insan olarak muhatap alınmaya değer olanların haklarına saygı göstermek mecburiyetindeyiz.

Belki bir zümre, belki bir kişi, belki birileri yönetimi ele geçirip kendi korkularından hareketle bazı yasaklar getirmiş olabilir. Her ne surette bu yasakları getirmiş ise bizler hak arayışımızı hukuk kurallarını çiğnemeden aramak mecburiyetindeyiz. Bir yerde hukukun işlevselliğini savunan araçlara güvensizlik olduğu müddetçe o yerde at izi it izidir bilesiniz. Önemli olan her şeyi yıkıp yeniden başlatmak değil, önemli olan bir arada yaşama prensiplerinde ortak paydayı sağlamaktır. Kimsenin hakkından feragat etmesini bekleyemezsiniz, ancak herkesin hakkından fazlasını alanlara karşı bir gayret içerisine yönlendirebilirsiniz. Eğer bir yere gidilecek ise o yere giden yollar içerisinde en kısa ve en selametli yolu tercih etmemiz son derece akıllıca olacaktır.

Latest posts by Ersin Acar (see all)
Share

2 thoughts on “Gelin bir arada yaşayalım!

  1. Alıntı: “hak arayışımızı hukuk kurallarını çiğnemeden aramak”
    Hukuk kurallarından ne anlamamız gerekir. Şeriat mı? Kanunlar mı? Evrensel bir hukuk algısı mı? Örf-adet veya ahlak mı? Hangi kurallar bizi sınırlamalı ve bu sorunun cevabına ek olarak bu kuralları kim belirliyor/belirleyecek? Uymamız gereken kuralların kendisi hukuksuz bir şekilde yazıldıysa ne yapılmalı?

    1. Beraber yaşayan toplumların kendine ait hukuk kurallarının olduğunu dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştım. Risalei Nur’un içerisinde adı konmasada 3 şekilde uhuvvet var olduğunu bunların ademiyette ve ibrahimiyette ve muhemmedilikte uhuvvet diye insanlık ve dinler ve İslamiyet rabıtaları anlamına geldiğini her müdakkik Nur talebesi farketmiştir. Bu çıkarsamadan yola çıkarak bir arada yaşayan toplumların keşişim noktalrını ittifak sağlamak adına kendi düzleminde kurduğu hukuk kuralları diye adlandırabiliriz. Elbette ekseriyete Saadet getiren şeriatın bir hakikatine bin ruhumuz feda lakin; insanı önceleyen ve şeriata doğru olgunlaşan haklar manzumesi ortak paydamız olarak karşımıza çıkmakta.
      Elbette birlikte yaşadığımız aile, cemaat, ülke, vesair alanların kendine ait düzeni varsa bu düzeni dağıtıp yenileme gayreti yerine daha iyiye nasıl ulaştırabilirim manasında bir tuğlada nasıl koyabilirim düşüncesi bu yazımın ana fikri idi… Bu bağlamda bediüzzaman metod uygulamalarının gözden geçirilmesi kanaatindeyim.
      Ayrıca yazımı okuyup yorum yaptığın için teşekkür ederim Tevfik Abi’m.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: