Kelimelerin altını çizer misin?

“Okursever misin, değil misin?” diye hiç sormayacağım. Bu yazıya teveccüh etmen okumaktan hoşlandığının bir işareti. Öyleyse sorumu şöyle yeniliyim: Okurken çizenlerden misin yoksa çizmeyenlerden mi?

Kitapları incitmemek adına çizmemeyi tercih edenlere saygı duyuyorum. Fakat kitap okurken satırların altını çizerek okumak bana daha manidar geliyor. Kanaatim ve alışkanlığıma binaen bir kurşun kalem kopilotluğu ile okuma yapmam işin ciddiyetini artırıyor ve daha fazla verim almamı sağlıyor. Başka bir temsil ile ifade etmem gerekirse kurşun kalemim seyran ettiğim kitabın hakikat bahçesinde dolaşan bir balarısı hortumu mahiyetinde. Akıl ve kalp midesinde mana balını pişirmek gayesiyle çiçekmisal satırlarda gözlerimin kanat çırpmalarıyla pervaz eden bir balarısı gibi beğendiğim mana nektarlarını kurşun kalemimin hortumuyla işaretliyor, topluyorum.

Bir kitabı çizmem için en başta ona sahip olmam gerek. Zira ödünç aldığım bir kitap üzerinde kalem oynatmaya hakkım yok. Bu aynı zamanda çizilmeyi hak eden bir kitabı satın alma sorumluluğu da bana yükler. Altı çizilesi satırları barındırmayan bir selüloz tabakasını satın almış olmak ise ne büyük bir bedbahtlıktır. Bu durum bir okursever açısından hem maddi hem de manevi bir ziyandır. Buna binaen öncelikli olarak kurşunî bakışların maşuku mahiyetindeki hurimisal kitapları aramam, taramam, bulmam ve seçmem gerekiyor.

Öyle uzun uzun çizmek de hoşuma gitmez. Altını çizmek için mümkün oldukça anahtar kavram ve cümleleri tarar, arar dururum. Mutlaka uzun bir bölümü çizmem gerekirse eğer kenarından paranteze almayı tercih ederim. Her çizdiğim kelime ya da cümle beğendiğim, katıldığım bir hakikatin işareti olmak zorunda da değildir. Bazen çizgilerimin yanına ya kısa bir not yazarım ya da “?” veya “!” işaretlerinden birini koyarım. Bu esnada elimdeki kurşun kalemim birden Don Kişot mızrağına dönüşür ve başlar yazarın yel değirmenlerine amansızca saldırmaya…

Kitaplığımda bazı dönemler bahar temizliği yapmam da gerekir. Zira zamanla çizgisini kaybeden kitapların sekerat iniltileri de işitilir kitaplığımın raflarında. Bana katılır mısınız bilmem ama ben kitaplığımda ancak özünü, fıtratını, ruhunu koruyan kitapları bulundurmak isterim. Önceden vefat etmiş bile olsa benim dünyamda bir yazar tutarlılığı, ahlakı ve insaniyetiyle her daim eserine ruh verir.

Kitaplığım asla bir koleksiyon vitrini ya da antika eserler müzesi değildir belki küçük bir haşir meydanıdır nice yazarların yargılandığı, amel defterlerinin mütalaa edildiği ve sırat yolculuklarının takip edildiği. Bundan dolayı sınav kağıdının tamamına şahit olunmuş ve ölmüş gitmiş bir yazarın kitabı kitaplığıma ya hiç girmez ya da girmişse eğer hiç çıkmaz. Fakat halen sınavda olanlar öyle değil. Her an çizgiden sapma tehlikesiyle karşı karşıyalar ve çizgilerini korumak gibi büyük sorumlulukları var. Eğer bir yazar günün birinde çizgisini bozarsa, eserinin −önceden satır satır çizilmiş bile olsa− kitaplığımda kalması mümkün değildir. “Fena ve fani bir adamın güzel ve baki şöyle bir sözü var” desem de bir kurşun kaleme muhtaç olmadan attığım son bir çizikle o eserin sürgün fermanını imzalanmaktan içtinap edemem.

Hasıl-ı kelam malum önemli şeylerin altı çizilir. Bunu en başta elim, yüzüm ve alnımdaki çiziklerden biliyorum. Çizgiler kaderimizdir. Kudret kalemi kader satırlarımızı telif ederken cüz’i ihtiyarımızın ise küçük bir hissesi var. Kiramen Katibin de hasenatımız ya da seyyiatımızla sürekli bizi olay olay, tavır tavır tavır, his his kaydediyor. Hatta seyyiatın tevbe ile silinmesi için –izn-i ilahi ile− bize fırsat bile tanıyor.

Evet, kitaplar da, kalemler de, çizgiler de çok. Bu fıtrat kanununun işleyişine iştiyak ile ittiba etmek gerek.

Kelam-ı ezelinin ferman buyurduğu gibi: ن ۚ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Mustafa Said İşeri

Mustafa Said İşeri

okur, düşünür, yazar, sever, gezer, arar...
okur lakin beddua ve lanet değil,
düşünür lakin bencilcesini değil hikmetlicesini,
yazar lakin yazarlık taslamaz,
sever lakin nur saçanı ve elemsiz lezzet vereni,
gezer lakin aylak aylak değil seyr ve fikr merakına,
arar lakin ebediyet mührü olanı ve beka bulanı,
cehalet çöllerinde hakikat ab-ı hayatına susamış bir yolcu gibi...
http://www.hakikatarayisi.com
Mustafa Said İşeri

Latest posts by Mustafa Said İşeri (see all)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım