Nübüvvetin imkanına dair

Nübüvvetin imkanına dair

Edebü’dünya ve’d-din isimli meşhur eserinde İmam Maverdî âyet ve hadislerin yanı sıra hikmetli sözler, edebî ifadeler ve şiirlere de yer vermesinin gerekçesini şöyle açıklar: “Gönüller farklı ilim ve sanat dallarına meyleder, tekdüze söz ve sanatlardan ise bıkar.” Ardından Hazret-i Ali radıyallahü anha atfedilen şu söze yer verir:

Bedenler bıktığı gibi gönüller de bıkar. Öyle ise o gönüllere hikmet turfandaları (yeni ve çekici güzel sözler) hediye ediniz.

Bu hakikatin bir yansımasını, kendi dünyamda Risale-i Nur metinleriyle olan ilişkimde görüyorum. Risaleleri erken bir dönemde tanımış olmanın getirdiği bir ülfetten midir, yoksa onları belli bir döneme kadar ilmî bağlamlarından kopuk bir şekilde okumanın bir sonucu mudur bilmiyorum ama Risalelerin ihtiva ettiği bahislerin ehemmiyetinden zaman zaman gaflete düştüğümü görebiliyorum. Hal böyle olunca söz konusu bahisleri daha geniş bir perspektiften anlamama vesile olan çalışmalar bana çok değerli geliyor. Böylesi bir çalışmanın son örneğini, Ömer Türker’in “Nübüvvetin İmkanı” başlıklı makalesi oluşturuyor. Makalenin kısa bir tanıtımını yapacağım bu yazıyla, genel olarak nübüvvet meselesine, özel olarak da Risale-i Nur’daki nübüvvetle ilgili kısımlara yeni bir farkındalıkla bakmaya katkıda bulunmayı umuyorum.

Anlamı Tamamlamak (Ketebe, 2020) isimli eserde yer alan söz konusu makale, nübüvvetle ilgili önemli tespitler içeriyor. Makalenin ilk satırlarında İslam dünyasının yirminci yüzyılda çok da parlak olmayan düşünce hayatının bir tablosu çiziliyor. Türker’in ifadesiyle “İslam dünyasının yirminci yüzyılına damgasını vuran yenilenme çabaları, Müslüman âlim ve aydınları serçeyi taklit etmeye çalışan kargaya döndürdü”. Müellif bu iddiasını geçmişte önemli görülen tavır ve meselelerin yirminci yüzyıldaki durumlarıyla delillendirir:

İslam düşünce geleneğinin sadece ayrıntı meselelerini değil, bir kısım temel tavır ve meselelerini de yavaş yavaş tavır ve mesele olmaktan çıkardık ve unutmaya yüz tuttuk.

Nübüvvet meselesi, Türker’e göre unutulan temel meselelerden biridir. Unutulan derken, nübüvvetle ilgili hiçbir çalışmanın olmamasını kastetmiyor elbette ki. Hazret-i Peygamber aleyhisselatü vesselâmın hayatı hakkında azımsanmayacak miktarda çalışma yapılmasına rağmen Türker’e göre çağdaş dönemde İslam düşünce geleneğinin nübüvvetle ilgili iki önemli sorunu “neredeyse sorun olmaktan çıktı”:

Birincisi, münhasıran kelam geleneğinin tarih boyunca yılmadan tartışmayı sürdürdüğü “peygamberliğin ispatı” meselesidir. İkincisi ise peygamberin hakikate ilişkin idrakinin mahiyeti ve peygambere ittiba eden bir müminin bu idrakten alabileceği pay meselesidir.

Bu iki meselenin hakkı verilmeden edinilen bir siyer bilgisi ise bir tehlikeye işaret etmektedir:

Nazarî zeminini kaybetmiş bir siyer bilgisi, Hz. Peygamber’i (sav) bir tarihsel şahsiyet olarak öğrenme tehlikesini daima barındırır. Gerçekten Müslümanlar olarak başımızı iki elimizin arasına alıp düşünme zamanı çoktan gelmiş durumdadır. Her şeyden önce Hz. Peygamber (sav) bizim için sadece tarihsel bir şahsiyet değildir. Allah’ın bütün dönemlerde insanlığa kendisini bildirme müdahalesinin en yetkin temsilcisidir. Böyle olduğu ölçüde de maddî ve manevî hayatımızın kurucu ve düzenleyici ilkelerinin temelini oluşturur.

Nazarî zeminden kopuk siyer bilgisinin hürmetsizlik ve şüphe gibi tehlikelerine Bediüzzaman da külliyatın çeşitli yerlerinde dikkat çeker:

Tarihlerin naklettikleri Peygamberimizin (asm) bidâyet-i hayatına maddî, sathî, surî bir nazarla bakan bir adam, şahsiyet-i mâneviyesini idrak edemez. Ve derece-i kıymetine vasıl olamaz. Ancak bidâyet-i hayatına ve levâzım-ı beşeriyetine ve ahvâl-i zahiriyesine ince bir kışır, nazik bir kabuk nazarıyla bakılmalıdır ki, o kışır içerisinden, iki âlemin güneşi ve tûbâ gibi şecere-i Muhammediye (asm) çıkmıştır,

Yanlış gitmemek için, her vakit mahiyet-i beşeriyeti itibarıyla işitilen evsâf-ı âdiye içinde başını kaldırıp hakikî mahiyetine ve mertebe-i risalette durmuş nuranî şahsiyet-i maneviyesine bakmak lâzımdır. Yoksa ya hürmetsizlik eder veya şüpheye düşer.

Kimilerinin Risale okuyucularını tenkid sadedinde söyledikleri “İmanından şüphesi olan ispatla uğraşır” şeklindeki düşüncelerin de son derece tehlikeli ve temelsiz olduğunu öğrenmemize vesile olan bilgiler veriliyor makalede. Tehlikeli, zira ispatın reddi “İslam’ı bir tür Hristiyanlığa çevirme riskini barındırır”. Temelsiz zira “İslam hem tebliğ edildiği dönemde hem de tarih boyunca Allah’ın birliğini ve peygamberliğin hak olduğunu sadece makul görmekle kalmamış aynı zamanda ister nazar ister müşahede olsun bir yöntem sayesinde kesin bir şekilde kavranacağını iddia etmiştir. Aklen kavranmasına yol olmayan ve saçma olduğu için iman edilecek bir inancın İslam’da karşılığı yoktur”.

Bununla birlikte İslam geleneğinde dinde aklın almayacağı birtakım verilerin bulunduğunu iddia eden âlimlerin de bulunduğunu ifade eden Türker, ne bu verilerin İslam’ın aslî akideleri içinde olduğunu ne de bu tavrın İslam düşünce geleneklerinin hâkim tavrı olduğunu söyler ve ekler: “İslam düşünce gelenekleri bütün dönemlerde taklidî imanı değil, tahkikî imanı yani kesin bilgiyi hedeflemişlerdir.” Dahası erken dönemde ispatı gereksiz görmekle bugün gereksiz görmek arasında dağlar kadar fark vardır. Örneğin vahdet-i vücûdcu sûfilerin Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlamakla uğraşmayı gereksiz bulmalarının temelinde Allah’ın varlığı ve birliğinin ispata muhtaç olmayacak kadar apaçık olduğunu düşünmeleri vardır. Bugün ise “Allah’ın ve peygamberlik müessesesinin varlığını ispattan kaçınma, imanın gücünden değil, bilgiye güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Batı düşüncesinin müeyyide uygulayan hâkim tavrı, İslam dünyasında iradesiz ve tercihten yoksun bir düşünme eylemine yol açmakta, bu da zihinsel çöküntüyü derinleştirmektedir”.

Sözün özü, Ömer Türker hocanın makalesindeki bilgiler, Risale-i Nur’da nübüvvetle ilgili okuyup da geçtiğim yerlerin ülfete kurban edilemeyecek kadar önemli olduğunu idrak etmeme ve nübüvvetle ilgili yeni bir farkındalık ve öğrenme iştiyakına vesile olan hikmet turfandaları oldular benim için. Allah razı olsun.

Share

One thought on “Nübüvvetin imkanına dair

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: