Marifetullah

Cinleri ve insanları ancak Bana iman ve ibadet etsinler diye yarattım[1] ayet-i uzmanın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Halık-ı Kainat’ı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billahtır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.[2] Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en safi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir. Bütün hakiki saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.[3] Bununla beraber, insanlığın kemalatının kaynağı, esası, iman-ı billâhtan ve marifetullahtan neş’et eden muhabbetullahtadır.

Hem, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidad itibariyle her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu; marifetullahtır ve onun üssü’l esası da iman-ı billahtır.[4]

Marifetullah; İlahi masnuatı ve Kur’ani hakikatleri tefekkür ve tahsil ile veya İlahi lütuf ile kalbi inkişaf ve basirete sahip olmaktır, esma-ı İlahiyeyi tanımak, ilahi hakikatlere vukufiyet kazanmaktır.[5] Cenab-ı Hak, ilahi kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de marifetullahı bedihi olarak ortaya koymuştur. Şu kâinat semasının gurubu olmayan, manevi güneşi Kur’an-ı Kerim; şu mevcudat kitab-ı kebirinin âyât-ı tekviniyesini okutturmak, mahiyetini göstermek için şuaları hükmünde olan envârını neşrediyor. Beşerin aklını tenvir ile sırat-ı müstakimi gösteriyor. Beşeriyet âleminde her ferd; hilkatindeki maksadlar ve fıtratındaki arzular ve istikametindeki gayesini, o hidayet güneşinin nuru ile görür ve bilir. O hidayet nurunun tecellisine mazhar olanlar; kalb kabiliyeti nisbetinde ona ayinedarlık ederek yakınlık kesbeder. Eşya ve hayatın mahiyeti o nur ile tezahür ederek ancak o nur ile görünür, anlaşılır ve bilinir. Ezelî Güneş’in manevi hidayet nurlarını temsil eden Kur’an-ı Kerim akıl ve kalb gözüyle hak ve hakikati görmeyi temin eder. Onun nurundan uzakta kalanlar zulmette kalırlar. Zira her şey nur ile görünür, anlaşılır ve bilinir. İşte şu hakikatin manevi ve sermedi güneşi olan Kur’an-ı Kerim’in nur tecellisine bu asrımızda Nur ismiyle müsemma olan Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi mazhar olmuştur.[6]

Evet, bütün ben-i Âdeme bütün tabakatıyla en yüksek ve en dakik ilim olan imana ve en geniş ve nurani fen olan marifetullaha ve en ehemmiyetli ve mütenevvi maarif olan ahkam-ı İslamiyeye davet eden, ders veren Kur’an[7]; Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir. “Yaratan Rabbinin adıyla oku” emriyle Allah Resulüne (ASM) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler kat etme emri verilmiştir. Biz bu emirdeki Rab isminden ders alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden İlahi terbiyeyi okuruz, okudukça O’nun rububiyetine marifetimiz artar.[8]

Marifet uçsuz, bucaksız bir sema, sonu gelmez bir yolculuktur. Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir mesafe vardır. Peygamber Efendimiz (ASM), miraç mu’cizesiyle marifetullahın ulvi mertebelerini temaşa ettikten sonra pak lisanından şu cümleler dökülmüştür: “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben (Senin lütfunla eriştiğim bu marifet mertebesine rağmen yine de) seni hakkıyla tanıyamadım, bilemedim.” Bir hadis-i kutsi de bu manayı şöyle ders vermektedir: “Allah’ı hakkıyla ancak kendisi bilir.[9]

Hem bu cismani âlem-i şehadeti, bu kadar zînetli ve san’atlı hadsiz masnularıyla kendini tanıttırmak ve bu kadar tatlı ve süslü nihayetsiz nimetleriyle kendini sevdirmek ve bu kadar mu’cizeli ve maharetli hesabsız eserleriyle gizli kemalâtını bildirmek, kavilden ve tekellümden daha zahir bir tarzda fiilen isteyen ve hal diliyle bildiren Zâtı[10], ancak iman-ı billahın, marifetullahın derecelerine ulaşarak temaşa edebiliriz.

Evet, marifetullahın dahi kendi içerisinde dereceleri vardır. Öyle ki, “İmanın bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki âyinede görünen misalî güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları[11] var. Bununla beraber “Binbir esma-i İlahiye ve sair erkan-ı imaniyenin kâinat hakikatlarıyla alakadar çok hakikatları var ki: Bütün ilimlerin ve marifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve bürhanlı marifet-i kudsiyedir” diye ehl-i hakikat ittifak etmişler.

Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîndir ki pek çok mertebeleri vardır. Belki esma-i İlahiye adedince, bütün kâinatı bir Kur’an gibi okuyabilecek dereceleri bulunmaktadır. Hem bir mertebesi de hakkalyakîndir. Onun da çok mertebeleri vardır. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemezler. Ve ulema-i ilm-i Kelâm’ın binler cild kitabları, akla ve mantığa istinaden te’lif edilip, yalnız o marifet-i imaniyenin bürhanlı ve aklî bir yolunu göstermişlerdir. Ve ehl-i hakikatın yüzer kitabları keşfe, zevke istinaden o marifet-i imaniyeyi daha başka bir cihette izhar etmişlerdir. Fakat Kur’an’ın mu’cizekâr cadde-i kübrası, gösterdiği hakaik-i imaniye ve marifet-i kudsiye; o ulema ve evliyanın pek çok fevkinde bir kuvvet ve yüksekliktedir. Risale-i Nurlar da, o câmi’ ve küllî ve yüksek marifet caddesini tefsir etmiştir.[12]

Dipnot:

[1] Zariyat 51/56.

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Yeni Asya Neşriyat, (2005) s. 166.

[3] Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Yeni Asya Neşriyat, s. 217.

[4] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, s. 286.

[5] Abdullah Yeğin, Lügat, Hizmet Vakfı Yayınları.

[6] Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Yeni Asya Neşriyat.

[7] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat, s. 375.

[8] Alaaddin Başar, Risale-i Nur’dan Kelimeler ve Cümleler, Zafer Yayınları.

[9] Alaaddin Başar, Risale-i Nur’dan Kelimeler ve Cümleler, Zafer Yayınları.

[10] Bediüzzaman Said Nursi, Ayetü’l Kübra, Yeni Asya Neşriyat, s. 51.

[11] Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Yeni Asya Neşriyat.

[12] Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Yeni Asya Neşriyat.

Latest posts by Şeyma Türkan (see all)

Bir düşünce üzerine “Marifetullah

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım