Kadim Kudüs

Kadim Kudüs

Ani gelişen bir haberle apar topar yola koyulup Kudüs’e yola çıktık. Bildiklerimizle gerçekler arasındaki farkın farkında olmadan. İlk durak, Filistin’e geçmek üzere indiğimiz Ben Gurion havaalanı. Aklımızda var olan İsrail algısıyla gerçek İsrail’i öğrenmek üzereydik.

İsrail garip bir yer, neden mi?

Çünkü olmamış bir şehir, şehir olur mu?

Şehir kurulur. Hayır, şehir kurulmaz, olur. Belli bir coğrafyanın üzerinde yaşayanlar o coğrafyayı yaşanılabilir kılar ve kendileri şehirleştirir. Aslında şehir fıtri bir şekilde oluşur, oluşmalı; ancak öyle, yaşayanlar için ideal bir ortam oluşabilir. Sıfırdan bir şehir kurmak gibi özünden uzak bir şeyi yaşayanlar bile kabul ederler.

Baş rolünü Jim Carrey’nin oynadığı, yönetmenliğini Peter Weir’ın yaptığı 1998 yapımlı “The Truman Show” adlı filmi izleyenler bilir. Filmde bir kişiye, yani Truman’a tamamen yapay bir dünya kurulur ve doğumundan itibaren bu yapay çevrede sağlanması yaşanır. Ayrıca her hareketi izlenir. Yapay çevrenin her yerindeki kameralarla Truman’ın davranışları 7/24 yayınla tüm dünyaya “The Truman Show” adlı bir tv programı olarak yayınlanır. Bu kurulu çevrede Truman hariç herkes oyuncudur. Aslında bu küçük şehir devasa bir stüdyodur. Her şey Trumana gerçek bir hayat yaşatırmış gibi yapılmaya çalışılır. Truman bu küçük dünyasından çıkmak istediği zaman ise herkes çıkmamasını sağlayacak şekilde davranarak Truman’ın bu küçük şehirde kalmasını sağlar. İşte bu film; dünya algısını, yaşam algısını ve şehir algısını sorgulamamız için bize bir kapı aralıyor. Şehirlerin yapaylığını tahayyül edebilmemiz için iyi bir örnek.

Bir şehir, taşıyla, toprağıyla, suyuyla, ağacıyla var olan yöresellikleriyle dünya coğrafyasında bir dokudur, bir renktir. Örneğin Çin’de başka, Amazon’da başka, Finlandiya’da başka; fakat dünya bu başkalıkla zenginleşmiştir. Ayrıca orasının insanlarıyla, orasının yemekleriyle, kokusuyla orası orasıdır. Özü odur. Bu sürecin aksine bir grup insanın toplanıp dünyadan rastgele bir yer seçmesiyle orada bir şehir, ülke, yerleşme kuruyor olması gibi fıtrat dışı bir şey mümkün değil. Bunun örneğini bizzat İsrail yaşıyor ve halkına yaşattırıyor.

İsraillerin yüzlerindeki samimiyetsizlik ve aidiyet duygusunu yaşayamamaları hissediliyor. Şehrin, vatanın ve milliyetin toprakla, insanla ilişkisi çok hassas bir konudur ve birçok bileşeni vardır. Sonradan çözümü diye birşeyi olamaz. Neden? Çünkü çözüm bu sürecin kendisindedir, cevap doğal oluşmasıdır. Yapaylıkla halledilebilecek bir mesele değildir. Toprakla insanın bağındaki bileşenler çok çeşitlidir. Örneğin bir yeri vatan kabul etmek; ne taşı-toprağı, ne sadece yaşanmışlıkları, ne sadece geçmişi, ne sadece insanları, ne sadece yemekleri, ne sadece gelenekleri, görenekleri, ne sadece hayvanı, bitkisi, meyvesi, sebzesi. Hepsi ile beraber bir mana bulur ve birlikte bir öz oluşturur. İsrailli gençlerin varoluş amacını kavrayamaması yüzlerindeki manasız bakışlarda okunuyor. Biraz önce bahsettiğim bağ kurulmamış. Kurulmasını beklemek de manasız olur. çünkü oluşumun kökeni problemli. Sonra bu gençler şiddete başvurup cehaletiyle zulme ortak oluyorlar ve birçoğu neye, niçin, ne yaptıklarının kökeninden haberdar değiller. İnsanlığın gerektirdiği taallüm ve tekemmülü hiçe sayıp hayvandan daha aşağı seviyeye, yani esfel-i safiline düşüyorlar. Vicdanları, kalpleri, ruhları ve akılları köreliyor.

Şefkat, merhamet, hoşgörü gibi kavramları bilmiyorlar, yaşamıyorlar. Onlardan bunları beklemek mümkün de değil zaten. Bu yaşanılan sıkıntılar dinden öte bir şey ya da dinin tam olarak özü. İnsan en başta dünyadaki varoluş amacını bilmeli ve insanlığı bilip doyasıya yaşamalıdır. Kainatı kavrayamayan, dünyayı anlayamayan birinden bu bilince göre yaşamasını beklemek manasızdır.  En başta değişmesi gereken ise bu bilinci sağlamaktır. Özünü anlayan birine başka bir şey demeye gerek yoktur.

İnsanlığı nasıl öğrenebiliriz, eğer Kur’an’ı tanımıyorsak? Bu bilinci nasıl kazanabilir ve aktarabiliriz? Kendimizi yaşayarak. Kendi vicdanımız bizim en doğru kararı veren tartımızdır. Her davranışımızda Allah rızasını düşünebilmek ve ona uygun hareket etmek meselenin özüdür. Bulanmış akılları berraklaştırmaktır asıl mesele. Bozulmamış her akıl buna zaten kadirdir. İnsanlar, gençler arasındaki anlamsız engelleri azaltmak, mümkünse ortadan kaldırmak bize düşen görevdir. Kudüs ziyaretimin benim dünyamda bıraktığı izleri paylaşmak istedim. Belki de bu bir iç döküştü…

Furkan Filiz
Latest posts by Furkan Filiz (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.