Ölüme “an” kala

Ölüme “an” kala

Dünya ve dünyalıkları terk etmek, dünya ve dünyaya ait olanlardan tecerrüt etmek, hatta terk-i dünyadan da öte terk-i ukba etmek; belki daha da ötelere “terki” terk etmek, edebilmek.

Hizmet-i Kur’aniyede bulunana, ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya küsmeli ta ihlasla, ciddiyetle hizmet-i Kur’aniyede bulunsun” düsturunu yaşamak yaşayabilmek, en azından kavlen, niyeten o duada bulunabilmek.

Evet, ihlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir” hakikatine hakkalyakin uruc etmek, edebilmek.

Sırr-ı ihlas ve samimi tesanüd sırrıyla bütün korkulara, hatta ölüme karşı dahi en mühim bir siper olarak iltica etmek; o esasa istinad etmek, edebilmek.

Ben ölsem baki kalan ruhlarım sağlam kalsınlar, günah cihetinde ölsem de ait olduğum şahs-ı manevinin diğer baki ruhları ile sevap cihetinde yaşıyorum demek, diyebilmek.

Rabb-i Rahim bu ve benzeri elmas misal düsturları ve şifa kaynağı tiryakları ilmelyakin,  aynelyakin hatta hakkalyakin olarak yaşatıyor ve sen sana ait değilsin diyor.

Sana verilenler temlik değil ibahadır diyor. İstihdam nimetinin şükrünü eda et diyor.

Kader konuşunca beşer susuyor, esbab sükût edip, meşiet-i ilahi hükmünü icra ediyor.

Çok yakın bir zamanda (altı saat önce) bir trafik kazası geçirdim.

Direksiyon elimden kaydı gitti. Anlaşılmaz bir şekilde iradem devreden çıktı. İstemediğim ve endişelendiğim bir halete maruz kaldım.

Beraberimdeki ehl-i hizmetle beraber en sol şeritten en sağdaki bariyerlere şiddetle çarptım. Yanımdaki kardeşimin emniyet kemeri yoktu ama müzakere ettiğimiz mevzuyu telefondan bulmak ve yerinden okumak üzere bana doğru eğilmişti ki savrulmaya başladık. En tehlikeli yerde nur onu emniyete aldı elhamdülillah.

Önümüzdeki arabayı acip bir şekliyle sıyırdık ve yanımdaki nurun emniyete aldığı kardeşimin  Tekbir ve Besmeleleri eşliğinde; kısa ama uzun bir meçhule sürüklenmeye başladık.

Tekbir seslerimizle uyanan arkadaki ehl-i hizmet kardeşlerimde zikre dahil oldular.

Hızlı ama yavaş, gördüğüm ama idrak edemediğim, korktuğum ama emin olduğum, bildiğim ama bilemediğim saniyeler ya da saatler yaşanmaya başladı.

İlk darbe ve o an ayaklarım mı yoksa gövdemi gidecek beklentisi.

Ve lisani zikirlerimize Mevlevi gibi eşlik eden arabamız,  yavaşlatılmış bir çekimdeymiş gibi dahil oldu.

Bariyeri aşıp uçuruma doğru çalılar ve otların arasındaki anlarda yerinde duran ayaklarım ve gövdemin yerine başımın gidişini beklemek.

İçinde bulunduğumuz zikir halinin şiddet ve şevkinin artmasını endişesini yaşamak.

Bir anda otobanın orta şeridinde ters istikamette duran bizler.

Ne otlar var ne uçurum.

Dumanlar arasında ki sessizliği bozan etrafa yayılan parçaların üzerinden geçerken taşıtların çıkardığı sesler.

Muhtemel daha şiddetli çarpışmaların endişesiyle şaşkınlık içinde dışarı çıkan ve arkamıza bakıyoruz diye önümüze dönen bihaber haller.

Ve arabada en son kalan kardeşimin anlamsız ve şaşkınca bakışları.

Şaşkın, belki ürkek, kim bilir belki de mesrur, hepimizin aklında ki “öldük mü?” sorusu…

Ölmemiştik, öldürülmemiştik, sebeplere göre mutlak bir Mümit tecellisi yansımadı hâlâ Hayy ve Muhyi pırıltıları süzülüyordu ayinemize.

Ve dimağlarda husule gelen aynı mana.

Üstadımızın hapishanede kardeşlerine söylediği “Bundan sonraki hayatımız bize ait olamaz; çünkü müfsitlerin planlarına göre, yüzde yüz mahv idi. Demek bundan sonraki hayatı kendimize değil, belki hak ve hakikate vakfetmeliyiz. Şekva değil, şükrettirecek rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmalıyız.

Bu düstur herkes için bir şey ifade edebilir, etmeli de. Acaba arabada hayatını, hayatı verenin rızası için, onun dinine vakfeden bizlere ne ifade ediyordu?

Bazan umutlarınız söner, şevk matiyesinden düşersiniz.

Sevmek beklediğiniz nazarlardan nefret görürsünüz.

Olmayacak itham, tenkit ve gıybetler şeytan ve nefsinizin elinde zehirli ve kızgın bir hançer gibi dağlar yüreğinizi.

Yeis tüm benliğinizi kaplamaya başlar ve durmaya ya da dünyevi meşguliyetler aramaya başlarsınız.

Dünyanınızın daraldığı, ruhunuzu feveran ettiği bir anda, bir levha gelir önünüze ve ölüme “an” kala o levhadaki mesaj; yaşamanın bir gayesi var, hayatın bir anlamı var, omzuna yüklenen bir emanet var, dâhil olduğun kudsi bir cemaat var, dua halesiyle kuşatan bir şahs-ı manevi var.  Yürü durma ve hizmet et diyor galiba!

Ve o an ne zaman gelecek hakikatiyle, emin dostumuz Azrail (as) emaneti teslim almak için hangi anda hangi halde, hangi meşguliyet içindeyken ziyaret edecek?

Rabbim bu ziyaret anını onun razı olduğu bir an’da olmasını nasib etsin cümlemize.

Ve geç vakitte eve geldiğimde cennet kokulu yavrularımı koklayıp, onların masum yüzlerine içten bir buse kondurup; onların hastahanede ya da kabristanda beni ziyaret etme tecellisi yerine bu tecelliyi nasib ettiği için, Ya Rab sana hamd ediyor ve senin nimetlerine, esma-i ilahinin her tecellisine razıyım diyorum.

“Allah’ım bizleri bu hizmete yürüt, bu hizmete büyüt, bu hizmette çürüt” diye bir kez daha şükür secdesi için Rahmetinin önünde eğiliyorum.

Rabbim cümle ümmet-i Muhammedi kazadan beladan musibetten muhafaza etsin. İster ikaz-ı İlahi, ister ikram-ı Rabbani olsun, Ondan gelen her şeye razı olabilme zenginliğini bizlere nasib etsin inşallah.

Latest posts by İsmail Kartal (see all)
Share

One thought on “Ölüme “an” kala

  1. Selamün aleyküm.Güzelve faydalı bir paylaşım.Sizinde dediğiniz gibi; Rabbim, Ondan gelen her şeye razı olabilme zenginliğini bizlere nasib etsin inşallah.Amin, inşAllah…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: