Hadis inkarcılığından bir fayda

Hadis inkarcılığından bir fayda

1980’LERE KADAR DEVAM devam eden gençler arası fikir ve ideoloji kavgaları, o tarihten sonra daha ziyade sefahat ve malayâniyat düşkünlüğü sûretini aldı. Kampüs ortamları bu iddianın en açık delilidir. O zamanın gençleri doğru fikri bulma imtihanı verirken bugünün gençlerinin kâhir ekseriyeti herhangi bir konuda bir fikre bile sahip değiller. En fazla fikrimsi bazı iddiaları var. Fikirlerini temellendirecek ciddi argümanları hiç yok, belki hedonist enâniyet vesilesiyle temellendirme yapmaları gerektiğinden bile haberleri yok. “Bence böyle” ya da “sanane” gibi kelimelerle meseleyi kestirip atabilmeleri bunu gösteriyor.  Artık dertler hep maddî ve sûrî. Dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olması gerçeği belki de tarih boyunca bu kadar zâhir olmamıştı.

Ancak Bediüzzaman hazretlerinin On Sekizinci Söz’de formüle ettiği üzere her şeyde bir güzellik ciheti var. Ya bizzat ya da neticeleri itibarıyla her şeyde bir hayır ve hikmet mevcut. Bu nedenle derdi görüp de ümitsizliğe kapılırsak, bu hal Allah’ın her derde layık devayı verdiğinden gafil olduğumuzu gösterir.

Mesela bu neslin çocuğu olmam hasebiyle aynı aklî tembellikten muzdarip olmam sebebiyle bana en büyük yardımlardan birisi de hadis inkârcılarının eliyle gönderilmiştir. Şöyle ki: Hadislerin güvenilirliği açısından halk arasında genel bir şüphe oluştu(ruldu)ğunu duymam, bir Müslüman olarak benim de bu konuda ne kadar yetersiz olduğumu fark etmemi sağlamıştır. Hadis-i şeriflere kalben güveniyordum. Bu kadar doğru ve güzel sözler, bu kadar büyük bir İslam cemaati içerisinde, sayısız büyük âlimlerimizin elinde kendine başköşeyi ediniyorsa bu elbette boşuna olamazdı. Ama bu teslimiyetim, bu asrın delil isteyen anlayışına pek bir anlam ifade etmiyordu. Bu asrın insanı olduğum için benim adıma da yeterli bir teslimiyet değildi dolayısıyla. İslâmiyet teslim olmaktır fakat bu teslimiyetin nasıl bir tarzda gerçekleşeceğini düşünmek gerekir. Şu bilgi ve hikmet asrında bizden istenen –en azından temel meselelerimizde– hikmetsiz bir teslimiyet olabilir mi! O zaman İslâm gibi semavî bir dinin arzî ideolojilerin gerisinde kalması söz konusu olurdu ki bu seçenek insana hem aklen hem de kalben muhal geliyor.

Hadislerin sıhhatine dair tetebbuata başlamam işte bu inkârcı akımın yol açtığı çalkalama vesilesiyle oldu. Benim için bu konudaki ilk merci’ Risale-i Nur’du ve onda geçen hadis müdafaaları zaten onlarca sayfayı buluyordu. Müdafaa metinlerini Risale-i Nur külliyatının bütünlüğü içerisinde keşfetmemde bu meselede tecrübeli abilerimin –Allah razı olsun– çok katkısı oldu. Evvela Yirmi Dördüncü Söz’ün Üçüncü Dal’ındaki “on iki usûl” meseleye nasıl bakılacağına dair sağlam bir perspektif veriyordu elimize. Mezkur usûllerde o kadar incelikli ve ustalıklı bir tahkikat yapılıyordu ki, zerre kadar insafı olanı şu noktaya getiriyordu: “Ya bir tefsiri, ya bir te’vili, ya bir tâbiri vardır, de, ilişme.” Nakil ağırlıklı olan On Dokuzuncu Mektub’un içerisinde de aslında sayfalar tutan akıl ağırlıklı hadis müdafaası yapılıyordu. Elbette risalenin mahiyeti gereği hadis usûlünün inceliklerine çok girilmiyordu ancak akıl ve insaf sahibi her insan için güvenilir bir hadis zemini oluşturulduğunu net olarak hissettiriyordu On Dokuzuncu Mektup.

Birkaç risalede daha benzer tahkikatları inceledikten ve bu konudaki birkaç çerçeve okumadan sonra konu benim için netleşmişti. Yalnızca hadislerin sıhhatine dair emniyet kazanmakla kalmamış, Efendimiz aleyhissalâtu vesselâma ve davasına karşı da hürmet ve muhabbetim ziyadeleşmişti. Artık –sahih olsun zaif olsun– muhatap olduğum her hadis-i şerife dair içimde sonsuz bir itimad vardı. Bu durum elbette o güzel ve hikmet dolu sözleri fikirlerim ve hayatım açısından da çok daha belirleyici kılmayı netice veriyordu.

Bu cüz’i hatıram vesilesiyle ulaştığım küllî hakikat da şu oldu: Kader planından bakıldığında her zahmette bir rahmet, her çirkinlikte bir güzellik, her sükûtta bir belâgat bulunmaktadır. Zira kaderin dizginlerini elinde tutan Zât-ı akdes; Hakîm-i mutlak ve Rahîm-i mutlaktır ki kâinat ve hâdisat bunun sayısız delilleriyle doludur. Bediüzzaman hazretleri de bu farkındalıkla yaşadıklarına baktığı ve bu şuurla hâdisatı yorumladığı için sahabe dönemi ve sonrasında yaşanan kanlı olayları hikmet dolu bir şablona oturtabilmiştir.

Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne dahi çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidatları tahrik edip kamçıladı. “İslamiyet tehlikededir, yangın var!” diye her taifeyi korkuttu, İslamiyetin hıfzına koşturdu. Her biri kendi istidadına göre câmia-i İslamiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı imâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur’ân’ın muhafazasına çalıştı ve hakeza her bir taife bir hizmete girdi. Vezaif-i İslamiyette hummalı bir surette sa’y ettiler.
On Dokuzuncu Mektup

O fitneler bir taraftan İslâm âlemini yaralarken diğer taraftan muhtemel rehavet ve ataleti izale etmiş, hangi şahıs hangi konuda müstaid ise o konuda bütün ümmete fayda sağlayacak bir gayrete girişmiştir. Dolayısıyla olaylar zahiren çirkin, neticeleri itibarıyla güzel olmuştur. (Elbette bu güzellik o hadiselerden çıkarılması gereken birçok ders ve ibrete mâni olamaz.) Her hatırlanışta acı bir hüzün vermekten öte İslâma faydası olmayan hâdiseler olarak değil Allah’ın kader planında ne hikmetler ve rahmetler sakladığını anlamamıza imkân veren levhalar olarak zihinlere nakşolmuşlardır. Böylece asıl yaratılış maksadımız olan marifetullaha vesile kılınmışlardır. Zaten O’nun marifetine –doğrudan ya da dolaylı olarak– vesile olmayan bilginin ebed için yaratılan insana faydası nedir ki!

Evet fıtraten daimî bir hayat ve ebedi yaşamak isteyen ve hadsiz emelleri ve nihayetsiz elemleri bulunan bîçare insana elbette o hayat-ı ebediyenin üssü’l-esası ve anahtarı olan iman-ı billah ve marifetullah ve vesilelerinden başka olan şeyler ve kemalâtlar o insana nisbeten aşağıdır. Belki çoğunun kıymetleri yoktur.
Yedinci Şua

Abdülhamid Karagiyim
Latest posts by Abdülhamid Karagiyim (see all)
Share

One thought on “Hadis inkarcılığından bir fayda

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: