Muhalif bir yazı

Bediüzzaman Said Nursî Sekizinci Mektub’unda çok önemli bir konuya değinir. Bismillahirrahmanirrahim’de bulunan Rahman ve Rahim isimlerine Risale-i Nur’un muhtelif kısımlarında değinmekle birlikte, Sekizinci Mektup’ta ise Rahman ve Rahim isimlerini nur-u âzam gördüğünü ve bu iki ismin bütün kâinatı ihata ederek her ruhun bu iki isim vasıtasıyla bütün hacetlerine cevap bulabileceklerini ifade eder.

Mektup az sözle çok şey ifade etmenin, yani icazlı beyanın örneklerinden birini teşkil ediyor. Okumaya başladığınızda ilk önce Rahman ve Rahim isimlerinin tecellilerinden bahsedecek gibi geliyor insana. Fakat ilerleyen satırlarda belki hiç de aklımıza gelmeyen bir kıyaslama sunuyor.

Kısa bir girişten sonra fakr ve şükrün, acz ve şefkatin bu isimlere yetişmekte en mühim vesile olduğu vurgulanıyor. Kendi kendime yazıyorum, çiziyorum. Denklem oluşturmaya çalışıyorum, denklemleri seven birisi olarak. Kelimeleri alt alta, üst üste yazıyorum. Topluyorum, çıkarıyorum. Sonuçta fakr+acz=şükr+şefkat olsa diyorum. Belki doğru bir tasnif olmasa da şundan emin oluyorum. Hakikî mânâda fakrını ve aczini bilemeyen ne gerçek mânâda şükr haline giriftar olabilir, ne de şefkat ne demek onu anlayabilir. Bununla beraber fakrını ve aczini bilememek iftikara, bilmek ubudiyete götürüyor. Ve şefkat aynı zamanda ubudiyetin bir parçası. Mesleğimizin bir parçası olan şefkat düsturunun rahmet yolu olduğu ve Hz. Yâkub’un (AS) şefkatinin ism-i Rahman ve Rahîm’i gösterdiğini ifade edilen derin bir mektupla karşılaşıyorsunuz. Toplamda 76 kelimelik iki paragraftan sonra şimdiye kadar öylesine okuyup geçtiğim bir cümle ile asıl meseleye giriş yapıyor Bediüzzaman Said Nursî.

Şu mesele münasebetiyle hatıra gelen ve muhakkikine, hatta bir üstadım olan İmam-ı Rabbânîye (RA) muhalif olarak diyorum ki:…

Mektubun geri kalan kısmında neyden bahsettiğini biliyorum. Lâkin bu cümle bende epey bir inhilale sebep oluyor. Böyle cesaret abidesi Üstad Bediüzzaman Said Nursî bir üstadı olarak gördüğü İmam-ı Rabbânî’ye (RA) nasıl olur da muhalif olabiliyor? Hiç aklım almıyor. Üstada muhalif görüş bildirilir mi? Lâkin kendi içimde cevabım şu; doğru bildiğini üstadına muhalif olmak pahasına da olsa cesurca ifade edebilmek ilmin izzetine, imanın kuvvetine yakışır bir duruş olsa gerek. Bediüzzaman Said Nursî mektubun devamında da çok nezih ve kibar bir şekilde Üstadım İmam-ı Rabbânî (RA) diye yineliyor.

Muhalif olmanın, başkaları gibi düşünmenin suç teşkil ettiği şu günlerde -sizleri bilmem ama- bana çok iyi geldi bu satırlar. Dik kafalı olun, kendi bildiklerinizi fütursuzca savunun demiyoruz, ama Kur’ân’dan aldığınız dersle doğru bildiğinizin arkasında durabilmek de mü’mine yaraşır bir duruş olduğunu düşünüyorum. Ben öyle düşünmüyorum diyebilmek çok büyük bir cesaret istiyor, biliyorum.

Latest posts by Habibe Işık (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.