Kur’ân mahzeninden şuleler – 2

Kur’ân-ı Kerim daha yeryüzüne inmeden önce kâinat kitabının harfleri, kelimeleri, satırları ve sayfaları hükmünde olan her bir varlık okunmuyordu, okunamıyordu. Mesela gökyüzünü kandil gibi süsleyen Ay ve yıldızlar, yeryüzünün lambası ve sobası hükmünde olan Güneş, bitkiler ve denizler okunamaz bir halde mânâsız telakki edilerek faydasız ve lüzumsuz olarak müşahede ediliyordu. Her şey belirli hikmet ve gaye ile yaratılarak, yaratıcının kudret harikalarını ve sanat eserlerini, kâinat kitabı üzerinden bize tarif eden ve O’nu tanıttıran “ve ayat-ı tekvinineyi okuyan mütenevvi dillerin tercüman-ı ebedisi(dir)” Kur’ân-ı Kerim.

Kur’ân’ın ezelden muayyen olduğunu “Allah vardı, onunla birlikte hiçbir şey yoktu.”1 hadisinin mealinden anlaşıldığı gibi yeryüzünde ve gökyüzünde hiçbir varlık yokken, Allah ezelden var olduğu için, Kur’ân da Allah’ın kelamı olduğundan âyetleri de ezelîdir. Buna mukabil olarak Risale-i Nur’da iktibas edilen “ezeli olan, elbette ebedidir. Kadîm olan, elbette bâkidir.” Kâinat “Mütemadiyen onun cilvesiyle zuhura gelir ve bütün hakaik-i sabite-i kâinat ona istinad eder, onunla kaimdir.”2 Kur’ân’ın kudsî hakikatlerinin kâinatta, Allah’ın bitmez ve tükenmez hazineleri zuhur ettiğinden bu cihetle ebediyeti kavrayabiliyoruz.

İnsanlığın Kur’ân’dan önceki geçmiş tarihine baktığımız zaman, kâinatta verilmek istenen o gizli mesajı keşfedememişler ve dilini çözümleyememişlerdir. Kâinatın dilini maksatlarıyla bize en güzel ve en mükemmel izah ve tercüme eden Kur’ân’dır. Risale-i Nur’da Kur’ân’ın, kâinatın tercümanı ve sözcüsü olduğunu şöyle ifade ediyor:

Evet, Kur’ân-ı Hakîm, şu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın en âli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır. Evet, o Furkandır ki, şu kâinatın sayfalarında ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi cin ve inse ders verir.3

Kâinata dikkatle kulak verdiğimizde, varlık âlemini yalnızca Allah’ın âyetlerinden bize gösterir, bildirir. Kur’ân tarafından ifade edilmiş hakikatler ise birer anahtar hükmünde mütenevvi dillerle kâinata dair okumalarda farklı sırları önümüze açar. Kâinat, lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen O’nun varlığından bahsedip her biri farklı dillerle gayelerini ve sayısız hikmetlerini Kur’ân tarafından söyle tercüme ediyor:

Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzünü yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklın kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden nice deliller vardır.4

Kur’ân’ın, kâinat kitabına tercüman ve izahından başka bir şey olmadığını ve Risale-i Nur, Kur’ân’ı tefsir ve izah ederken kendine mahsus dillerle kâinat kitabını şöyle okuyor:

Hem nasıl cevv-i semadaki bulutlardan mühim hikmetler ve gayeler ve lüzumlu faideler ve semereler için tavzif edilen ve gönderilen katreler, katreler adedince yine o Sâni’-i Hakîm’in vücubunu ve vahdetini ve kemal-i rububiyetini gösterir; öyle de zemindeki bütün dağların ve dağlar içindeki madenlerin ayrı ayrı hasiyetleriyle beraber ayrı ayrı maslahatlar için ihzar ve iddiharları, dağ metanetinde bir kuvvetle yine o Sâni’-i Hakîm’in vücub ve vahdetini ve kemal-i rububiyetini gösterir.5

İşte, bütün kâinat müttefikan farklı birer dille, hikmet ve intizamıyla yeryüzünde ve gökyüzünde ki güneşler, yıldızlar ve dağları remz-i nizamla dinle, bak! Her birisi ne söylüyor? Kimden haber veriyorlar? Biz niye varız? Kâinat nasıl yoktan yaratıldı? Bu varlıklar kimlerdir? gibi en temel soruların arayışı içerisinde girmeli ve cevaplarını öğrenmeliyiz.

Bu cihetle Risale-i Nur bize kâinat kitabının nasıl anlaşılır olacağını şu vaziyette vurguluyor:

Sen şu haşmetli kâinatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belâgatlı bir lisan-ı nâtıkı ve şu kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalaacısı ve şu tesbih eden mahlukatın hayretli bir nâzırı ve şu ibadet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin.6

Kur’ân’ın bu ince ve derin manalarını ifade eden ayetlerini dinleyelim, zira “Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor!” Bu mescidi anlaşılır kılan ise Kur’ân-ı Kerim’dir.

Kaynakça:
1- Kenzu’l-Umma, Hadis No: 29850.
2- Said Nursi, Mektubat, Yeni Asya Yayınları, s. 406.
3- Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Yayınları, s. 216-217.
4- Kur’ân-ı Kerim, Bakara 2/164.
5- Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Yayınları, s. 1071.
6- Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Yayınları, s. 525.

Muhammed Aydın

Muhammed Aydın

Tecelliyat-ı esma-i İlahiyenin nakışlarına mütehayyir kalmış bir şekilde tefekkür edip mübalağada bulunarak ister ki; birisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın...
Muhammed Aydın

Latest posts by Muhammed Aydın (see all)

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım