Kafile ekibi ve Kırmızı Asa serisine dair

YOUTUBE, FACEBOOK VE TWİTTER gibi sosyal mecraların klasik kullanımının en büyük amacı dikkat çekmektir. Bu dalgaya kapılınca daha fazla takipçi, daha fazla beğeni, daha fazla şöhret, daha fazla… derken asıl amacın ne olduğu genelde arka plana atılır, bazen de tamamen unutulur. Zaten sosyal medya insanın beğenilme, konuşulma, dikkat çekme gibi nefsanî zaafları üzerine kurulu olduğu için bu kadar ilgi görüyor kanaatindeyim.

Mecranın tabiatı çok samimi niyetlerle bu işlere girenleri dahi her an diken üstünde olmak durumunda bırakıyor. Cenab-ı Hak muhafaza etsin, tam bir “perestişkârlarının hevesatlarına hoş görünmek ve teveccühlerini kazanmak için riyakârane gösteriş ile ibadet gibi bir vaziyet” alma durumlarına düşülüyor. Kemiyetin ayartıcılığı karşısında tam ihlasını muhafaza edebilmek hiç kolay bir iş değil. Bu yüzden esas meselesi sayı çokluğu ve şöhret değil kaliteli ve ihlaslı içerik üretmek olan sosyal medya kullanıcılarını/gruplarını büyük bir imtihan bekliyor.

Çokların ne yazık ki ayağını kaydıran ve kaydırabilecek olan bu zorlu imtihandan şimdiye kadar Allah’ın izniyle sağ salim çıkmış bir ekip var: Kafile. Zaten ciddiyet ve tahkik merkezli ürettikleri videolarla diğer “new age”* gençlik hareketlerine kıyasla sivriliyorlardı. Şimdi ise “Allah’ın varlığı, bilim ve ateizm” meselelerine derinden bir neşter vurdukları “Kırmızı Asa” serisiyle dikkat çekme gibi bir dertleri olmadan dikkatleri çektiler.

Dikkat çekmeyi başardılar demiyorum zira bu durumu bir başarı olarak görmüyorlar. Hatta popülist kaygılardan nefret ediyorlar. Risale-i Nur gibi en çekirdek değeri olarak “ihlâs”ı belirleyen bir esere dayandıklarının farkındalığı içindeler ve bunu izhar etmekten hiç çekinmiyorlar. Bu hali bazıları “Risale-i Nur propagandası” gibi ithamlarla kirletmeye çalışsalar da önemi yok. Zira kadirşinaslık –elbette zemine ve usûle uygun bir biçimde– beslendiğin kaynağı izhar etmeyi gerektirir.

Seriden de kısaca bahsedelim: Kırmızı Asa serisi tabiri caizse sekiz bölümlük bir bombardıman. Ateizmin “bilimsellik” adı altında sığındığı karton kaleleri her bölümde itinayla öyle bir bombalıyor ve girdikleri deliklerin içini dışına öyle çeviriyor ki tarif edilmez. Esasen kaçacak delik bırakmıyor. Ama Neml sûresinde denildiği gibi vicdanları mu’cizeleri kabul etse de sırf gurur ve kibirleri yüzünden imana yanaşmayan münkirler hep olacak. Daha sonra yayımlanan “itiraz görüşmeleri”nde de bunu bilmüşahede gördük. Gene de bize düşen onlar için hidayet temennisi ve güzelce anlatmaya devam etmekten ibarettir. Keşke bilselerdi…

Ayrıca Kırmızı Asa tam bir “ifşa” serisi. Küfür cephesince arkasına sığınılan bahanelerin ne kadar çürük temellere dayandığı çok net bir anlatım, net çekimler ve anlamayı kolaylaştıracak net çizimlerle ifşa ediliyor. Seri hem “içerik” hem de “çekim kalitesi” bakımından üst düzey. Bu ikilinin beraberliği bilhassa önemli. Zira ikisinden biri olmadı mı olmuyor, tutmuyor.  Hem anlatıcı hem kameramanlar hem de çizerin ve –elbette arka plandaki kardeşlerin– kaliteli iş çıkarmasıyla böyle bir ürünün ortaya çıkması, ortaklık sırrının uhrevî işlerde de ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Bediüzzaman’ın Otuz Üçüncü Söz’deki tabiriyle söylersek, insaf ve dikkatle izlenirse inatçı ateistlerin inadını kıran, arada kalmışları imana getiren, iman sahiplerininse imanını kuvvetlendiren bir hâsiyeti var. Nabza göre şerbet yani. Risale-i Nur’daki ihlâs, iştirak-i amal-i uhreviye ve sırf hakikat için çalışma gibi sırlara riayet edildiği için o Nur’lardan yansıyan ışınlar aynalarında parlamış.

Allah cümlesinden razı olsun. Emeklerinin karşılığını versin. Hep beraber son nefese kadar istikamet üzere kalabilmeyi dileriz O’ndan. Kalırsak da bu yine Rabbimizin fazlındandır.

_______________________________________________________________________________

* İfadenin muhdisi Şener Boztaş abidir. Bkz. “‘New age’ hizmet grupları”, http://layetezelzel.com/new-age-hizmet-gruplari/#_ftn1

Abdülhamid Karagiyim

vukufiyet'ten niyetimiz şu duanın kapsama alanına girmektir:
Şu risale bir meclis-i nuranîdir ki, Kur’ân’ın şu münevver, mübarek şakirtleri, içinde birbiriyle mânen müzakere ve müdavele-i efkâr ediyorlar. Ve yüksek bir medrese salonudur ki, Kur’ân’ın şakirtleri onda her biri aldığı dersi arkadaşlarına söylüyor.
Abdülhamid Karagiyim

Latest posts by Abdülhamid Karagiyim (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.