İyi ki varsın haşir!

Ahiret akidesinin sosyal hayatımıza bakan ve ruhi ve psikolojik çıkmazlarımıza çözüm yolları sunan sayısız faydası var. Sosyoloji, psikoloji, ahlak bilimi vs. dallarda ihtisas sahibi olan bilim insanlarının incelemeleri gereken muazzam bir hakikattir aslında ahirete inanmak meselesi…

Haşrin, yani ölümden sonra tekrar yaratılmanın İslam tarihi boyunca akli izahları yapılmak istenmiş, maalesef netice alınamamıştır. İbni Sina gibi mühim bir âlim bile “akıl bu yolda gidemez” diyerek bu konudaki çaresizliğini itiraf etmiş bir bakıma. Lakin Kur’an’dan aldığı ilham ile iman hakikatleri mesleğinin zahiri “yol göstericisi” olan Bediüzzaman mukni, “ikna edici” delillerle bizleri ahiretin sokaklarında 10. Söz adını verdiği muazzam eseriyle gezdirmiştir.

Yıllar evvel haşri ispat etme gayreti içerisine giren Bediüzaman, ne gariptir ki kelam sahibinin hükmü gereği -telifat noktasında- susmuş.

Bakınız; bir tefsir mukaddemesi olan Muhakematın âhiri…

Bir müddet sonra imanın esaslarına ilişen bir güruhun, haşre olan saldırısı mukabilinde konuşma iznini almış olmalıdır Sahib-i Kelamdan…

Ardından bir tamamlayıcı olarak 29. Söz’ü kaleme alan Bediüzzaman, ruhun bekasını, melâikenin ve haşrin ve Cehennemin varlığını müthiş delillerle izah eder.

Haşir ispat edilmiştir. İnkar bir kez daha hak karşısında mağlup olmuştur. Biraz önce ismi zikredilen Muhakemat’ta verdiği sözün nısfını, yani yarısını yerine getiren Bediüzzaman, ahiret akidesinin sosyo-psikolojik tespitleri ile beraber içtimai hayata getirdiği huzuru da Şualar adlı eserinin dokusuncusunda beyan etmektedir.

Son derece icmali bir şekilde Risale-i Nur Külliyatından, ki haşir bahislerinin serencamı bu şekildedir.

Bu uzun girizgahtan sonra haşrin ispatını, melâike ve ruhun bekası ve Cehennemin vücudunu Risale-i Nur’a havale ederek ahirete inancın faydalarını bir nebze olsun zikretmek istiyorum.

Hakikaten ahirete inanmak düzleminde düşünüldüğünde sosyal hayat içerisindeki büyük sıkıntıların varlığı tespit edilip tedavileri yapılmaktadır. Ahirete inanmak mevt ve zevalin tokatlarına mukabil insanoğluna huzuru sunmaktadır.

Öncelikle sıkıntı ve zorluk içerisinde olan ve hassasiyetleri ziyade çocuk ve yaşlılara ahiret bir müjdedir. Hem kaybettikleri yakınlarına kavuşmak hissini sunan, hem hassasiyetlerine kuvvet aşılayan ahiret inancıdır.

Düşünsenize toplumun neredeyse yarısını oluşturan hassas ve şefkate ziyadesi ile muhtaç olan çocuklar, ahiret inancı verilmediği takdirde etrafındaki vefiyat ve ölümlere nasıl mukabele edip anlam verebilirler. Senin annen Cennete gitti, orada tekrar seni kucağına alıp sevecek; o çok sevdiğin arkadaşın Cennetin bir kuşu oldu, müjdeleri çocukluk istasyonundan geçmiş olan biz yetişkinleri -zihnimizle bir zaman ipine takılıp geri dönebilirsek eğer- rahatlatmaz mıydı sizden soruyorum?

Toplumum yarısını teşkil eden bu kesimi nasıl sakinleştirebilirdik? Elbette ahiret inancı aşılanmayan bir çocuk ya mahvolur ya da bedbaht bir divane hayvan olurdu.

Acizlik ve şefkate olan ihtiyacından dolayı ihtiyarlara en büyük bir müjde olarak ahiret var! Sönmekte olan hayatıyla ziyadesi ile alakadar olan ve geçmiş günlerini endişeli gözleri ile arayan ihtiyarlar…

Herkesten ziyade mevt ve zeval, yani ölüm ve yokluk ile başbaşa kalan ihtiyar ve ihtiyareler. O çok sevdiğiniz ahbab ve dostlarınızla tekrar buluşmaya gidiyorsunuz, endişe etmenize mahal yok. Kabir kapısına en yakınlarımız elbette beka ile ferah bulabilirler.

Bediüzzaman çocuk ve ihtiyarlara müjde ile yaklaşmasına mukabil, adeta insanlığın güç ve kuvveti anlamına gelen gençlere de hani o “güçlü olan galip gelir” kaidesini hatırlatarak zayıflara ve mazlumlara zarar vermemeleri için Cehennem fikri ile uyarıyor ve tehdit ediyor. Hevesatları peşinde koşan gençler ancak Cehennem hakikati ile durdurulabilir ve hayra kanalize edilebilirler.

Gelelim toplumun çiçekler, meyveler veren koca koca ağaçları programında gizleyen aile hayatına… Eğer ailede vefadarane hürmet ve fedakarane merhamet olmadığı takdirde saadet meyveleri o çiçeklerin neticesinde çıkmayacak ve toplumun istenen baharı bir türlü gelmeyecektir. “Ebedi alemde de eşim” düşüncesi hüküm sürmediği takdirde geçici güzelliklerin ve yapmacık muhabbetlerin hiç bir tesiri olmayacaktır.

Dünya manevi bir buhran geçiriyor, Batı medeniyetinin kokuşmuş felsefesinin ürettiği çareler devamsız ve samimiyetsiz… Kur’an’ın verdiği müjdeler ve nefiyler tatlı bir huzur verdiği gibi nefsin ve şeytanın köleliğinden muhafaza ediyor. Bu aciz ve endişeli kalplerin acizlikleri ancak ahiret inancı ile kuvvetlendirildiği gibi endişeleri de ancak ahirete iman ile izale edilebilir.

Etrafına zarar vermeye meyilli ve kuvveti elinde tutan gençlerin tahribatı ve zararları ahiret inancının bir meyvesi olan Cehennem fikri ile durdurulabilir.

Belki de en önemlisi toplumun lokomotifi ve enerjisi olan ailenin korunma ve devamlılığı ancak ahirete imanla neticelendirilir.

Latest posts by Ersin Acar (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım