Kork! Zira, Allah var…

Hafız-i Kerim, havf damarını hayatı muhafaza için insanlığa vermiştir. Hayatını zindan etmek ve her an endişe ile yaşamak için ve habbeyi kubbe yapmak için değil elbet!

Havf kelimesi geçince bir konuşmada veyahut bir yazıda veyahut bir sohbette; Risale-i Nur talebelerinin zihinlerinde -okumaya muhtaç olduğu sayfaların satır aralarında geçen- o hadise canlanır. Bu yerde kaç kayık var diye…

Kuvve-i gadabiyenin yerli yerinde kullanılması lüzumu etrafımızdaki gereksiz kahramanların ve lüzumsuz korkaklıkların varlığı ile her daim anlaşılmaktadır. Vasat diye litaratürde adı geçen istikametli yolumuz menfaatleri celb ve zararlıları def etmek düzleminde cebanet adını almaktadır. Zararlıları def etmek bir bakıma da havf damarımızın hayatımızı korumak için bize verildiği fikri ile aynı paralelde düşünebiliriz.

Kimse korkmasın demiyoruz, aksine herkes korksun zira, Allah var!

Nasıl sabır kuvvetini insan ibadete, musibete ve günahlara karşı kullanacak, korkuyu da kullanacak yerler vardır elbet.

İhtiyat ve dikkat vesair için havf damarını kullanmalıdır insan. Bununla beraber dozajını kaçırdığı anda rahat bir seyahat için bize tahsis edilen havf aracını hayat yolculuğunda sırtımızda taşımak gibi eblehçesine bir halete düşeriz.

Havf üzerine belki kitaplar yazılabilir. Çok veçheleri yazılmıştır da. Bizim yazımız havfın tebliğ için ne kadar engel teşkil edeceği hususunda olacaktır.

Ben ancak seni tebliğ için görevlendirdim” kelamına muhatap bir peygamberin ümmetiyiz. Yeri geldiğinde amcasına bile tesir etmeyen “söz”, onun mübarek ruhunu teslim etmesine sebep olmak için gelenlerin küfür kalelerini paramparça edebiliyor.

Madem yapan bilir, elbetteki bilen konuşacaktır. Bu asırda tebliğinde nasıl yapılması gerektiğini zaten Risale-i Nur satırlarından öğreniyoruz. Merak edenler o satırlara müracat edebilirler. Nasılını Risale-i Nura havale edip, tebliğ ederken havf duygumuzu kontrol altına almamız gerekmektedir.

Bir padişahın bir neferi onun fermanını tebliğ ederken makama veyahut güce veyahut iktidara vesaireye bakmaz, bakmamalı. Eğer bir vazife varsa ona gerekli olan teçhizatı o neferin sahibi ihsan-ı şahanesinden verecektir elbet. Evet Kur’an’ın elmas kılıcı ile manevi cihada giden kardeşlerim! Korkmayın, Allah bizimle beraber. Hz. İbrahim (AS) ile Hz. Musa (AS) ile Hz. Yunus (AS) ile Hz. Nuh (AS) ile nasıl beraber ise bizimle de aynen o şekilde beraber. Risale-i Nur aynı zamanda Hz. İbrahim’i (AS) yakmayan bir gömlek mahiyetindedir. İlerde beni ateşe atarlar diye korkmayın.

İmanın elmas kılıcı aynı zamanda Hz. Musa’nın (AS) asası gibidir. Karşınıza dalga dalga denizler çıksa bile gerekirse yaracaksınız, emin olun. Bu zamanda mukni bir bürhan olan Risale-i Nur’a karşı hangi söz mukabele edebilmiştir ki? Varın Hz. Nuh’u (AS) ve Hz. Yunus’u (AS) siz zihninizde canlandırın. Korkuyorum demeyin, zira imanı ziyadeleşen bir insanın kime karşı korku damarını kullanacağı açıktır.

Latest posts by Ersin Acar (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.