Hakikat ve klişe sözler

Aldananın ve aldatılanın birbirine karıştığı şu günlerde aklım bir hayli karışık…

Karışık bir zihinle yine ve yeni yazılanlar…

Bugünlerde kim yazarsa yazsın, öyle bir haldeyim ki yazılanlar sadece ezberden yazılmış ya da bir yerden kopyalanmış gibi hissediyorum. Hakikat dediğin şey kulaktan giriyor, kalbe inmeden bir yerlerde görünmez oluyor. Hakikaten nefsimle büyük bir savaş halindeyim. Bütün bütün sözler tesir etmiyorsa ya divane olmuşum ya da… Peki neden tesir etmiyor? Söylenen sözlerin tesir etmemesinin iki sebebi olabilir. Siz belki daha fazla çıkarım yapabilirsiniz.

1- Ya hakikate karşı benim vicdanım, aklım, kalbim yabancı ve sessiz… (Hakikati tanıyan vicdanmış bu arada)

2- Ya da hakikatin dellallığını yapan şahsiyetlerde bir problem olabilir. (Kimseye ihlassız, samimiyetsiz diyemem, zira bunları ölçer bir alete sahip değilim.) Ama bir gerçek var. Rabb-i Rahim karşındaki kişinin samimiyetinin kalbine damlamasına sebep olacak bir cihaz da yerleştirmiş.

İkinci şık hem edepsizlik, hem su-i zan olabilme hasebiyle en ziyade kendimde bir kusur aramalıyım diye düşünüyorum. Ama yine olmuyor, ucundan kıyısından ikinci şık beni yakalıyor. Hakikate muhatap olurken ve tesirin halk edilmesini beklerken karşımızı çıkan en büyük sorunlardan bir tanesi araya -nasıl desem- bir madde koymak olsa gerek. O madde nedir? Bir karşımızda hakikat dellallığı yapan kişinin şahsiyeti. Kim olduğu?! Ey nefis! Kim olduğunun ne önemi var, sen hakikate hakikat diye muhatap olsan belki vicdanın sessiz kalmayacak, çıkar o aradaki perdeyi diye bağırasım geliyor. Ama nefis bu, her zaman söz dinlemiyor…
Bir zaman aklımdan şu cümlecikler geçmişti de not etmiştim. Buraya da tekrar not düşeyim.

Hakikate muhatap olurken en büyük engelim nefsim. Hakikat elçisini dinlerken nefsanî duygular (güvenmeme) ön plana çıkarsa sözler tesir etmiyor. Mesela hakikat dellalığını yapan şahsiyetle bir problem yaşamış olmak, hakikatin önüne geçmemeli. Nefis der; “Bunu mu dinleyeceksin?” demesin.

***

Hayat zor, duygular karışık, herkes kendi acısını daha önce yaşanılmamış zannediyor, en büyük acıya zaten ben sahibim vs. vs. Ama her şey değişiyor, hakikat değişmiyor. İnsan yüzyıllardır aynı soruları soruyor, aynı hataları yapıyor, bir şeylere tapıyor, tapınacak bir madde bulamazsa nefsine tapıyor. En temelinde hakikati arıyor, bazen tam bulmuşken dalalet zannedip aldanıyor, elinden bırakıveriyor, bazen de hakikat zannedip aldanıyor başına giydiriyor. Dolayısıyla kimse aldandığını kabul etmiyor…

Yanılabiliyor olmak düşüncesi insanları çok incitiyor. Bunun altında yatan problem enenin gerektiği gibi vazifesini yerine getiremeyişimiz olsa gerek. Sonuç; riya, ikiyüzlülük, yalan, dolan gel biraz da sen oyalan…

***

Herkes klişe sözlerden şikayetçi, ama kimse bundan vazgeçmiyor. Hep aynı hikâye… Yazılan her sözün altına çok şık bir şekilde bu çok klişe yazabilirim, ama bunu yazmam daha klişe artık. Sürekli kitabî yazmak ve konuşmak elbette klişe olarak adlandırılabilir. İnsanlar o klişe sözlerin ya değişik versiyonunu bekliyorlar ya da bir yansımasını… Yani bu sözlerin aynen bize verilen bazı istidatların kuvveden fiile geçmesi gibi dilden ve kalemden fiiliyata geçmesini bekliyor. Tabii fiiliyata dökülemeyen sözler insanın üzerinde bir beden büyük duruyor…

***

Çok mu klişe konuştum yine… Ne dileyim hakikati bulup aldanmayanlardan, aldansak dahi aldandığımızı anlayabilecek kadar basiret sahibi olanlardan eylesin, Rabb-i Rahim bizleri…

Latest posts by Habibe Işık (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım