İhtiyarlık sabahının ilk ışıkları

Uyku tatlıdır…

Uyandırılmak istemez insan…

Fakat ebediyen uyunmaz da…

Vakit dolar, gün doğar, sabahın latif ışıkları yüzünü okşar…

Ya bir tatlı rüyadan, ya bir dehşetli kâbustan ya da bir büyük boşluktan çıkar gibi uyanırsın…

Gençlik de bir derin uykudur…

Ancak ihtiyarlık sabahı uyandırır insanı…

Ben de kırk yaşına merdiven dayadığım bir sabahta sakalımın bir beyaz kılıyla bir nebze uyandım. Bilmem belki de uykuda uyandığını zanneden, fakat daha derin bir uykuya dalan biri gibi tekrar yatmış da olabilirim…

Kalbimden, sonra dilimden Aziz Üstadımın gafletten uyandırıcı şu ifadesi dökülüverdi:

Gece gibi gençlikte gözün nevm-i gaflette dalmış,

ancak subh-misal olan sakalın beyazıyla uyanabildi.

İnsan için sakalında çıkan beyaz aldatmaz bir rehberdir. Meşhur bir kıssadır, Hz. Ömer (RA) halife olunca bir adam tutar. Adaletten şaşmamak için her gün Mahkeme-i Kübrayı hatırlamak ister. Adamın vazifesi, her gün aniden Hz. Ömer’in (RA) önüne çıkıp “Ey Ömer! Ölüm var” ikazını yapmasıdır. Yıllar geçer, bir gün Hz. Ömer (RA) adamın vazifesine son verir. Çünkü sakalına aklar düşmüştür. Ak sakallar ise her gün ona ölümü en tesirli bir şekilde hatırlatmaktadır.

Her zaman beyaz kıllar hakikate ayna olmazlar. Mesnevi-i Şerif’te anlatılan bir kıssa bir beyaz kılın, nasıl hakikate perde olabildiğini anlatıyor:

Hz. Ömer’in halife olduğu zamanlarda, ramazan ayının vakti geldi. Birkaç kişi hilali gözetmek için dağa çıktı. Aralarında Hz. Ömer (RA) de vardı. Oruç ayının başladığını ilan edecek olan yeni ayı görmenin heyecanı içindeydiler. İçlerinden biri “Ya Ömer! İşte hilal, şurada” dedi. Hz. Ömer (RA) bunun üzerine gökyüzüne dikkatlice baktı. Fakat hilali göremedi. Hilali gördüğünü söyleyen adama: “Gökyüzünü senden daha iyi görüyorum. Ben hilali göremedim. Sen ellerini ıslayıp yüzünü bir sıvazla da, ondan sonra bak bakalım. Hilali görebilecek misin?” Adam söylenileni yapınca: “Demin gördüğüm hilal, şimdi yok oldu” dedi. Hz. Ömer (RA): “Kaşından kıvrılan bir kıl gözünün önüne geldi. O kıl seni yanılttı” dedi.

Hz. Mevlana bu kıssayı anlattıktan sonra meseleyi sıdk ve doğruluğa getirerek şu dersi vermiştir:

Vücudundaki bütün eğrilikleri düzeltip doğru ol. Doğru bildiğin yolda, haksızlığa boyun eğme. Dürüst olmayan kişilerle yapılan dostluk, aklı karıştırır. İnsanı yanlışa sevk eder.

Hz. Ömer (RA) zamanında yaşanan bu kıssa Risale-i Nur Külliyatında da birkaç yerde geçer. Bediüzzaman Said Nursi’nin farkı ise meseleyi iman hakikatleri perspektifinden yorumlamasıdır:

Hem, tebeî, sathî bir nazarla bakılsa, gayet muhal bir şey, mümkün görünebilir. Bir zaman, bir ihtiyar adam, Ramazan hilâlini görmek için semaya bakmış. Gözüne bir beyaz kıl inmiş; o kılı Ay zannetmiş, “Ay’ı gördüm” demiş. İşte, muhaldir ki, hilâl, o beyaz kıl olsun. Fakat kasden ve bizzat Ay’a baktığı ve o saçı tebeî ve dolayısıyla ve ikinci derece göründüğü için o muhali mümkün telakki etmiş. (Sözler, s. 172; Mektubat, s. 302, 453; Hutbe-i Şamiye, s. 118)

Bediüzzaman’ın fikir dünyasının merkezinde her daim Kur’an vardır. Kur’an’ın dört ana maksadından biri ise tevhiddir. Bu kıssa tevhide dair ehemmiyetli bir hakikati ders vermek için zikredilir. Kıssadan hisse babından aklı bir göze ve zerrelerin hareketini de bir kirpiğe benzeten Bediüzzaman maneviyata kör maddeci bakışı şöyle tenkit eder:

Zerrâttaki harekât, kirpik-i aklın olmuş, birer kıl-ı zulmettar, kör etmiş maddî gözü.  Teşkil-i cümle enva fâilini göremez, düşer başına dalâl. O hareket nerede, Nazzâm-ı Kevn nerede? Onu ona vehmetmek, muhal ender muhal! (Sözler, s. 644)

Hâsılıkelâm, bazen bir beyaz kıl büyük bir hakikate karanlık bir perde olur. Bazen ise nihayetsiz bir hakikatin parlak aynası da olur. Bu sebeple dikkat etmek ve batmaktan endişe etmek, belki de korkmak gerektir. Bir lokma, bir öpme, bir kelime, bir pırıltı, bir işaret, bir kıl çok büyük batışlar, sönüşler, yıkılışların başlangıcıdır. Kulağa küpe olmalıdır ki, bazen küçük bir şey büyükten daha büyüktür.

Sakalımdaki beyazlar şimdilerde beni uyanık tutuyor. Zaman zaman ise yüzüme gülümseyerek Aziz Üstadımın şu latifane mısralarını da gizliden gizliye mırıldanıyor:

Sakalımın beyazlanmakla parlaması seni korkutmasın. Zira nur-u mütecessim gibi dimağdan erimiş sakaldan mecra bulup kendini gösteren fikir ve edebin tebessümüdür.

Mustafa Said İşeri

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım