Gerçek mutluluğun sırrı

İnsan -bilinen ve bilinmeyen- çok sayıda özelliklerle donatılmıştır. Fani olan hayatında her türlü ihtiyacını giderecek bilgiler, duygular ve latifeler sahibidir. Kimileri bu latifelerini kullanarak kendi hayatının ve çevresinin mutlu olmasına vesile olurken kimileri de elindekileri yanlış yerlerde ve zamanlarda harcayarak mutluluğu yakalayamaz ve isyankar bir şekilde geçici dünyevi olaylarda savrulur durur.

Peki nedir insan yaşam kaynaklarından biri olan bu mutluluk?

Sözlükte, bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu olarak tanımlanır. Aslında mutluluk bir okyanustur. Her birey istek ve arzusuna göre faydalanır bu okyanustan…

Kendini gerçekleştirebilen insanlar gerçek mutluluğu yakalayabilir denilir. Maslow ise kendini gerçekleştirebilmenin bir ihtiyaç olduğunu ve bu ihtiyacın süreklilik arz ettiğini belirtir. Hatta daha da ileri götürerek “ihtiyaçlar hiyerarşisi” teorisini geliştirmiştir. Bu ihtiyaçları bir piramide benzeterek tabandan tavana doğru şöyle sıralar:

  • Fizyolojik ihtiyaç (hayatta kalma, su, barınma, yiyecek, uyku)
  • Güvenlik ihtiyacı (can ve mal güvenliği)
  • Sevgi ve ait olma ihtiyacı (sevme ve sevilme ihtiyacı)
  • Saygı-statü (tanınma ve değer görme)
  • Bilme ve tanıma (merak, anlamlandırma denilen güdünün harekete geçmesi)
  • Estetik (güzellik, zerafet, incelik)
  • Kendini gerçekleştirme (gizli güçler, potansiyel, yetenek bunları açığa çıkarmak)

Dünyada bir çok insan mutlu olabilmek ve kendini gerçekleştirebilmek için bu teoriyi kullanır. Hatta çoğu psikolog, psikiyatr, danışmanlar vs. başkalarına bu yolu önerir. Ancak ve ancak bu teorinin sıralamasına sadakat gösterdikleri ölçüde kendini gerçekleştirebileceğini ve mutluluğu yakalayabileceğini savunurlar.

Peki bu ihtiyaçlarının tamamını yerine getiren, istediği her şeye ulaşmakta sıkıntı çekmeyen, milyonlarca parası, onlarca evi ve villası, yüzlerce arabası ve yatı vs. olan insanlar neden hakikiki, yani elemsiz ve bitmeyen bir mutluluğu yakalayamıyor?

Dünyayı gezen, sayısız partiler ve eğlenceler düzenleyen, binlerce insan tarafından tanınıp saygı gören, istediği her şeye ulaşabilen ve milyonlarca hayranları olanlar neden mutlu olamıyor?

Artık hiçbir şey onu tatmin etmeyip son olarak canına kıyıp neden intihar ediyor bu insanlar?

Oysa yaşamını devam ettirmekte zorlanan ve kendine ait bir evi olmayan, bazen aç kalan, parası olmayan insanlar nasıl mutlu yaşayabiliyor?

Sizce gerçek mutluluk parayla, villalarla, yatlar ve katlar kısaca zenginlikle mi oluyor?

Olamaz elbette, çünkü insan bir ruh barındırıyor içinde. O ruh fani ve geciçi olan lezzetlerle tatmin olamaz. Ruhumuzu maddi ve fani olan şeylerle doyuramayız. Ruhunu doyuramayan insanlar da gerçekten mutlu olamazlar.

Peki nedir bu ruhun gıdası? Yoksa herkesin dediği gibi müzik mi, maddi aşk mı, sanat, eğlence mi ya da insanların bize gösterdiği sevgi, saygı vs mi?

Ruh ancak iman ve ibadetle doyurulur. İman ve ibadetle doyurulan ruh ise gerçekten mutlu olur. Ruhu mutlu olan ve doyurulan bir insan ise maddi her türlü imkansızlıklara rağmen hakiki mutluluğu elde edebilir.

Aç, susuz, işsiz vs kalsa da bilir ki bir olan Allah var; iman ve ibadetle O’ndan gelen her şeye razı olur.

Evsiz, barksız, yuvasız, ailesiz vs kalsa da Allah inancıyla ve dua sırrıyla huzurlu olur.

Tahkiki imanıyla Allah’ın sevgili kulu olduğunu bilir ve bu inançla en saygılı en değerli biri olduğunu fark eder ve ruhu ondan gelen her türlü güzelliklerle rahatlar.

İnsanlardan bir sevgi ve saygı beklemez, kendisi gibi aciz olduklarını bilir ve yine ezeli ve ebedi olan bir kudrete olan inançla dua ederek yalnız O’ndan ister ve yalnız O’na şükreder, dua ederek ruhunu sonsuz bir rahatlık alır.

Tüm ibadetlerini yapar, Allah’tan gelen nimetleri bilir ve şükrünü eda ederse işte o zaman insan, insan olduğunu ve şu kainatta yaratılan en değerli varlık olduğunu bilir ve ruhu baki bir mutlulukla dolar taşar. Hayat ve mutluluk kaynağı en şiddetli kuraklıklara rağmen asla kesilmeyen bir okyanus olur. Bu okyanustan hem kendisi hem çevresi faydalanır.

İnsanın gaibane olan aşağı mertebesinden huzurun yüksek makamına çıkması ancak ibadet vasıtasıyla… (İşaratü’l İ’caz, s. 96)

İnsan mutlu olmak istiyorsa eğer, önce kendini tanımalıdır. Kendini bilmeyen ve tanımayan bir insan özelliklerinin neler olduğunu, nelerle mutlu olabileceğini, duygularını, istek ve arzularını nelerin tatmin edeceğini bilmeyen bir insan kendini ve çevresini nasıl mutlu edebilir? İşte yine insanı çok güzel bir şekilde tarif eden Bediüzzaman şöyle demiş:

İnsan cismen küçük, zaif ve aciz olmakla beraber hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor ve pek büyük bir istidada maliktir ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır ve gayr-i mütenahi emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır ve gayr-i mahdud şeheviye ve gadabiye gibi kuvveleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki sanki bütün enva’ ve alemlere fihriste olarak yaratılmıştır.

İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren ibadettir, istidadlarını inkişaf ettiren ibadettir, meyillerini temyiz ve tenzih ettiren ibadettir, emellerini tahakkuk ettiren ibadettir, fikirlerini tevsi’ ve intizam altına alan ibadettir, şeheviye ve gadabiye kuvvelerini hadd altına alan ibadettir, zahiri ve batıni uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden ibadettir, insanı mukadder olan kemalatına yetiştiren ibadettir, abd ile Mabud arasında en yüksek ve en latif olan nisbet ancak ibadettir.

(İşaratü’l İ’caz, s. 85)

Sizce ibadetini tam olarak yapamayan bir insan baki bir şekilde mutlu olabilir mi?

Yine sizce çevremizde gördüğümüz sıkıntılı, stresli, mutsuz insanların mutsuzluklarının kaynağı ibadetlerini doğru ve düzenli bir şekilde yapmadıklarından olabilir mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım