Burada hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz

Bir gün sosyal medyada gördüğüm bir cümle yaşadığım yer mahiyetiyle de beni düşünmeye sevk etti. Manasının çok derin olduğu aşikardı fakat tam olarak ne demek isteniyordu. Bunun için ilk önce bu cümlenin ne amaçla hangi makamda söylendiğine dair bir araştırma yapmam gerekti. Araştırmamın sonucunda şu bilgilere ulaştım:

Osmanlı mekteplerinde her çocuk ilgi alanı ve yeteneğine göre değerlendirilip ona göre eğitiliyordu. Bütün öğrencilere standart dersler verilmiyordu. Mekteplerin duvarında ise şöyle yazıyordu: “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz…”

Haliyle insana yaşamadığı bir şey en başta anlamsız gelebiliyor. Benim gördüğüm eğitim sistemi çerçevesinde bu sözü düşününce tahayyül etmek müşkül oluyor lakin asıl dikkatimi çekme sebebi zamanında benim de bu meselenin çokça kafamı kurcalamış olmasıdır. Özellik de son yıllarda karne gününe dair çıkan haberlerde dolaşan “Kötü notları yüzünden canına kıydı”, “Sınav puanını görünce ailesinden korkup intihar etti” gibi başlıklar beni de bu konuda düşünmeye itti. Eğitim açısından bazı çocuk psikologları ile konuşma fırsatım oldu. Bu konuşmalarımızda uzlaşma sağladığımız nokta konu başlığı ile bire bir örtüşmekteydi. Her çocuk aynı değildi; kimisi fen bilimlerine, kimisi sanata ve kimisi de dini ilimlere karşı yetenek ile donatılmıştı. Fakat bu yetenekler nasıl inkişaf etmeliydi ya da edebilirdi?

Çocuk, ana baba elinde bir emanettir. Çocukların temiz kalpleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi her şekli alabilir. Küçük iken kalıcı bir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsulü alınır. Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir. Eğer hayrı adet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara iman, Kur’an ve Allah’ın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler. Bu saadete ana-baba ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenalığın günahı, ana-baba ve hocalarına da verilir. Çünkü her Müslüman emri altında bulunanlardan mesuldür. Bir hadis-i şerifte buyrulur ki:

Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz mesul olursunuz. (Müslim)

Acaba bizler birey olarak ne kadar bilinçliyiz ve ne kadar yönlendirebiliyoruz? Kişinin istidatlarının inkişafı ve kendini fark edebilmesi için ne kadar çaba sarfediyoruz? Bu gibi soruların üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Gerçek şu ki lise döneminde gençlerin tam manasıyla buluğ denilen ergenlik dönemine denk gelmesinden ötürü sürekli dikkatleri üstlerine çekmek gibi bir girişimleri bulunur. Bu olayı ise kalıplaşmış insan modellerini örnek alarak yapmaya çalışırlar. Çünkü kendini ispatlama duygusu hissederler. “Ben de bir bireyim. Beni de fark edin” mesajı vermeye çalışırlar. Bu gibi durumları kendi yaşantımızda ya da etrafımızdaki arkadaşlarda gözlemleyebiliriz. Ve genç öyle bir noktaya gelir ki kazandığı teveccüh-ü nâsı kaybetmemek uğruna her şeyi yapmaya hazır bir bomba olabilirler. Netice olarak kendi arkadaşlarını da doğru yola itmesi gerekirken aksine birbirlerini malayani şeylere teşvik eder hale gelirler. Burada ise devreye olgunluk dediğimiz kişilik giriyor. Genç kardeşim, kişiliğinle kazanmaya çabalamadığın itibarı sana faydasız işler mi kazandıracak? Hem sana verilen ömür, sıhhat, zaman nimetini boşa sarf etmeyi hangi vicdan kabul eder ki? Elmas hükmündeki gençliğini kömüre düşürmek hiç kar-ı akıl olabilir mi? Bu konuya Üstad (RA) gençleri şöyle ikaz etmiştir:

Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedi bir gençlik kazanmasına sebep olacak.

Ardından devreye sorumlu kişiler, yani “aile, öğretmen veya büyükler” diye adlandırdığımız çocukların kendilerine örnek aldığı kişiler giriyor ve genel itibarıyla üzülerek belirtmek istiyorum ki doğru yönlendirilmeme sonucu birçok genç yenetek boş ve faydasız işlerde tükeniyor ve öyle bir boyuta geliyor ki yaşıtlarına üstünlük sağlamak amacıyla her türlü işe kalkışabiliyor. Örnek zannedilen kalıplaşmış insan figürlerinin öğrettiği ancak hiç ölmeyecek gibi sefihane yaşamak ve gençliği gayesiz, amaçsız olarak tüketmeyi teşvik etmekten başka bir şey değildir. Buna karşın ise Bediüzzaman’ın (RA) dediği gibi, “Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek” demek gerekmektedir. Gençlere yaratılış gayesi hatırlatılmalı; zihnindeki “Ben kimim? Nereden geliyorum? Nereye gidiyorum?” gibi evrensel sorulara karşı tatmin edici cevaplar bulunmalıdır.. Ve kendinin öneminin ve vazifesinin farkına varması sağlanmalı; halife-i arz olduğu ve Allah’a ibadet gayesiyle yaratıldığı hatırlatılmalıdır.

Elhasıl, gençlerin olabildiğince yönlendirilmeye muhtaç olduğu, hakikati keşfettiren doğru kaynaklarla buluşması gerektiği ve bir yaşama amacının kendisine aşılanmasına zaruret olduğu çok önemli bir meseledir. Gençliğin en coşkulu dönemlerinde onları acz ve fakr lisanından haberdar etmeli ve aczi tam anlamıyla hissederek duaya iltica edilmesi gerektiği hatırlamalıdır. Her bir gencin farklı bir mücevher hükmünde değerli olduğunu hissettirip iç dünyasındaki mücevherleri keşfetmesini temin etmek için çaba sarf etmektir.

Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz (Tirmizi, Zühd: 2)

Peygamberimiz’in (ASM) bu hadisini aklımızdan çıkarmayarak yaşadığımızda görürüz ki insanın elinde bulunan “ömür” ve sahip olduğu “zaman”, sadece bir “an”dır. Hiç kimse, bir sene, bir ay, bir gün, hatta bir saat sonrasına kadar yaşayacağını garanti edemez. O halde bulunduğumuz ânı en güzel bir şekilde değerlendirmeli ve Allah’a hakkıyla kul olmalıyız. Bu mantığı zihnimize yerleştirerek hareket edersek inşallah Peygamberimiz’in (ASM) “Kardeşlerim!” hitabına mazhar olabiliriz ve bu güzellikleri de başka gençlere bildirebiliriz.

Gençlerinizin en hayırlısı ihtiyarlarınıza benzeyendir. İhtiyarlarınızın en şerlisi gençlerinize benzeyendir. (Feyzü’l Kadîr, 15:776)” hadisini aklımızdan çıkarmayalım ve her işimizde Allah namına başlayalım, Allah namına işleyelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım