İzzet ve teslimiyet

Derler ki: Eğer Medine’ye döner gider isek elbette aziz olanlar, zelil olanları oradan çıkaracaklardır. Halbuki izzet Allah’a mahsustur ve peygamberi ile mü’minlere mahsustur. Fakat o münafıklar bilmezler. Münafikun, 63/8.

Müslümanlar olarak teslimiyetimizi kaybettiğimizde izzetimizi mumla arar olduk. Nitekim tefekkür edildiğinde iki mefhum arasında kopmaz bir bağ olduğu görülür. 1400 yıllık İslam tarihine baktığımızda -son iki, üç asır hariç- Batı’nın bizim dinimize, şeriatımıza getirdiği eleştirilere karşı zillet gösteren bir toplum yapısı ve Müslüman bilinci görmek mümkün müdür? İzzetimizi kaybettikçe teslimiyetimizi modern değerlere rüşvet vermeye başladık. Oysa Kur’an “hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamayı” övmüş, bunu Allah’ın rızasına ermeyi vesile olarak zikretmiştir.

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir. Maide 5/54.

Seküler değerlerle iğdiş edilmiş zihniyetimiz mülkün kime ait olduğunu ve mülk sahibinin mülkünde istediği gibi tasarruf edebileceğini ıskalıyor. Modern değerlerle çatışma arzeden bir şey gördüğünde -haşa- ya Kur’an ayetlerine tarihsellik (hükmünün geçmişte kaldığını iddia etmek) isnad etmek gibi sapıklık içine düşüyor ya da hadisler güvenilmez diyerek ayetleri cehaletiyle yorumluyor. Böylece kınayıcıların kınamasından kurtulmuş olduğunu zannediyor. İşte bunun altında yatan temel saik modern değerlerin mutlaklaştırılması hastalığıdır. Oysa sadece Allah’ın rızasını arayan selefte ve onların yolundan giden alimlerde bahsettiğim izzeti görmek mümkündür.

Örneğin, Adudüddevle tarafından Bizans’a elçi gönderilen İmam Bakıllani (RA) Bizans hükümdarının kendi huzuruna eğilerek girmesini sağlamak için hazırlattığı dar ve alçak dehlizden arkasını dönerek içeri girmek suretiyle bu aşağılayıcı zilletten kurtulmuştu. Yine İstanbul’a reis-i cumhurun uçağıyla gelen patrik için Ömer Nasuhi Bilmen Efendi’ye “Nezaket ziyareti arzetmez misiniz?” diye soranlara Ömer Nasuhi Bilmen “O bizim kapımıza gelmekle mükelleftir. Ben onun kapısına gidemem. O bizim kapımızın zımmisidir.” diye cevap vermiştir. Üstad Bediüzzaman hazretlerinin Kosturma’da kafir komutan karşısında ayağa kalkmaması ise izahten varestedir.

Şimdi zihni modern değerlerle iğdiş edilmiş modern insan bunu “eşitlik, hoşgörü, evrensellik” anlayışına nasıl sığdırır! Modern değerler bazı kalıp ifadeler üretti, sonra bu ifadeleri mutlaklaştırarak akidemize ucu dokunan arızalar devşirdi. Kendi tasnif ettiğimiz değerlerle düşünmeyi bıraktığımızda, kendimiz gibi düşünmemeye başladık ne yazık ki. Sonrasında ise modern değerleri Kur’an ve sünnete arz etmek gerekirken, biz Kur’an ve sünneti modern değerlere arz etmeye başladık. Bir baktık ki teslimiyet iznini modern akıldan ve hevadan almaya başlamışız Sonrasında ise televizyonlarda ehl-i sünnetin üzerinde birlik ettiği değerleri inkar eden “modern hocalar” türedi.

Sözü uzatmadan benim yapabileceğim yegane öneri şudur ki tarih boyunca izzetli alimlerimiz tarafından yazılan kaynaklara dönmek ve zihin yapımızı “Müslümanca” oluşturmak için çaba sarf etmektir. Bu noktada ben acizane Ebubekir Sifil Hoca’nın kitaplarını ve sohbetlerini tavsiye edebilirim. Nitekim kitaplarında modern ehl-i bidatın görüşlerini çürütmesi ve oluşan çarpık zihin anlayışına ayna tutması takdire şayandır.

Enes Ergöktaş
Enes Ergöktaş

Latest posts by Enes Ergöktaş (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım