Gözünden tanırım seni…

Gözünden tanırım seni…

Bu size ilk, muhtemelen de son mektubum. Üzerine çok düşündüm bunu yazarken. Gerçekten tanışmayı çok isterdim sizlerle. Bu anlatacaklarımı yüzünüze söylemek beni daha da rahatlatırdı ama neyse, şartlara razı olmak gerek.

Aslında söyleyeceğim çok şey yok. Sadece insanları tanımanız için size biraz akıl vereceğim. Yani kendimi toplum adına görevlendirilmiş bir birey olarak hissettiğimden açıkça üstüme alıyorum sorumluluğu, kusura bakmayın yapacağım bunu…

Çok merak ediyorum. İnsanların kişiliklerini tanımlamak için neden beş yüz atmış altı soru icat ettiniz? Hayır, yani bu kadar sorunun cevaplanmasının zaman alacağını hiç mi düşünemediniz? Bunları cevaplarken insanlar sıkılır, bazı soruları okumadan geçer diye bir ihtimal gelmedi mi aklınıza?

Tamam, bu kadar soruyu hazırlamak için günlerce, aylarca belki yıllarca uğraştıysanız ne olmuş?

Siz uğraştınız diye biz de uğraşmak zorunda mıyız? Psikoloji bölümlerinde örnek test olarak gösteriliyor olması, birçok işyerinde kişileri tanımlamak için bu testin uygulanıyor olması mı mutlu edecek şimdi sizi?

Siz kimsiniz, kaç kişisiniz bilmiyorum ama bildiğim; sizin bizim buralara hiç gelmediğiniz. Keşke gelseydiniz, o zaman belki insanları tanımak için o kadar da çok soruya ihtiyaç olmayacağını öğrenir, bu kadar zamanı boşa harcamazdınız!

Mesela burada insanları tanımak çok kolay, üzerindeki kıyafete bakarak direkt ayrım yapabiliyoruz biz; eğitimli mi cahil mi, zengin mi fakir mi? Zaten bu diğer kişilik özelliklerinin tamamını kapsar değil mi?

Taktığı başörtüden ya da yaptırdığı dövmeden hangi kişilik türünde olduğunu çıkarabiliyoruz.

Burada bir alanda profesör olunca “her alanda” uzman olmuş edasında karşındaki eğitimli ve deneyimli biri olmasına rağmen üzerinde etiketini taşımadığı için “sen bunu anlayacak kapasitede değilsin” diyebiliyoruz.

İnsanların ritüellerine bakıp, kalplerinden geçenleri söyleyebiliyoruz.

Fikrini söylemekte özgür olan biri varsa mesela ve farklıysa çoğunluktan onu derhal ötekileştirip “kişiliksiz” ilan edebiliyoruz.

Annesine bakıp kızı hakkında, babasına bakıp oğlu hakkında hüküm verebiliyoruz.

Konumunu aşağıda gördüğün bir kişiye “sen” demekte, üstelik “emir” vermekte de özgürüz. Bu bize doğuştan verilmiş bir hak çünkü.

Bunlar için hiçbir soruya ihtiyaç duymuyoruz. Sen kimsin sorularına cevabımız çok bizim.
Burada adamı gözünden tanıyoruz.

Bir tek “ben kimim?” sorusuna cevap bulmakta zorlanıyoruz.

Latest posts by Belgin Çakır (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.