İslam’da veganlık

Veganlık denilince vejeteryan kelimesine aşina olanların kafasında bir şeyler canlanmıştır. Vejeteryanlık genel olarak hayvan eti yememek olarak bilinirken veganlık bunun birazcık daha üst sürümü. Hatta bir “direniş felsefesi”nin de olduğu iddia edilen veganlıkta her türlü hayvansal ve –benim tabirimle– hayvanların hayvan gibi kullanımına karşı olma vardır. Her şeye karşıdırlar: kırmızı et, balık eti, tavuk eti, süt, bal, deri ürünler, yün ve ipek ürünler, hayvanat bahçesi, hayvan alım satımı vb.

“Direniş felsefe”lerinin en önemli vurgusu “hayvanlara yapılan zulmü sonlandırmak” için mücadele etmek. Dünyadaki birçok sorunu da buna bağlıyorlar. Birçok düşünürün/önemli şahsiyetin vegan olduğu da söyleniyor. Bu konuda haklı olabilirler tabii.

Çok paylaşılan bir rivayettir, Pisagor demiş ki, “İnsanlar hayvanları öldürdükçe birbirlerini de öldürmeye devam edeceklerdir. Ölümü ve acıyı yayan, mutluluğu ve aşkı asla bulamaz.” Hatta buna benzer olarak hayvanların hepsinin acı çekerek ve korku dolu bir halde boğazlandığı ve buradan açığa çıkan acının onlar yenilerek vücuda aktarıldığı ve bunun insanı daha da vahşileştirdiğini de iddia ediyorlar. Yani “mutlu et” diye bir şey yokmuş, haliyle et yiyen insanlar da mutsuz ve stresli oluyormuş.

İnsanlar tarafından hayvanlara yapılan “zulüm”ler insanları birbirine karşı da zulmedebilir hale getiriyormuş. Bununla beraber hayvan üretmek için çok tahıl tüketildiği ve çok enerji harcandığı hatta hayvan üretmenin çevre kirliliğinde de çok önemli bir yüzdeye sahip olduğu yine iddialar arasında.

Hayvansal ürünleri tüketmenin “zulüm” olduğunu düşünmesem de veganların bazı haklı tarafları olduğunu düşünüyorum. Misalen hayvanların ahıra kapatılmaları, onların hiç çayıra/bayıra/meraya çıkartılmamaları, üretimi artırmak için onlara hormon iğneleri yapılması ve milyonlarca civcivin yumurtlayamayacağı için katledilmesini ben de zulüm olarak görüyorum. Hayvanlara eziyette bulunulmasını ben de hoş görmüyorum ama hayvanların etinden, sütünden, yumurtasından, derisinden faydalanmak bana göre zulüm değil. Herkes müsbet bir şekilde birbirinin fikirlerine saygı duymalı.

Karşılıklı fikirlere saygı önemli. Örneğin “Tanrıya tapıyorsanız hayvan canı alamazsınız” gibi konulara veganlar girmemeli ki bizim gibi Allah’a iman edip O’na hayvan kurban etmek ibadetinde bulunanlar da onların fikirlerine karışmasın. Bu yazıyı yazma nedenlerimden birisi veganlar hakkında ilk duyulduğunda kulağa hoş gelen sözlerin aslında hiç de tutarlı olmadığını paylaşma isteğim. Vegan kavramını ilk ortaya atanlardan Donald Watson demiş ki:

Veganlık hayvanlar alemine dair sömürü ve zulmün tüm biçimlerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur. Et, balık, kümes hayvanı, yumurta, bal, hayvansal süt ve türevlerini dışlayıp bitkiler aleminin ürünleriyle yaşamayı ve tamamen ya da kısmen hayvanlardan üretilen tüm ticari malların alternatiflerini kullanmak şeklinde pratiğe dökülür.

Hayvanı insan kadar değerli gören ve ona zulmedildiği, onun sömürüldüğünü iddia eden bu “felsefe” bitkiyi ise rahatlıkla tüketilebilir görüyor. Onların deyimiyle Tanrı, bizim deyişimizle Allah kimdir? Her şeyin yaratıcısıdır. Bitkinin de, hayvanın da, insanın da yaratıcısı ve hatta cansız varlıkların da. Bizler –uygulamada sıkıntılarımız olsa da– her şeyi Allah rızası için kullanmaya çalışmamız gerektiğini biliriz. Hayvanı Bismillah der keseriz, Bismillah der süreriz, Bismillah der sağarız. Bize birileri “Hayvanı kesme, bu zulümdür” derse o zaman “Bitkileri kesmek nedir?” diye soru(n) akla geliyor. Yaşamı gözeten bir felsefe niye bitkilere “zulm”ediyor. “Bir şeyleri yemek zorundayız, hayvanları kesmeyelim, onların yerine bitkileri keselim” benim nazarımda hiç de tutarlı bir düşünce değil.

Bir de şöyle bir düşünceleri varmış: Kökü besin kaynağı olan bitkilere dokunmuyorlarmış sadece meyve veren bitkilerin meyvelerini yiyorlarmış. Yani havuç yemiyorlar ama elma yiyorlar. Yaşamı gözettikleri için havuç bitkisini öldürmüyorlar ama ağacın evladı olan elmayı dalından koparıyorlar. Halbuki “doğa ana”nın verdiği o elma dalından yere düşse bile “saygı” gereği onu toprağa yani “doğa ana”larına geri sunmaları gerekmez mi? Bu konuda kafamda deli sorular var, ilgililer cevaplayabilir.

Yukarıdakine benzer şekilde sık paylaşılan bir G. Bernard Shaw sözü var, “Hayvanlar benim arkadaşlarım. Ve ben arkadaşlarımı yemem!” Genel olarak hayvanların zeki oldukları, onların arkadaş edinilmeye uygun oldukları, onların kesilirken/eşya taşırken acı çektikleri, onların da insanlar gibi özgür olması gerektikleri ve dünyanın ömrü için, sağlımız için hayvan tüketimini ortadan kaldırmamız gerektiği vurguları yapılıyor. Genel olarak hayvanseverlerde de gördüğüm problem burada da var.

Siz hiç hayvanseverlerin sinekler ölmesin dediğini ve sinek öldürme markalarını protesto ettiğini gördünüz mü? Siz hiç tahtakurusunu/hamam böceğini vs. öldürmemek için mücadele eden bir örgüt gördünüz mü? Siz hiç fareler de canlıdır deyip Fareleri Yaşatma Derneği açan birini gördünüz mü? Benzer şekilde veganlar da bitkileri değersiz ama hayvanları özgürleştirilmeye layık bireyler görüyor. Hiçbiri Osmanlı padişahının karıncaya bakışındaki kadar samimi değil. Hiçbiri Said Nursi’nin sineklere bakışındaki kadar samimi değil. Yine hiçbiri Hasan dayımın meyve ağaçlarına bakışındaki kadar ve babamın evinin salonundaki –çiçek bile açmayan– yeşil bitkisine bakışındaki kadar samimi değil.

Yukarıda kısaca değinmiştim, hiç zulüm yok mu? Elbette var. Civcivlerin ve buzağıların öldürülmesi, hayvanların daha çok et için iğneyle şişirilmesi, hayvanat bahçesi vakaları vs. Ancak hayvan tüketmemek bir çözüm mü? Hayvanlara iğne vurup şişiren üreticiye bir bakalım. Eğer hayvan tüketimi azalırsa bu üretici ne yapacak? Bu sefer tahıl üretimi işine girişecek. Hayvana verdiği hormonu bu kez bitkiye verecek. Çünkü ahlakî bir bozukluğu var. Bunun çaresi veganlık değil o kişinin ahlakî ıslahını sağlamaktan geçiyor. “Tanrıya tapıyorsanız hayvan kesmeyin” diyerek mi bu ahlaksızlığı sonlandıracağız?

Bir başka olay ise çevre kirliliği, iklim değişikliği, dünya barışı söylemleri. Önemli olan kişinin söylemlerinden ziyade fiiliyatıdır. Dünyadaki en büyük savaşların/tartışmaların enerji üzerine çıkıyor olduğu herkesin malumu iken hayvanları nasıl birinci gündem maddesi yapabiliriz ki? Benim bildiğim hayvanlar yüzünden çıkmış bir savaş yok, belki tarihte birkaç tane olmuştur, biraz da miras kavgası olmuştur falan filan. Veganların fiillerine bakalım. Hangi savaşı engellemişler veya savaşları engellemek için ne tür projeleri var? “Vegan felsefe” Suriye’ye barış getirmek için neler üretiyor? En azından hayvan yiyenlerin bu konuda bazı çabaları var da onun için sordum.

Yazının başlığında belirtilen “İslam’da veganlık” meselesine gelirsek. Elbette İslam’da veganlık yok ama hayvan hakları var. Hayvanlara zulmedilemez, şeriat bu noktada da cezalar öngörmüş. İnsanın hayvan üzerinde ve hayvanın da insan üzerinde hakkı var. Bir hayvana işkence edemem, ona hormon veremem, onu aç bırakamam, bunlar zulümdür ancak Bismillah deyip kesmek zulüm değildir.

Hayvanların cüz’i iradeye sahip oldukları, sevk-i ilahi ile oradan oraya sevk edildikleri ama sınava tabi tutulmayacakları bilinir. Yine Risale-i Nur okuyanların çok aşina olduğu bir bilgidir ki vahşi hayvanların helal rızıkları leşlerdir. Ancak insanlara leş haram olduğu için bizler hayvanları boğazlamak zorundayız. Emir bu yönde –yoksa leş de yeriz bize uyar yani. İlla keselim diye inat etmiyoruz. Rızkı bize gönderen Rabbimizin sözüne uyuyoruz, her şeyi hikmetle yaratan ve bize sunan O’dur, elbette O’nun emirlerine uyacağız.

Özetle iki şey üzerinde durmak istiyorum: Eğer Allah’a inanıyorsak, hayvan ürünlerinden faydalanmanın helal olduğu bize vahiyle bildirilmiş. Eğer inanmıyorsak, büyük balığın küçük balığı yuttuğu “doğa ananın kanunlarının geçerli olduğu dünyada” benim de balık yutmama hiçbir felsefe/düşünce/ideoloji/akım karışamaz.

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım