Herkesin bir hatırası var

Herkesin bir hatırası var

Her bir kitap, her bir hatıra, hayata ve kâinata açılan bir pencere ve başkalarının gözünden yapılan bir tefekkürdür. Her birinde farklı bir bakış, farklı bir ruh, farklı bir düşünce dünyası ile karşı karşıyayızdır. Bediüzzaman; “Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.” demesi bu durumu da ifade etmektedir. Zira her hatıra o hatırayı yaşayanın, yaşadıklarını ruh dünyasında anlamlandırıp anlatması ile alâkalıdır.

Yusuf Ziya Ortaç, Portreler adlı eserinde; “Batıda zengin bir hatırat edebiyatı vardır. Biz bu yönden de züğürtüz. Hatıralarını yazmış padişah, vezir, serdar tanıyor musunuz? Evet diyemeyeceğiniz kadar az değil mi? Ben kendi küçük hayatımın bazı hatıralarını zaman zaman dostlarıma anlatırım, ilgi ile dinlerler, bu ilgi bana onları yazmak isteğini verdi.” der. Her hatıraya, hatırayı anlatanın hissiyatı da karışmış olsa bile, tarihçiler için önemli bir kaynaktır.

Merhum Münevver Ayaşlı, “İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim” isimli hatıratında; “Bazı kimseler bakar görmez, bazı kimselerde bakmadan görür” ifadesini kullanır ve devamında, “Görebilmek, duyabilmek ve bir devri rivayetiyle, dedikodusuyla nakletmek, işte tarihe ve tarihçiye en büyük hizmet. Tarihçi bu yazıları ayıklasın, istediklerini alsın, istemediklerini bıraksın” der.

İçinde yaşadığımız asrın önemli bir problemi okumamak, okuduğumuz zaman da anlamamak. Okuyoruz anlamıyoruz, bakıyoruz görmüyoruz, zahirde varız hakikatte yoğuz. “Bazı kimseler bakar görmez, bazı kimseler de bakmadan görür” sözünün birinci kısmı adeta üstümüzde tecelli ediyor.

Bediüzzaman, nazarı dikkate alınacak bir düstur beyan eder, “Kim birşeyde çok tevaggul etse, galiben başkasında gabîleşmesine sebebiyet verir.”  Bir kimse çalıştığı işte ihtisas sahibi olurken, diğer işlerde sathileşir. Tıp ilmiyle ilgilenen bir kişinin bilgisi diğer ilimlerde sathi, yüzeysel kalır. Bu nokta-i nazardan herkes kendi duygu, düşünce ve bilgi birikimi ile hadisata bakacaktır. Aynı dağa bakan iki kişi aynı şeyi görmeyecektir. Aynı güle bakan, iki kişiden birisi dikeni görecek, birisi gülü. Aynı insana bakan iki kişiden biri o insanda sevgiyi görürken, birisi kin ve düşmanlığı görecek, hakeza…

Bediüzzaman Hazretleri bir misal verir; “İnsanların san’atları içinde, nasıl ki maddenin kıymeti ile san’atın kıymeti ayrı ayrıdır; bazen müsavi, bazen madde daha kıymettar, bazen oluyor ki, beş kuruşluk demir gibi bir maddede beş liralık bir san’at bulunuyor. Belki bazen, antika olan bir san’at, bir milyon kıymeti aldığı halde, maddesi beş kuruşa da değmiyor. İşte öyle antika bir san’at, antikacıların çarşısına gidilse, harikapîşe ve pek eski hünerver san’atkârına nisbet ederek, o san’atkârı yâd etmekle ve o san’atla teşhir edilse, bir milyon fiyatla satılır. Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, beş kuruşluk bir demir pahasına alınabilir.”

San’atın kıymeti ile maddenin kıymeti farklılaşmakta, san’attan anlayan bir antikacı hakiki manada ona değer biçebilmektedir. Yoksa kaba demirciler çarşısında beş kuruşluk demir muamelesi görecektir. Bakılan madde aynı madde, ancak bakanların durumu ona değer katıyor veya sıradanlaştırıyor.

Eğer hayattan zevk almak, sıradanlıktan kurtulmak istiyorsak, kâinata ve hayata farklı pencerelerden bakmakta yarar vardır. Zira her insan kaderin farklı cilveleri ile birçok şeyler yaşamış, görmüş, işitmiş ve bilmiştir. Dinleyeceğimiz veya okuyacağımız her bir hatıra bizim için bir tecrübe ve test edilmiş bir bilgi olacaktır. Bu hatıralar düşünce ve ruh dünyamızda yeni ufuklar açılmasına vesile olacaktır.

Kur’ân’ın geçmiş dönemlerdeki kavimlerin hayatlarından ve akıbetlerinden bahsedilmiş olması bizim ders almamız için değil mi? O halde hayata farklı bakabilmek, hayattan daha fazla zevk ve lezzet alabilmek için hatıralardan istifade etmeye gayret göstermek en güzel yol olacaktır…

Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.