Menfi ihtilaf

Bediüzzaman ihtilaf kavramına, çoğunlukla zihinlerde canlanan menfi anlamından farklı olarak yaklaşmakta, müspet ve menfi yönlerinden bahsetmektedir. Genel bir bakışla müspet ihtilaf yaratılıştan kaynaklanan farklılıkları kabul etmek anlamına gelirken, menfi ihtilaf ise farklılıkları kabul etmeyip farklı düşüncelere savaş açmak anlamına gelmektedir.

Bediüzzaman “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisinde, rahmet olarak bahsedilen ihtilafın müspet ihtilaf olduğunu izah ettikten sonra, menfi ihtilafın bunun dışında kaldığını ve hadis nazarında merdut olduğuna dikkat çeker.

Amma menfi ihtilâf ise -ki garazkârâne, adâvetkârâne birbirinin tahribine çalışmaktır-hadisin nazarında merduttur. Çünkü birbiriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.

Buradan anlaşılıyor ki menfi ihtilaf içerisinde garaz, düşmanlık, tarafgirlik ve kutuplaşmayı barındırmaktadır. Birlik olalım, tek tip olalım çaba ve gayreti içinde farklı düşünce ve oluşumları reddeden; bütünleşme sağlayayım diye daha da çatışma ve çözülme meydana getiren bir kavramdır. Niyetler iyi olsa da netice itibariyle çözülmeye hizmet eden bir kavramdır menfi ihtilaf. Ortak paydalara yönelmek ve yoğunlaşmak yerine farklılıklar ve niza konuları üzerine eğilmektir. Hareket noktasında muhabbet ve uhuvvet değil, garaz ve adaveti esas almaktır.

Garazkârâne, nefis hesabına olan tarafgirlik, haksızlara melcedir ki onlara nokta-i istinad teşkil eder. Çünkü garazkârâne tarafgirlik eden bir adama şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftarlık gösterse, o adam o şeytana rahmet okuyacak. Eğer mukabil tarafa melek gibi bir adam gelse, ona -hâşâ- lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterecek.

Tarafgirlik meydana getiren bir ihtilaf hak ve hukuk anlayışını ortadan kaldırıp meleğe şeytan, şeytana melek dedirtecektir. İman kardeşliğinin, iman hukukunun önüne, siyaset hukuku ve siyaset kardeşliği geçecektir. Bediüzzaman siyaset tarafgirliğinin nasıl menfi neticeler verdiğine hayatında bizzat şahit olmuş ve böyle bir siyasetten Allah’a sığınmıştır.

Eski Said o çeşit siyaset tarafgirliğinden gördü ki; bir salih alim, kendi fikri siyasîsine muvafık bir münafığı hararetle sena etti ve siyasetine muhalif bir salih hocayı tenkid ve tefsık etti. Eski Said ona dedi: “Bir şeytan senin fikrine yardım etse rahmet okutacaksın, senin fikr-i siyasiyene muhalif bir melek olsa lanet edeceksin.”

Hakikati bulmak için farklı düşüncelere ve bakış açılarına ihtiyaç olacaktır. Hak namına ve hakikati bulmak için fikirler çarpışacaktır. Ancak bu durum maksatta ittifak ile olabilir. Yoksa vasıtalarda ittifak mümkün olmayacaktır. Herkes aynı düşünürse yeni bir şeyler ortaya çıkmayacak ve yeniden üretim söz konusu olmayacaktır. Bu da geleneğin sürekli nakledilmesini, taklidi ve taassubu netice verecektir. Fikirlerin çarpışması hakikati bulmak ve hakikatin her köşesini izhar edip ortaya koymak için olmalıdır. Bu noktada her bir dini grup, mezhep, tarikat ve cemaat hakikatin bir yanını bu şekli ile gösteriyor olmalıdır. Yoksa bir grubun hakikat benim demesi ve diğerlerini dalalet ve hak olmamakla itham etmesi durumu tedavi edilemeyecek ihtilaf ve yaralara sebep olacaktır.

Bediüzzaman, “Tarafgirane ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfuruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünkü maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak namına olmadığı için nihayetsiz müfritâne gider, kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hal-i âlem buna şahittir”  diyerek hak namına olmayan, nefis, garaz ve düşmanlık için olan fikri çalışmaların fitneye sebep olacağını açıkça ifade etmektedir. Bununla birlikte her bir grubun kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışması, maksatta ittifak edilmemesi, vasıtalarda da ittifak edilmeye çalışılması grup taassubu, grup enaniyeti ve ifratlar tedavi edilemeyecek inşikak ve ihtilafları netice verecektir. Alem-i İslamın o günkü ve bugünkü hali şahittir menfi ihtilafın acı neticelerine…

Mesleğim haktır yahut daha güzeldir” demek gerekirken böyle yapmayıp başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden “Hak yalnız benim mesleğimdir” veyahut “Güzel benim meşrebimdir” demektir menfi ihtilaf.

Bu durumu Bediüzzaman bir fabrika örneği ile izah eder. “Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip sa’ye şevkini kırıp atalete uğratmaz. Belki bütün istidatlarıyla birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd, bir ittifakla gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz, akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.” Fabrikadaki her çarkın bir vazifesi var ve her çarkın vazifesini yapması fabrikaya hizmettir. Ama çarklar vazifelerini bırakıp diğer çarkların farklı yönleri ile meşgul olunması menfi ihtilaftır.

İslam düşünce geleneğinde ki “tahtiecilik” ve “musavvibe” anlayışına dikkat çeker Bediüzzaman. “Dört mezhep de haktır. Füruatta hak taaddüd eder” diyenlere ilm-i usul ıstılahınca Musavvibe denir. “Muhalifi olan Tahtiecilerden biri der ki: “Mezhebim haktır; hatâ ihtimali var. Başka mezhep hatâdır; sevaba ihtimali var.”  Tahtieci anlayış baştan kendini haklı, diğerlerini batıl olarak kabul etmektedir. Ancak batıl olanların içinde bazı hakikatler bulunabileceğine ihtimal verir. Tahtie, Musavvibe anlayışının tam karşısında yer alarak inhisarcı ve tekelci bir yapı arz etmektedir

Hem Tahtîecilik fikri, sû-i zan ve tarafgirlik hissinin menbaı olduğundan, İslâmda lâzım olan tesanüd-ü ervah, tevhid-i kulûb, tehâbbüb ve teâvüne büyük rahneler açmıştır. Halbuki hüsn-ü zanla, muhabbet ve vahdetle memuruz.

Tahtiecilik fikri tarafgirlik hissinin menbaıdır. Bundan dolayı ruh ve kalb birliğine yaralar açmıştır. Aynı dine inanıldığı halde, aynı kıbleye yönelindiği halde, aynı kitap okunduğu halde, kendi dışındaki gruplar batıl kabul edilmiş, belki de en tehlikelisi farklı anlayışlar dinin önünde en büyük engel olarak kabul edilmiştir.

Bediüzzaman, “İhlas Risalesinin” başında bir hatırlatma da bulunur; “Bu mübarek Isparta’nın medar-ı şükran bir hüsn-ü taliidir ki ondaki ehl-i takva ve ehl-i tarikat ve ehl-i ilmin, sair yerlere nisbeten, rekabetkârâne ihtilâfları görünmüyor. Gerçi lâzım olan hakikî muhabbet ve ittifak yoksa da zararlı muhalefet ve rekabet de başka yerlere nisbeten yoktur”  ifadelerini kullanır.

Bediüzzaman, ehl-i takva, ehl-i tarikat ve ehl-i ilmin rekabetkarene ihtilaflarından menfi ihtilaflarından haberdardır. Ancak Isparta vilayetinde asıl istenen muhabbet ve uhuvvet ortaya çıkmasa da menfi ihtilaf olmamasını bir gelişme olarak görür. Her bir grup kendi vazifesiyle meşgul, birbirlerine taarruz olmamakla beraber herhangi bir yardımlaşma ve dayanışma gözükmemektedir. Buna rağmen Nursi bunu “medar-ı şükran” olarak nitelendirir. Bu bile müspet ihtilaf ve ittihat için önemli bir adımdır. Herkesin kendi hizmetine yoğunlaşması, temel hareket ettiricinin öteki değil kendi mesleği olması menfi ihtilafın da en büyük ilacı olmaktadır.

Mehmet Kaplan

Mehmet Kaplan

Süleyman Demirel Üniversitesi / Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü - Din Sosyolojisi
Mehmet Kaplan

Latest posts by Mehmet Kaplan (see all)

Bir düşünce üzerine “Menfi ihtilaf

  1. Ersin Acar

    Bediüzzaman yine toptancı yaklaşmamış ve ihtilafı ikiye ayırmıştır. Menfi ihtilafın tahrip edici sebeplerini risalei Nur’un düsturlarına dayanarak çok güzel izah etmişsiniz. Tebrik ederim! Elbette menfi ihtilaf inşikaka sebebiyet verecektir. Lakin maksatta ittifak etmek esas alınmalı vesailde ihtilafın aslında zenginlik sebebi olduğunu bilmek gerekiyor. Binaanaleyh cemaat ve grup ve tarikat vesairelerin dikkat etmesi gereken bazı hususiyetler var. Birincisi farklı meslek ve meşreplerin güzelliklerini illa da kendi gurubuna uygulama zorunluğu hissetmek veyahut soğuk bir tasannunun içerisine girmek gayet derecede sorunlu ve teenni basamaklarına dikkat edilmediği için tahrip edicidir. Ikinci husus cemaat vesair oluşumların arasındaki irtibatın başka bir ifade ile maksatta ittifakın sağlanabilmesi adına harekete geçen insanların neyi temsil ettiği ve bu temsili liyakatinin kimler tarafından onlara verildiğidir. Hali alem ortada bir kaç şahıs hangi zeminde olursa olsun hep zirvede hep ön planda hep hep hep. Ikinci hususta gayet derecede sorgulanması gerekiyor. Allah için sevmeli Allah için buğz etmeli. Siyaset için sevmemeli veyahut siyasi temsil kapasitesi yüksek olanlar az olanlara tahakküm etmemeli ve buna mukabil bu hasleti ile kabullenmelidirler. Tekrar tebrik ederim Mehmet Abi’m önemli bir husus velveleye vermeden ve bir arada yaşama prensiplerine uygun bir şekilde masaya yatırılmalıdır.
    Fiemanillah

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım