Karabatak etkisi

Bin kapılı bir şehre girmeye çalıştığımız hangi kapıdır önümüzdeki sayfalar…

Etrafı mecaz surlarıyla çevrili, zor kelimeler kucağında büyüyen, uzun ama değme uzunlukların değil, susuz bir uzunluğun soluksuz okuyuşu gölgesinde bıraktığımız, bin kapılı şehir… Kapıyı ardında bırakarak değil, kapının ardından bakarak girilirse müjdele; şehir yakındır.

Gözlemcinin sonuca etki ettiğine dair kanıtların arttığı (aspect deneyleri) ve determinizmin ciddi sorgulandığı kainatımızda herhangi bir koordinat sistemi içinde belirlediğimiz adresler yine de tutarlı sayılabilir. Ancak kelimelerden örülü sayfaların anlama dair birer kapı olarak olanca düzensizliğiyle karşımızda durması, burada nedenselliğin zayıflığının işaretidir. Bize de düzensiz bir anahtar gerekiyor öyleyse; bininden birinin açık olduğunu bildiğimiz kapılara dair beklemediğimiz bir başlangıç veya şehrin kapısının anahtarlığı: Karabatak Etkisi.

Kelimelerin konumlarını belirlemek sayfa k(y)apısını çalmaya güzel bir başlangıç olacaktır. Bir karabatağın süzülürken aniden suya dalıp olmadık yerlerden çıkması burada yeni bir yönteme ulaştırabilir bizi. Kanadıyla bir ağacı oynatan kelebeklerin, kavramsal boyuttaki etkilerine ritmik kanat çırpmadan çok daha düzensiz olan karabatak benzetmesini kurabiliriz bu şehirde. Kelebek etkisinin kavramsal koordinasyondaki yansıması, yani karabatak etkisi.

Peki nerede durur bir kavram, ararsak nerede buluruz, adresi nedir, kimlerdendir? “Kelimelerden ders almalı, milliyetleri vardır, ama milliyetçilik yapmazlar” sözünün aslı var mıdır hakikaten, yabancı bir ülkeye girişinde pasaport sorarlar mı? Aralarında serbest geçiş protokolü imzalamış diller var mıdır?

Çölün vahşetini, şehrin medeniyetine dönüştüren caddeler, sokaklar gibidir metnin içinde kavramlar. Kelimeyi somut ortam koşullarına indirgemenin doğruluğunu ve konumu belirlemede netlik oranında anlamdan (hızdan) kaybeder miyiz (belirsizlik ilkesi) sorularını şimdilik bir yana bırakarak maddesel boyutta kelimeye adres vermek farklı bir bakış kazandıracaktır.

Bir noktanın konumunu tanımlamak içinde bulunduğu uzayın boyut sayısı kadar parametre ile mümkün olur. Denklemin çözülmesi için “değişken” sayısı kadar denklemin gerekmesi gibi. Örneğin iki boyutlu satranç tahtasındaki bir karenin koordinatları iki değişkenle ifade edilir: G1, H8… Sadece “G” veya sadece “1”in kare hakkında fikrimizde oluşturduğu şey çok muğlak kalır. Satranç taşının üzerindeki nokta içinse bir de yüksekliğe ihtiyacımız vardır: A5’teki vezirin tacı…

Bir şey boyutluluğu oranında belirginleşir. Noktayı boyutsuz kabul ettiğimizde bir boyutlu çizgi, iki boyutlu kare ve üç boyutuyla kübü giderek kıvrımlarıyla belirginleştirmeye başlarız zihnimizde. Kavramlar için de boyutluluğu arttırmak konum belirliliğini arttırarak anlayışımızı geliştirecektir. Böylece tartışmalardaki kavramsal kargaşayı büyük oranda halledebiliriz.

Boyut aslında bir mananın ifade edilmesi için gerekli olan şeydir. (Allah’ın zatında olan manayı aktarmak için boyutları kullanması…) Bu yüzden kavramların temel boyutuna “Harflerle İfade Ediyor Olmak” diyebiliriz, mimikler bunun istisnasını oluştursa da. Yani anlam olan “nokta”nın çizgiye dönüşmesinde ilk sınırlılığımız harflerdir. Bir info’nun kaynakta harflere dönüştürülerek alıcıya ulaşması için harflerin hamallığına ihtiyacımız en temel ve ikamesi hâlâ bulunamayan bir gereksinim belki de.

Harfler dili ne kadar büküyorsa, dil de harfleri o kadar büker. Dolayısıyla ikisini birbirinden ayrı düşünmek olmaz. Harflerin bükümlerine yerleşen kavramlara daha ayırıcı bir boyut olarak “bulunduğu dil”i söyleyebiliriz. Diğerlerinden ilk köşeyi burda döner kelimeler. Dilin kelimelerin milliyeti olduğuna emin olamasak da, dilini bilmeden anlamına ulaşamayacağımızı pratik olarak söyleyebiliriz.

Kelime ilk bükümünü kazansa da iki boyutta, düzlemde yer kaplayacak kıvrıma “etimoloji” boyutuyla ulaşır. Dilde köke gidildikçe hacmi genişler sözün. Cümle içinde görevini (fiil, isim, sıfat…) de etimolojiye bir yardımcı olarak çizebiliriz.

Böylece karşımızda üç temel boyutta belirginleşmiş bir kavram çıkar. (Harfler, dil, etimoloji) Bunlar kelimenin asgari boyutları. Ancak bazı eserlerde çok daha girift bir mimariyle örülür kavramlar. Mesela Risale-i Nur’un kompleks sistematiğini oluşturan nokta, nükte, bab, söz, mektup, meyve, işaret, remiz, dal… gibi adresvari imleçlerin herbiri aslında birer cadde, sokak gibi metne bükümlenmiş farklı boyutlardır. Başka bir deyişle farklı parametreler içinde tanımlayabileceğimiz çok boyutlu kavramlar sunar bize “eğri büğrü hududların” mimarı.

Cümle içinde sıralı gördüğümüz kavram tümüyle orada duruyor değildir, bir boyutuyla değer sadece oraya. Örneğin zührenin adresi ne yalnızca Mesnevi-i Nuriyedir, ne de “bilge karınca hikayesi”. Şöyle bir adresle belirginleştirebiliriz:

Kavram Harfler Dil Etimoloji Risale-i Nur
Zühre Zel

Arapça
  • Zahara; parlamak, ışımak. Venüs
  • Mitoloji; aşk tanrıçası
  • Süryanice; zehra, kadın
  • 24. Söz / nakışlı çiçek
  • 29. Lem’a, 3. Mertebe / cüz’i bir çiçek ve güzel bir kadın
  • Medresetüzzehra

İğnenin etamini uzak yerlerden delip sonunda arkasının karışıklığına bedel ön tarafta motifi oluşturmasına veya bir karabatağın dalgaları delip farklı bir yerden çıkmasına benziyor kelimelere adres vermek. Kavramların kütüklerini tutamasak da ikametlerinin izini sürmek, kıvrımlara ulaştıracak bir yöntem, şehrin (anlam) kapısının (sayfa) anahtarlığı (karabatak etkisi) kavramak için kıvrandırsa da…

Not: Yazı boyunca irdelemekten çekindiğim bir boyuttu zaman. Göreliliğin en etkin parametrelerinden biri olan zaman boyutunu kavram bazında incelemeye bir alt y/kapı niteliğinde bu yazı…

Arif Semih Sulubulut

Arif Semih Sulubulut

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Arif Semih Sulubulut

Latest posts by Arif Semih Sulubulut (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım