Naks-ı hasr-ı nazar

Naks-ı hasr-ı nazar

Teknolojinin ilerlemesi ve insan hayatını kolaylaştıracak yeni araçların/aletlerin icat edilmesi insanlık için kayda değer gelişmelerdir. Kaydedilen ilerlemeler kâinatta hususan ruy-i zeminde saklanan definelerin ortaya çıkarılmasında atılmış bir adım demektir. Her yeni icadın veyahut keşfin kendinden sonra gelecek icada, keşfe öncülük etmesi ve kaydedilen ilerlemelerin hiç tahmin edilmeyen başka mecralarda yepyeni müspet gelişmelere yol açması insanları daha çok çalışmaya ve gayrete sevk ediyor.

Dünyaya tekemmül etmeye gönderilen ve bu vazifeyi yerine getirirken kendinin ve nev’inin ihtiyaçlarını temel alan insan, kâinatta onun için saklanmış, muhafaza edilmiş nimetleri arayıp bulmaya çalışıyor. Temel aldığı şey ihtiyaç olunca, onun bu çabasını şekillendiren nelerin kendisi için bir ihtiyaç olduğu hakkındaki düşüncesi oluyor. Diğer bir ifadeyle ihtiyacı olduğunu düşündüğü şeyleri icat etmek istiyor.

Modern hayatın insanın daha çok şeye ihtiyaç duymasına sebep olması onun bu ihtiyaçlara cevap vermesini gerektiriyor. Eski zamanlarda belki sadece birkaç şeye ihtiyaç duyan insanlar şimdilerde yüzlerce, hatta binlerce şeye ihtiyaçlarıymış nazarıyla bakıyorlar. Dahası duyulan ihtiyaç üzerine üretilen şeylerin yeni ihtiyaçları beraberinde getirmesi insanları bir “fasit daire”ye hapsolmuş “her şeye muhtaç” varlıklara çeviriyor.

Neticede ortaya insanların hakikaten ihtiyaçlarını karşılayan ve hayatı onlara kolay kılan şeylere ulaşıldığı gibi, insanlara pek yararı dokunmayan ya da doğru istimal edilmediğinde ona zarar verecek çıktılara da erişilmiş oluyor. Buna ek olarak devasa bir çeşitlilik ve “bunu da mı düşünmüşler?” dedirtecek kadar insanları hayrete düşürecek “ihtiyaç karşılığı şeyler”in vücuda geldiğine de şahit olunuyor. Öyle bir noktaya geliniyor ki –günümüzde olduğu gibi- insanlar artık yeniliklere yetişemiyor. Sayısız bilim dalı ve iş kolu sınırları zorlayan çeşitlilik ve küresel birikmiş çalışmaların neticesi hızlılık… İnsan aklı ve psikolojisi zamanla durumu idrak edemez ve ona ayak uyduramaz hale geliyor.

Bütün bunlar insanları seçim yapmaya zorluyor. Ancak bu seçim -ister dünyevi bir nazarla bakılsın, ister uhrevi bir perspektiften- öyle kolay bir seçim değil. Seçim yapmak kadar diğer zor bir şey de bu kadar keşmekeşin arasında insanın hayatını normal seyrinde sürdürebilmesidir. İhtiyaç hissi neticesinde ortaya konanlar ve onlardan türeyen diğer ihtiyaçlara karşılık gelen çıktılar –bu daha da çoğaltılabilir- öyle bir noktaya ulaşıyor ki artık iş çığırından çıkıyor. En başta amaçlananın tersine bir netice hâsıl oluyor: İnsan hayatını kolaylaştırması istenen şeyler hayatı daha da zorlaştırır hale geliyor.

Bütün bunlardan sonra insanın temel açmazı belli bir amaç dâhilinde işine hasr-ı nazar etme noktasında sıkıntı çekmesi oluyor. İhtiyaçların temini ve onlardan hâsıl olan ihtiyaçların temini vs. derken insan ihtiyaç olarak gördüğü hangi şeye erişmek için gayret göstereceğini bilemez hale geliyor. Fırsat bolluğu ve çeşitliliği insanın yapmaya karar verdiği işe bile nazarını hasretmesine mani oluyor.

Öğrenci dersini çalışmak istiyor belki, ama çalışamıyor. Memur işini yapmak istese de yapamıyor. Aile reisi ailesine vakit ayıramıyor. Kitap okumak isteyen, belli bir konuyu araştırarak derinleşmek isteyen, bunu başaramıyor. Müslüman kâinattaki ayetleri tefekkür etmek istiyor, kulluk vazifesini yerine getirmek istiyor, ancak akıl ve şuur çeldirici onca şeyin varlığı neticesinde bunu tam anlamıyla başaramıyor. Hizmet eri Risale okumak istiyor; dine, imana hizmet etmek istiyor, ama pek kesretli ve cazibeli dikkat dağıtıcılar onlara müsaade etmiyor. Ezcümle -tabiri caizse- insanlar yapmak istedikleri şeylerde önceki zamanların insanları gibi -belki de çoğu kez- akış yaşayamıyorlar.

Evet insanların, hususan Müslümanların ve onlar arasında özellikle de dava adamlarının işleri gittikçe zorlaşıyor. Hele hele 21. yy’in başlarından itibaren iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler insanların işlerini kolaylaştıracak iken zorlaştırabiliyor. Telefonundan internetine, radyosundan televizyonuna, futbolundan tenisine, gezmesinden eğlenmesine, yabancı dilinden bilgisayar kursuna, siyasetinden ticaretine vs. gibi daha birçok şey –doğru istimal edildiğinde ve helal dairede hareket edildiğinde insanlara yararı dokunacak olanlar hariç– insanları amaçlarını yerine getirmekten alıkoyuyor.

Üç ayların başladığı şu günlerde mesela.. Müslümanların Allah’a yakınlaşmaları için kaçırılmayacak bir fırsat atmosferi yakalanmışken onları ciddi ve zorlu “oyalayıcılar” bekliyor. Yaz mevsiminin harika çeldiricileri yanında insanların akıllarını geveze etmeye müstaid bir seçim sureci; asla gündemden düşmeyen futbol ve türevi oyunlar; Üç ayların en kıymetlisi ve sonuncusu Ramazan’da “zamanın hızla akıp geçmesi” için mükemmel bir aracı olan internet erişimli (internet erişimli olmasa da bol oyunlu ve oyalamalı) bilgisayarlar (türevleri) ve yine herkesin âlemine has nice nice akıl çeldiriciler, dikkat dağıtıcılar… Hele bunlara haramları katmadığımız dikkate alınsın isterim. Helal görünümlü olan ve bizleri asıl işimizden alıkoyan onlarca, yüzlerce şey…

Peki ne yapmalı, aslolana yönelebilmek ve bunda istikrar sağlamak için… Bunun için reçete çok açık: Meyve Risalesi’nin 4. Meselesini mütemadiyen kısa aralıklarla okumak ve ondaki hakikatleri hayatımıza aktarmaya çalışmak; her daim uyanık olabilmek ve bizi yolumuzdan alıkoyan engelleyicilere takılmamak. Değilse bu Kur’anî düsturları uygulamaya koyamazsak verilen nimeti nikmete inkılab ettirmiş, kıymettar vakt-i ömrümüzü en fazla başka birilerinin çeldiricisi olarak zayi etmiş oluruz. Allah bizleri bu hallerden muhafaza eylesin.

Latest posts by Faruk Erdem (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.