Müslümanların Filistin sınavı


Başını eğmiş zalimleri dinlersin
Dersin “lokmam ellerinde”
Filistin bir sınav kağıdı
Her mü’min kulun önünde
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine

Bu mısralar 1987 yılında vefat eden büyük şair ACZ, yani “Abdurrahman Cahit Zarifoğlu”na ait. Zarif şairimizin elinden çıkmış birçok ölümsüz eserlerinden bir tanesi. Peki şairimiz bu mısraların ölümsüz olmasını ister miydi? Elbette istemezdi, ama yıllar geçti durum hâlâ değişmedi; zalimler vuruyor, mazlumlar kaçıyor, Müslümanım diyenler seyrediyor… Filistin sınavı hâlâ kazanılamadı ve kazanmak için gerekenler hâlâ yapılamıyor.

Filistin’de hâlâ insanların evleri yıkılıyor, insanlar zorunlu yer değiştirmeye tabi tutuluyor, insanlar ilaçsız bırakılıyor, insanlar aç bırakılıyor, insanların eğitim hakkı engelleniyor, insanların ibadet hakları engelleniyor, camiler ve hastaneler yıkılıyor, insanlar ailelerini kaybediyor. Hepsi bir yana, hâlâ masum bir çocuğun bile acımasızca öldürülebilmesi…

İsrail Devleti’nin zulmüne (saldırılarına/katliamına/soykırımına ne derseniz deyin, ben kısaca zulüm diyorum) karşı Müslümanlardan -mu’cizevi bir şekilde- ebabillerin gelmesini bekleyenler var. Elbette Allah’ın ebabilleri gönderme kudreti var, lakin ebabiller gelecek mi, bekleyelim mi, oturup beklemek ne kadar doğru? Hacc Suresine bakacak olursak ebabillerin gelmesini bekleyenlerin çok da haksız olmadığını görürüz: “Nice kasabaların halkını haksızlık yaparken yok ettik. (Hacc 22/45)” ayetinde anlatıldığı gibi Allah hemen şimdi İsrail Devleti’ni neden yıkmıyor? On Dördüncü Şua’da bu soruya bir cevap var:

Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde; hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiya-yı Benî İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle, bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.

Belki de Yahudiler hiç tokat yemeden ömürlerini tamamlayacaklar. İyi de Filistin’deki mazlum halk ne olacak? Bu zulüm devam mı edecek? Bir şeyler yapmayacak mıyız? Hepsinden öte neden bir şeyler yapalım ki? “Neden Filistin için bir şeyler yapalım?” diyenler Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetlere kulak kesilsinler:

Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır. (Bakara 2/114)
İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır. (Nisâ 4/76);
İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. (Şûrâ 42/42)

Bu ayetleri okur okumaz “Allahu ekber” nidalarıyla elimize silah alıp Filistin’e mi koşmalıyız? Eğer birazcık savaş anıları okursanız savaşın kaybeden için de, kazanan için de ne kadar kötü bir şey olduğunu görürsünüz. Kur’an-ı Kerim bizlere başımıza gelen seyyielere karşı güzel yoldan başımızdan savmamızı öğütlüyor (Fussilet 41/34). Yani Risale-i Nur Talebeleri müsbet hareket ederler. Bunun yanında İsrail’e karşılık veren Filistinliler müsbet hareket etmiyor demek de doğru olmaz. İsrail Devleti’nin zulmüne karşı kendilerini savunmak en tabii haklarıdır.

Hepimizin ilk isteğimiz İsrail Devleti’nin bir daha Filistin halkına saldırmaması. Daha sonrasında Filistin Devleti’nin tanınırlığı, Filistin halkının haklarının iyileştirilmesi… vs. gelir. Bunlar da ancak İsrail Devleti’nin onayı ile olacak işler. Çünkü birçok ülke anti-semitist damgası yemekten endişe ettiği için İsrail Devleti ne derse onaylıyor, uluslararası kamuoyu tamamen İsrail Devleti’ne indeksli. İsrail Devleti çekinilen bir devlet konumunda. Bizlerin yapacağı da tam olarak bu, madem bizler sevgi sevgi diyerek Müslümanları sevdiremedik. Madem insanlar Müslümanlardan çekiniyor. O zaman gelin dünyaya daha da büyük korkular salalım, bizlerden daha da çok korksunlar.

Düşündüğüm korku salma Usame bin Ladin korkusu değil, dünya bizim silahlarımızdan, teknolojimizden korkmamalı; bir Müslümanı üzmekten, bir Müslümanın kalbini kırmaktan korkmalı. “Bunun için tüm dünyaya büyük bir ahlaki ders vermek gerekir ki bu imkansız, şu an tüm ilişkiler çıkar üzerine inşa ediliyor” diyenler olabilir. Evet çıkar dünyasında yaşıyoruz. O zaman insanlar çıkarlarını kaybetmek endişesiyle Müslümanları üzmekten korksun.

Dünyayı Müslümanları üzmekten korkutmanın formülünü açıklıyorum.

Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol. (Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201)

Bu hadisi bizlere öğretenler, nasıl çalışacağımız konusunu hep atlıyorlar. Bizlerin hep daha çok para kazanması için bu hadisi pis ideolojilerine alet ediyorlar. Hâlbuki bir insanın ne kadar kazandığı değil, kazandığının ne kadarını Allah için harcadığı önemlidir. Formül açık, hiç ölmeyecekmiş gibi Allah rızası için dünyaya çalış. Çalış mü’min kardeşim çalış ki, hukuki, siyasi üstünlüğünü kurabil. Devletin zenginleşsin ki dünya seni üzmekten, senin desteğinden mahrum kalmaktan, senin gibi müşteriyi veya iş vereni kaybetmekten korksun.

Filistin sınavını kazanmak için formülü bulduk: çalışmak, çalışmak, çalışmak. Bol bol Kur’an okumak, Kur’an’ın asrımıza uygun en güzel tefsiri Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyup, anlayıp, yaşamak. Risale-i Nur içinde çalışabileceğimiz birçok tavsiyeyi barındırıyor. İşte birkaç tavsiye:

Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme. (Mesnevî-i Nuriye)

Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. (Sözler)

Ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husûmetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. (Mektubat)

Vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ, karz-ı hasen şerâit-i sulhiyedir. Şu ribâ taşını altından çeksen şu zâlim medeniyet kasrı çökecektir. (Rumuz)

Canavar bir hayvana karşı kendini zaif göstermek, onu hücuma teşcî ettiği gibi, canavar vicdanı taşıyanlara karşı dahi dalkavukluk etmekle zaaf göstermek, onları tecâvüze sevk eder. Öyle ise dostlar müteyakkız davranmalı; tâ dostların lâkaydlıklarından ve gafletlerinden zındıka taraftarları istifade etmesinler. (Mektubat)

Eğer düşmanlık etmek istersen kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır. (Mektubat)

“İnsan şüphesiz ki çok zalimdir. (İbrahim 14/34)” ayetine en âzam bir tarzda şimdiki boğuşan insanlar mazhar olmalarından onlara değil taraftar olmak veya merakla o cereyanları takip etmek ve onların yalan, aldatıcı propagandalarını dinlemek ve müteessirane mücadelelerini seyretmek, belki o acip zulümlere bakmak da caiz değil (Kastamonu Lâhikası)

Mümkün olduğu kadar ehl-i takvâ, ehl-i ilme karşı dostâne vaziyet alınız. Fakat bu noktaya dikkat ediniz ki Risâle-i Nur’un zararına ve şâkirtlerinin salâbet ve metânetlerine ilişecek bir tarzda daireniz içine sokmayınız. (Kastamonu Lâhikası)

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım