Nöbetteki askerden mektup (1)

Aziz, sıddık, muhterem ağabey ve kardeşlerim,

Askerlik münasebetiyle silah altına girildiği vakitte, Risalelerin sair yerlerinde Üstadımızın bahis ettiği hakikatleri akla kabul ettirip, kalbi mutmain kılmak için kullandığı askerlik misallerini daha iyi fehmediyor, yakinen tefekkür etme fırsatı yakalıyorsunuz.

Hani Üstâd, Sözler’inin başında, “Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilatıyla, sekiz hikayecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle” diyor ya; işte o an, şerefle taşıdığınız üstünüzdeki üniformandan anlıyorsunuz ki size sesleniyor Hekim: Aç kalbini kulak ver bu sese. Bırak da gireyim gönlüne, nur tiryaklarıyla tedavi eyleyeyim tiryaka muhtaç kalbini,  duygu, düşünce ve sair latifelerini.

Sizi sizden daha çok düşünen, bu şefkat ve merhamet abidesi Fatinü’l-Asr’a kulak tıkamak, haşa kâle almamak mümkün mü? Teslim-i silah etmemek mümkün mü bu yürek ısıtan nidaya?

Ve teslim-i silah ediyorsunuz aynı itikada ermiş bir kalp ile. İdrak edilme ile birlikte o hekime kulak kesildiğiniz dem, Üstad; “Bir vakit iki asker, uzak bir şehre gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; ta yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: “Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükümetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silahsız gider. Zahiri bir hiffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise mugaddi hülasalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur” sadâsını işittiriyor size. Hemen oracıkta askerlik nizamını seven, çanta (ibadet) ve silahını (takva) muhafaza eden bir abid, mutî-i kanun-u ilahiyeye (sağ yol) tabi olan bir cengâver kesiliyorsunuz.

Bu, vesair hak ve hakikatleri “işittik, itaat ettik” emrine binaen kabul ettiğinizden sabah içtimasında, asayişi sağlamak için göreve çıkarken, nöbet esnasında gelen her emri o Nur Hekiminin emri telakki ediyor “Emredersiniz Başkomutanım” tekmilini verip vazifeye atılıyorsunuz.

Bu vesileyle artık er gazinosu, yemekhane, silahlık, küçük mescidiniz ve diğer alanlarıyla yaşantınızı sürdürdüğünüz, ilk bakışta acı ve sıkıntıyla dolu gibi görünen bölüğünüz size bir medrese-i nuriye oluveriyor.

O lahza aklınıza Üstad’ın vaat ettiği, “Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en gür sadâ, İslamın sadâsı olacaktır!” hak kelamı geliyor. Hakkalyakin hissetmekle “sadakte Üstad’ım, sadakte” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Böylece Nur tiryaklarına olan zaruretinizi daha çok hissediyor, aşk ve şevk ile bu tiryakları barındıran deryanın kıyısından içe (lübb) doğru kulaç atıyorsunuz.

Daimî kudsî dualarınıza muhtaç, kardeşiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım