Kur’ân mahzeninden şuleler – 1

Cenab-ı Hak insanı mahiyet itibariyle diğer varlıklardan mümtaz ve müstesna olarak esma-i külliyeyi tazammun eder bir mahiyette yarattığından, nereden gelip nereye gittiğini ve varoluş gayesini, insanın müşahedesine iki türlü kitapla bildirmiştir. Birisi, böyle küllî sıfatlarıyla semâvî mesajları insana ders verecek olan Kur’ân-ı Azimüşşan’dır. İkinci kitap ise, O’nun tekvin sıfatının tecellisiyle O’nu tenvir ve tasvir edecek olan mukaddes kütüphane hükmünde olan kitab-ı kebir-i kainattır. Kitabın kâtibini bize tarif eden Kur’ân-ı Kerim; “Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi(dir)…

Kur’ân, ezelî bir tercüme olarak ifade edildi. Kâinat kitabının ezelden yapılan bir tercüme olduğunu, Kur’ân’ın da Allah’ın kelamı olduğundan, Allah ile birlikte ezelî olduğunu anlaşılıyor. Çendan Kur’ân’da anlatılan hâdiseler, kâinat hâdiselerine tercüman olduğundan âyetler de ezelîdir. Kur’ân’da Allah’ın varlığını, birliğini, kudret ve hikmetini gösteren açıklayan âyetler bulunduğu gibi şu kâinatta da ayetlerini insanların anlayacağı seviyelere indirerek ibret delilleri bulunmaktadır. Kâinatta; denizleri, gökyüzünü, gezegenleri ve yeryüzünden zerrelere kadar bütün yarattıklarıyla insanların anlayacağı dile çevirerek o gizli mesajı bize vererek kendi varlığını bildiriyor. İşte Kur’ân-ı Kerim, kâinat kitabını bize tercüme ederek, O’nu bildiren isim, sıfat ve fiilleriyle bizlere kendini tarif ediyor.

Kur’ân ve kâinatı her ikisini de insan için kitap kılan Zat’ın, bu iki ayrı konuşmasında dilinin tamamını insanların diline çevirmiş. Bu çeviriye Kur’ân-ı Kerim olarak bakıyoruz. Bu çeviriyi yaparken tercüme eden başarılı olabilmesi için her iki dile vukûfiyeti gerekir. Bütün bunlara sahip olan yaratıcı, büyük bir kitap olan “kâinat kitabını” insanların diline çeviriyor. Kâinat dilini çok iyi bilen bir dilin, insanların dilini de çok iyi bilen Zat en iyi tercümeyi yapıyor. Cenab-ı Hak, bütün bu varlıkları ne için yarattığını, kendisini nasıl tarif ettiğini bu dille bize bildiriyor. Bütün insanlara bu konuşmayı öğrettiği gibi yeryüzünde her ne kadar dil varsa bunları öğreten yine Allahtır. İşte Kur’ân, küçük büyük aklımıza gelen gelmeyen her şeyin çiçek, ağaç, meyve, yıldız, Güneş ve Ay gibi O zat’ın konuşmasıdır, hitabıdır. Bu çeviriye tercüman olarak Kur’ân-ı Kerim olarak bakıyoruz. Kur’ân-ı Kerim, kâinat dilinin tamamını çözmemize vesiledir. Kur’ân-ı kebir-i kâinatın dilini çözmek için kainatın dilinin tamamını içine cem’ edip tercüman olmuştur.

İşte, kâinat kitabını bütün ayetleriyle bize okumamızı sağlayan ve bize kullanım kılavuzuyla orada kendini bildiriyor. Meselâ her bir ağaç mesajlar yüklü kelimelerdir. Sanatını basit bir topraktan yaratıp şuur sahiplerine kendini tanıtan bir mektuptur. Bu kelime ve ihtiva ettiği bu mektup, yazdırdığı büyük kudret âyetlerinin Allah’ı bildiren birer sıfat eserleridir. Ağaç sadece dillerden bir dil. Her bir ağaçta Cenab-ı Hakk’ın meydana getirdiği varlığın arkasında Hakîm, Hayy, Kayyum, Musavvir ve Rezzak gibi isimleriyle tercümanlık ediyor. Hem meselâ uçsuz bucaksız feza âlemindeki o muazzam cisimleri direksiz durduran, hareket etmelerinin arkasında “Kadîr” ismi yer almaktadır. Belki de akıl gözlerini kamaştıracak kadar muazzam olan O gizli Zat’ı bildirecek, tercüme edecek yine Kur’ân-ı Azimüşşan’dır. Kâinat kitabının birer sûresi veya âyeti gibi yeryüzünde bulunan her bir varlık ve feza âlemindeki her bir cisim bütünüyle ayrı ayrı tecelli ediyor. Kur’ân-ı Kerim tek başıyla kâinatın dilini çözmemize bir vesile oluyor. Ancak burada yapmamız gereken şudur ki, kâinat satırlarını iyi okumalıyız, zira onlar yüceler âleminden bizlere birer mektubtur.

Muhammed Aydın

Muhammed Aydın

Tecelliyat-ı esma-i İlahiyenin nakışlarına mütehayyir kalmış bir şekilde tefekkür edip mübalağada bulunarak ister ki; birisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın...
Muhammed Aydın

Latest posts by Muhammed Aydın (see all)

3 üzerine düşünceler “Kur’ân mahzeninden şuleler – 1

  1. Ersin Acar

    Cenabı hak kendini tanımamız ve ona ibadet etmemiz vesilesi ile şu kainatı yarattı ve bu kesret aleminde boğulmamak ve vahdete ulaşabilmemiz için biz kullarına hem pencereler hem muallimler verdi. Verilen muallimlerin diğer ikisini risalei nurlara havale ederek kainat ve Kuran’ı Kerim’in gizemli ilişkisini bu yazınızda nazarlarımıza sunduğunuz için tebrik ederim Muhammed abi.
    Kur’an Allah’ın kelamı olduğu cihetle ezelidir ve bizim anlamamız için Cenabı hakkın bize bir nevi tenezzülüdür. Madde itibari ile hakir ve pek değer addedilmeyen beşer; duygu ve latifeler cihetiyle öyle bir noktadır ki şu kainat kitabının katibinin muhabbetini kalbinde saklayabiliyor ve onun yaratılış ve vahdet ile alakalı hikmetini anlamak noktai mihrakiyesinde adeta kendi muamma olan bir gizem hazinesidir.

    Elbette varlığın başlangıcı var ve dolayısıyla şu yaratılan kitabı kebiri kainat o Zat’ın muhteşem kelimesi ile ifade edilemeyecek ve izah edilemeyecek kadar harika.
    Onu anlamamız ve sırlarını çözebilmemiz için Allah kelamının direktif ve prensipleri bizim için çok önemli. Haddi zatında ziyadesiyle zihin ve akılları şehadet alemine yönelten kelamı ezeli oradan Cenabı hakka ulaşan yolların var olduğunu bize hatırlatıyor. Dolayısıyla ikisi arasında kuvvetli bir bağ olduğunu fark ediyoruz. Yazının devam edecek olan bölümünde kainat kitabının Allah’a açılan pencerelerinde de bahsedebilirsiniz ve iddia cümlelerinizin delillerinide tefekkürümüze sunarsanız daha mukni bir yazı olabilir kanaatindeyim.
    Tebrik ederim…

  2. Muhammed AydınMuhammed Aydın Yazının Yazarı

    Zihin ve akıllara pencere açan yorumların için teşekkür ederim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım