İftira nasıl peygamberlik delili oldu?

Muhammed Zahid El Kevseri merhum, Makalat’ında şöyle diyor: “Allah’ın şeriatı, ümmetin aksayan işlerini doğrultmaya ve ıslah etmeye her zaman ve zeminde elverişlidir. İnsan yapısı kanunlar ise böyle değildir. Zira bu kanunlar belli bir zaman ve mekan için uygun düşse de diğer zaman ve mekanlar için diğer zamanlar ve mekanlar için uygun olmayacaktır! Beşer aklı ümmetin bütün maslahatlarını değişik zaman ve mekanlarda bütünüyle ihata edebiecek midir ki, böyle bir kanun vaz’ etmek mümkün olsun? Zira insanoğlu bugün için sağlam ve uygun bulduğunu yarın nakzeder! Oysa Yüce Allah ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.

Evet bu söz sağlam bir hakikat zeminine oturuyor. Zaman ve mekandan münezzeh, Alim ve Hakim olan Allah’ın kıyamete kadar ümmetin maslahatını sağlayacak bir şeriat indirmemesi muhal olurdu. “İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam’ı beğendim. Maide, 5/3” ayeti de buna delildir. Nitekim kemalde olan bir şey fazlalık veya eksiklik kabul etmez. Burada değineceğim konu ise şeriatımızın en temel noktalarından biri olan kazf, yani iftira mefhumu. Öyleki alimlere göre iftira suçu hem hukukulah’ı (Allah’ın hakkı) hem de hukuku’l ibad’ı (kul hakkı) içerir. Lakin zina iftirasında hukukullah, hukuku’l ibada daha baskındır. Zira bu toplumda zinanın, çirkin sözün ve ahlaksızlığın yayılmasına sebep olacaktır. Keza şu hadis-i şerifte de buna işaret vardır: “Helak edici yedi şeyden sakının.” “Bunlar nedir?” diyen soran Sahabeye Efendimiz (ASM): “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı kimseyi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum esnasında savaştan kaçmak ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu kadınlara zina iftirası atmak. Buhari, Muslim, Ebu Davud”

Bu bilgilerden sonra yazımın başlığında dikkat çektiğim noktaya değinmek istiyorum. Bilindiği gibi bir sefer dönüşünde Hz. Aişe (RA) validemiz çok sevdiği gerdanlığını -ki annesi onu düğün hediyesi olarak takmıştı- kaybetmiş, onu ararken ordudan geri kalmıştı. O zaman tesettür ayeti indiği için Hz. Aişe’yi (RA) hevdecin içinde taşıyorlardı ve bu sebepten hiç kimse Hz. Aişe’nin (RA) olmadığını fark etmemişti. Hz. Aişe (RA) kendisini bulamayınca geri dönerler diye düşünerek yanı üzerine uzandı ve gözlerini uyku bürüdü. Safvan bin Muattal (RA) ordunun arkasında kalır, halkın mallarını araştırır, kaybolan malları konak yerine getirirdi. Safvan bin Muattal (RA) bir karaltı görünce oraya gitti ve Hz. Aişe’yi (RA) gördü ve tanıdı. Nitekim tesettür ayeti inmeden önce Hz. Aişe’yi (RA) görmüştü. Safvan (RA), Hz. Aişe’yi (RA) görünce “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” dedi. Bu sesi duyan Hz. Aişe (RA) uyanıp yüzünü örttü. Safvan (RA) devenin ön ayağına basarak deveyi çökertince Hz. Aişe’ye (RA) “bin” dedi ve kendisi geri çekildi. Sonra hayvanın yularından çekerek konak yerine götürdü. Hz. Aişe (RA), Safvan (RA) ile bir kelime bile konuşmadığını kendisi söyler. Bunu gören münafıkların başı Abdullah bin Übeyy uydurduğu iftirayı toplumda yaydı ve yazık ki bu iftiraya bir takım Müslümanlar da alet oldu. Bilinen bir gerçek ki şer çabuk yayılır ve tesir eder. Ardından ise bir süre vahiy gelmedi ve bu süre zarfında Hz. Aişe (RA) şiddetli biçimde hastalandı. Sahabeler ve Peygamber Efendimiz (ASM) ise derin bir biçimde müteessir oldular.

Şimdi düşünelim: Haşa Kur’an’ı Hz. Muhammed (ASM) uydursa neden kısa bir süre içinde Hz. Aişe’yi (RA) temize çıkaran bir ayet uydurmasın ve münafıkların ağzına tıkamasın! Oysa tam tersi oldu! (Yani annemizi temize çıkaran ayet geç indi.) Eğer denilse ki, haşa Hz. Muhammed (ASM) bir süre düşündü, sonra ayet uydurdu. O zaman nasıl Hz. Aişe’ye (RA) ömrünün sonuna kadar aşık kaldı. Eğer Kur’an’ı kendi uydursa içindeki şüphe gitmeyecekti. (Burada kastedilen Hz. Peygamber’in (ASM) iftiraya inandığı değil, farzı muhal…) Şüphe ise yavaş yavaş aşkı öldürür!

Bir diğer delile gelince, Hz. Aişe (RA) annemize yapılan iftira olayına Hz Ebubekir’in (RA) akrabası Mistah bin Üsase (RA) da katılmıştı. Ayetler inip suça karışanlar cezalandırılınca, Hz. Ebubekir (RA) kızına yapılan iftiraya karıştığı için Mistah Bin Üsase’ye (RA) yapmakta olduğu yardımı kesti. Sonra Cenab-ı Hak şu ayeti indirdi: “İçinizde varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Nur 24/22” Bunun üzerine Hz. Ebubekir (RA): “Evet, vallahi, Allah’ın beni mağfiret etmesini severim” dedi. Mıstah’a (RA) nafaka vermeye devam etti.

İşte tam da burada akıllar dumura uğruyor, düşünme yetisini kaybediyor! Bir beldenin reisini düşünün ki en sevdiği arkadaşının kızına iftira atılıyor ve o kişi en sevdiği eşi! Arkadaşı kızına atılan iftiraya karıştığı için akrabasına yardım yapmayacağına karar veriyor ve Hz. Muhammed (ASM) haşa bir ayet uydurup bunu engelliyor! Haşa hem Hz. Peygamber (ASM) yalancı ve sıradan biri hem de böyle bir davranış sergiliyor! Böyle bir durumun yaşanması insan tabiatına ve içtimaiyatına aykırıdır. Vallahi bunu söyleyen kim varsa hepsi ahmaktır! Ahmaklık ise böyle durumlarda olduğu gibi Cehenneme gitmeye sebeptir. Çünkü ahmağın aklından önce kalbi çürümüştür!

Salat ve selam Peygamberlerin Önderine (ASM), onun Ailesi ve Ashabına ve bütün iman edenlerin üzerine olsun. Allah’tan günahlarımızı bağışlamasını, ilmimizi artırmasını ve bizi doğru yola iletmesini diliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.