İbn Haldun’a göre haberlere yalan karışma sebepleri

Yunus, aldığı vazifeye dikkat ediyor ve dergâhın kıymetini bilerek “Buraya değil eğri bir adam, eğri bir odun bile giremez” diyerek kırk yıl boyunca düz odunları taşıyor ve alınması gereken dersi aldığını göstermiş oluyordu. Bize bırakılan kültür mirası doğruluğun ne kadar önemli bir değer olduğunu hatırlatır. Odun doğru olduğu gibi insan da doğru olmalı, eğri oturulsa bile doğru konuşulmalı.

Bugünün insanları olarak bize lazım olan şey doğruluk olduğu gibi, bize gelen haberlerin doğruluğunu tahkik ve sıhhatli bir şekilde başkalarına iletme ve nakletme gibi bir vazifemiz de var ki doğru ile yalan omuz omuza yaşayıp gitmesin. Yunus eğri odun bulduğu zaman onları yontup düzelterek dergâha götürüyordu. Biz de okuduğumuz veya duyduğumuz bilginin veya sözün doğruluğunu test etmeden, yanlışını doğrudan ayıklamadan aktarır ve ona göre tavır belirlersek bilmeden ve istemeden yalanın içinde kendimizi bulup başkalarının haklarına girmiş oluruz. Peygamber Efendimiz (asm) “Kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter” buyurmaktadır. Aslında bu okuduğumuz ve duyduğumuz her şeyi olduğu gibi almamamız ve tahkik etmemiz gerektiğinin açık bir ikazı ve dersidir.

Zaman içerisinde nakledilen bilgilerin içinde doğru ile yanlış yan yana, omuz omuza gelmiştir. 14. yüzyıl düşünür ve tarihçisi, sosyoloji ve iktisadın öncüsü kabul edilen İbn Haldun meşhur Mukaddeme’sinin bir bölümünde haberlere yanlış ve yalanın karışması üzerinde durur ve bunların sebeplerine değinir.

İbn Haldun “Yalan ve uydurma tabii olarak haberlerin kapısını çalar, haberlere yalan karışır” der. Haberlere ve rivayetlere yalan ve uydurma karışmasının sebeplerine dikkat çeker.

  • “Fikir ve mezheplere taraftarlık.” Bir fikir, mezhep ve inanca taraftarlık karıştığı zaman insanlar ilk anda kendilerine uygun gelen haberleri kabul ederler. Bir fikre meyil ve taraftarlık insanın dikkatli düşünmesine, tenkit ve tahkikine engel olur. Böylelikle yalanı kabul eder ve doğru olarak nakleder. Her fikri bir defa da nakledeninden bağımsız olarak ele almamız gerektiği, tarafgirlikle karar vermemiz gerektiği dersini verdiğini görüyoruz.
  • “Haberleri nakil ve rivayet edenlere inanmaktır.” Nakleden kişinin doğru söylediği, ancak o kişinin araştırılarak, kusur ve sevapları tartılarak doğru sözlü birisi olduğuna kanaat getirilmelidir. Haber getiren de, nakleden de haber gibi sorgulanmalı ve gözden geçirilmelidir.
  • “Maksatları unutmaktır.” Her söylenilen ve nakledilen haberin bir maksadı vardır. Bu maksatları çoğu insanlar kendi zannı ve tahminine göre naklederse yalan ve hurafeler ortaya çıkacaktır. Onun için bir haber veya bir metne bakarken onun doğru anlaşılması maksadının tespit edilmesiyle yakından ilgilidir. Kur’an’a bakan birisi Kur’an’ı ve onda geçen kıssaları doğru anlaması için Kur’an’ın maksadının ne olduğunu net olarak ortaya koymalı ki Kur’an doğru anlaşılsın.
  • “Haberin doğruluğu vehmine kapılmaktır.” İbni Haldun bunun vukuunun çok olduğunu ifade eder: Birincisi haberi nakledene inanmaktan, ikincisi ise hal ile olayları karşılaştırmamaktır. Hal ve haberler karıştırıldığı zaman haber başka bir şekle bürünür ve bunu gören gördüğü şekliyle nakleder, doğruya yalan karışmış olur.
  • “Haberi nakledenlerin övmek ve halleri güzel göstermek ve bu sayede şöhretlerini yaymak maksadıyla yüksek derece ve mevki sahiplerine yaranmalarıdır.” İnsanlar övülmeye düşkündürler ve ekseriyetle faziletlere rağbet etmezler ve fazilet sahipleriyle bu faziletleri elde etmek için yarışmazlar. Dünya nimetlerine olan düşkünlük, şan ve servet gibi şeyler doğrunun önüne set olur.
  • “Umranın ve diğer tabirle içtimai hayatın tabiatının hallerini bilmemektir.” Her olayın kendine ait bir tabiatı ve arizi olan birtakım halleri bulunması zaruridir. Hadiseyi işiten kişi hadiselerin ve hallerin varlıktaki tabiatlarını bilmesi değerlendirme yapması için yardımcı olacaktır. Çok vakit haberleri ve olayları işiten kimse vukuu mümkün olmayan haberleri olduğu gibi kabul etmektedir. Kısaca realiteyi nazara almamız gerektiğinin bir dersidir.

14. yüzyılda İbn Haldun’un tespit edip ortaya koyduğu sebeplerin günümüzde de benzer şekillerde varlığını sürdürdüğünü görüyoruz. Bir mezhep veya fikir taraftarlığından, haberi aktarana olan hüsnü zandan, maksatları bilmemekten, haberin doğru olduğunu düşünmek veya sorgulama ihtiyacı hissetmemekten, realiteyi bilmemek veya sosyolojik şartları nazara almamaktan veya bir menfaat gerekçesiyle doğru eğrilmek durumunda kalmaktadır. Çoğu zaman farkında olmadan bu sebeplerin bir veya bir kaçından kaynaklı doğruya yanlış ve yalan karışmaktadır.

Mehmet Kaplan

Mehmet Kaplan

Süleyman Demirel Üniversitesi / Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü - Din Sosyolojisi
Mehmet Kaplan

Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım