İki kef (ك) ile iki nun (ن) kab-ı kavseynlerinde gerçekleşen ezeli iltifat

Öyle harfler vardır ki tek bir nüktesini keşfetmek için gerektiğinde canlar feda edilir. Allah’ın ezeli kelamı olan Kur’an harfleri işte uğruna şehit düşülecek derecede kıymetli harflerdir. Birinci Dünya Savaşı’nın dehşetli günlerinde İşaratü’l İ’caz tefsirini telif ederken Bediüzzaman Said Nursi de bu manada bir halet-i ruhiyeye bürünmüştür. 1959 yılında talebelerine verdiği en son dersinin son satırlarında 44 yıl önceki tavrını kapalı bir üslupla zikrederek “azami ihlâs” dersi vermiştir:

Harb içinde, avcı hattında, düşmanın top gülleleri arasında Kur’an-ı Hakîmin tek bir ayetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine “Defteri çıkar” diyerek at üstünde o nükteyi yazdırmış. Demek Kur’an’ın bir harfinin, bir nüktesini düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş, ruhunun kurtulmasına tercih etmiş. Emirdağ Lahikası, s. 459.

Sakın tek bir harf deyip geçmeyin! Öyle harfler vardır ki -anahtar gibi- bir âlemi kapar, bir başka âlemi açar.

Kur’an tek bir harfinin tek bir nüktesi için şehadeti kabul etme derecesinde bir azami ihlâs ile telif edilen İşaratü’l İ’caz’ın Fatiha Suresi tefsirinde iki harfin dünyalara bedel olduğu hissedilir. Fatiha’nın müdakkik ve mütefekkir okuyucusu ك ile ن harflerinin sırlarına ermekle kab-ı kavseyn makamının perdesiz huzur mertebesine ulaşır. Fatiha yalnız Kur’an’ın anahtarı ve fethi değildir, belki her namazın her kıyamında yetmiş bin perdelerin açılmasına ve huzur-u ilahiye kabule bir vesiledir.

Fatihanın ilk dört ayetinde “gaibane muhatabiyet” suretinde Allah’a muhatap olunur. Vahidiyet sırrıyla kesret aleminde yatay tefekkür yolculukları tamamlanır. Beşinci ayete gelindiğinde ise “hazırane muhatabiyet” denilen huzur makamının ehadiyet muhatabiyetleri başlar. “Vahidiyet”ten “ehadiyet”e ve “gayb”dan “huzur”a kabulün santrali ise ك ile ن harfleridir.

Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.  Fatiha 1/5.

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ

Sen (/Siz) manasına gelen ك daire-i ulûhiyetin ünvanıdır. Biz manasına gelen ن ise daire-i ubudiyetin geniş makamını ifade eder. ن harfinde üç külli kulluk dairesi vardır. Birincisi insanın vücudundaki hücreler, atomlar ve atomaltı parçacıklardan meydana gelen zerreler âlemidir. İkincisi başta Peygamber Efendimiz (ASM) olmak üzere bütün peygamberler, sahabeler, evliyalar, asfiyalar, hatta cinler ve meleklerden meydana gelen ehl-i tevhid dairesidir. Üçüncüsü ise ferşten Arşa, zerreden galaksilere, dünyadan ahirete kadar lisan-ı haliyle Allah’ı tesbih ve ibadet eden her türlü mevcudattan meydana gelen kâinattır. ن harfinin “biz”i içindeki külli niyet ve itikadın kulluk şuuruyla uluhiyetin huzuruna muhatap olunur.

Mirac hediyesi ve mü’minin miracı olan namazın rükünleri birçok mirac esrarıyla sırlanmıştır. Allah’ın Necm suresinde “Kab-ı Kavseyn” diye tabir ettiği en yüce muhatabiyet makamının da namazda yansımaları vardır. Birbirine teğet iki yay manasına gelen Kab-ı Kavseyn –birbirine karışmayan iki deniz gibi- vücudun en geniş iki dairesinin temsilidir. Vücudun birinci dairesi Halık’a ait “vücub” âlemidir, ikincisi ise mahlûka ait “imkân” âlemidir. Vücub, vücudu zatından kaynaklanan, ezeli olan, zaman ve mekânın her türlü sınırları özelliklerinden yüce olandır. İmkân ise, varlığı ve yokluğu eşit olan, vücudu yaratıcının emrine bakan, yaratıcı haricindeki bütün yaratılmışlardan meydana gelen âlemdir. Fatiha’nın Kab-ı Kavseyninde ك vücub âlemini, ن ise imkân âlemini temsil eder. Fatiha’da ك ile Allah’a yüzünü çevirerek “Sen/Siz” diye hitap eden bir kul, ن ‘un “Biz”i ile kendi âlemindeki bütün mevcudatı şahid göstererek arkasına alır, külli muhatabiyet sırlarına erişmeye çalışır.

كُنْ [“ol” Yasin 36/82] emriyle yaratılan, kef-nun (ن – ك) fabrikasının ürünü olan varlıklar âlemine âlem-i imkân ya da daire-i mümkinat denmiştir. Kâinat, mümkin, kevn, imkân kavramlarının kökleri ك ve ن harfleridir. Sanki كُنْ emrinin birinci harfi emreden ك  , yani Sen/Allah ve emredilen ise ن , yani Biz/mahlûkattır.

Zerkeşi, Fatiha Suresinin ayetlerinde gayptan huzura basamak basamak gerçekleşen manevi ve psikolojik yükselişi şöyle tefsir etmiştir:

Kul, Fatiha Suresine “elhamdülillah” diyerek Mevlasına hamd ile başladığında Yüce Allah’a yönelme hususunda psikolojik bir hareketlenme yaşar. Tüm âlemin Rabbi olduğuna işaret eden “Rabbü’l Âlemin” ayetine geçtiğinden bu psikolojik hareketlenme hızlanır. Nihayet ahiret gününün sahibi olduğuna işaret eden “Maliki yevmi’d-din” ayetine ulaştığında, kendini Allah’a daha yakın hisseder ve ancak O’na boyun eğileceğine ve önemli işlerde yalnız O’ndan yardım isteneceğine kani olur. Hamd ile birlikte Yüce Allah’ın sıfatları gaib kalıpla geldikten sonra ibadet lafzında muhatap kalıbına geçilir. Bunun nedeni rütbelerin en yücesine sahip olan muhatabın (Allah’ın) halini yüceltmektir. (İltifat, s. 131)

İşaratü’l İ’caz’da ك harfiyle gaybdan hitaba yükseliş hakikati izah edilirken “iltifat” ifadesi dikkatleri çeker:

ك zamirinde iki nükte vardır. Birincisi: Makablinde zikredilen sıfat-ı kemaliyenin ك zamirinde müstetir ve mutazammın olduğuna işarettir. Çünkü o sıfatların birer birer tadadından hâsıl olan büyük bir şevkle gaybdan hitaba, yani ism-i zahirden şu ك zamirine iltifat ve intikal olmuştur.  İşaratü’l İ’caz, s. 26.

Gayptan hitaba yükselişte ilahi bir lütuf vardır. Bununla birlikte yukarıdaki paragrafta geçen “iltifat” kavramı Arapça’da çokça kullanılan bir edebi sanatın da ifadesidir. İşaratü’l İ’caz’da bahsi geçen yerden başka dört yerde bu sanata dikkat çekilmiştir. (“tekellümden gaybete iltifat” s. 77; “gaybdan hitap edilen iltifat” s. 149; “gaybdan hitaba yapılan iltifat” s. 232.) Bediüzzaman bu bahislerin birinde iltifat sanatının hikmetini de izah etmiştir:

Kur’an-ı Kerim, evvelce gaibane yaptığı hikâyeden sonra, burada hitaba başladı. Bu da, belagatçe malum bir nükte içindir. Şöyle ki: İnsan, bir adamın fenalığından, ayıplarından bahsederken, hiddeti, gazabı o kadar galebe eder ki, hayalen, hayali bir ihzar ile hitap suretiyle kendisine tevcih-i kelam etmeye başlar. Veya iyiliklerinden bahsederken şevki ve aşkı galeyana gelir; hemen hayalinin karşısına getirir, kendisine hitap ile konuşmaya başlar. Bu “iltifat” ile tesmiye edilen bir kaidedir. Bu kaidenin, lisan-ı Arapta büyük bir mevkii vardır. İşaratü’l İ’caz, s. 226-227.

İltifat sanatı Kur’an’da en çok kullanılan üslup tarzlarından birisidir. İltifat bir sözde beklenmedik şekilde şahıs, zaman ve üslup bakımından değişiklik yapmaktır. “L-f-t” fiil kökünden gelen iltifat “bir şeye yönelmek, yüzünü çevirmek, bir şeyden yüz çevirmek, dikkat etmek” manalarına gelir. Hamza el-Alevî’ye göre iltifat sanatı belagatin en parlak ilmidir, belagat ordusunun kumandanıdır, gerdanlıkların ve kolyelerin birleştirici unsurudur.

Bu sanata ilk defa iltifat ismini veren İbn Mu’tez’dir (ö. 299). İbn Mu’tez’den Zerkeşi’ye kadar iltifat sanatının çerçevesi genişlemiştir. Başlangıçta şahıslar arası geçişle sınırlanan iltifat sanatı asırlar geçtikçe sayılar arası, şahıslar arası, zamanlar arası ve kalıplar arası geçişlerin eklenmesiyle çok geniş bir açıdan yorumlanmıştır.

İltifat tasnifinin ilk şekli, İbn Mutez’le şahıslar arası geçişin “gaib-muhatap, muhatap-gaib” çeşitleriyle başlamış; İbn Vehb sayılar arası geçişin “müfred-cem, cem-müfred” çeşidini eklemiş; sonra Zemahşeri şahıslar arası geçişin tüm çeşitlerini “gaib-muhatab-mükellim) netleştirmiştir. İbn Kesir bunlara “zamanlar arası geçiş” türünü ve alt çeşitlerini (mazi-emir, gelecek zaman-emir, mazi-gelecek, gelecek-geçmiş); morfolojik kalıplararası geçiş (malum-meçhul) türünü eklemekte, son olarak ise İbn Vehb’in ortaya koyduğu “sayılar arası geçiş”in öteki türlerini ilave etmiştir. Zerkeşi ise tüm bunları kendine göre sistematize ederek sunmuştur. (İltifat, s. 143)

İltifat sanatı öncelikle iletişimi bozan olumsuzları ortadan kaldıran bir sanattır. Dikkat dağınıklığını gidermekle birlikte ilgiyi sürekli kılar ve iletişimi canlı tutar. Muhatabiyeti tekdüzelikten kurtarır. En önemlisi ise iltifat sanatı muhataba gösterilen kıymetin bir ifadesidir. Muhatabı onurlandırmanın en güzel bir tarzıdır.

Hâsıl-ı kelam, Fatiha’nın ك ve ن harfleriyle hem “ubudiyet”, hem de “istiane” makamlarından huzur-u ilahiyeye açılan iltifat kapıları açılmıştır. Cenab-ı Hak ن ‘un külliyetini kazanıp  ك ‘in perdesiz huzuruna yükselmeyi bizlere nasip eylesin.

Kaynakça:

Bediüzzaman Said Nursi, İşaratü’l İ’caz, Yeni Asya yayınları, İstanbul 1998.

Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Yeni Asya yayınları, İstanbul 1998.

Dr. Mehmet Dağ, Kur’an’da Üslup Diyalektiği: İltifat, Salkımsöğüt yayınları, Ankara 2008.

İsmail Durmuş, “iltifat” maddesi, İslam Ansiklopedisi, http://www.islamansiklopedisi.info

Mustafa Said İşeri

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım