Ölümü unutmamak

Aslında ölüm bizim için her an hayatımızda olan ve hiç unutulmaması gereken bir gerçek. Nasıl ki şu koca dünyada her mevsim yeni bir mevsimin gelmesi ile birlikte ölüyor veya geçmiş senelerde verilen nimetler bu sene bitiyor, bir nevi ölüyor ve seneye benzeri nimetler başka surette veriliyor. Demek ki geçmiş sureti kayboluyor, aslında ölüyor. Peki bu ölmeler bir yok olmak mı? Acaba bu ölümler bir hiçliğe mi gitmektir? Haşa ve kella bu gibi meselelerde Kur’an-ı Hakim ve onun bu zamandaki manevi bir tefsiri olan Risale-i Nur ne diyor, ona soralım:

Furkan-ı Hakîmde اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً  gibi ayetlerde “Mevt dahi hayat gibi mahluktur, hem bir nimettir” diye ifham ediliyor.

Mevt dahi hayat gibi mahluktur ve hem de bir nimettir. Yani mevt idam, adem değil, yokluk değil, hiçlik değildir. Peki mevt yani ölüm nasıl yokluk değil? Hem de nasıl nimet ve mahluk olabilir? Bunun üzerinde biraz düşünmek istiyorum. Alında ölümün bir yokluk olmadığını, yine başta dediğimiz gibi her zaman hayatımızda olan bir şey olduğunu görmek hiç de zor değil. Mesela en basitinden yediğimiz bir elmayı düşünürsek bu elmanın oluşması için baharın yaratılması gerekir. Onun için ise geçmiş bahar(lar)ın ölmesi gerekir. Bu baharda da büyüyen ağaçların çiçek açması ve o çiçeklerin de belli bir merhalelerden sonra ölüp tomurcuk olması, tomurcukların da bir nevi ölüp meyve olması yani mesela elma olması gerekir. Elmaya yani nimete bu cihetten baktığımızda ölümün bir yokluk olmadığını belki yeni bir diriliş olduğunu söyleyebiliriz.

Bu hakikati kainatta diğer meselelerde de görmek elbette mümkün. Peki biz bu olayı nasıl düşünmeliyiz? Aslında benim merakım burada, zihinleri fazla dağıtmadan elma örneğinden devam edelim. Belirli düzenle gerçekleşen ölümlerden sonra o elma bizim soframıza geliyor ve biz de onu afiyetle yiyoruz. Peki bu elma yediğimizde yine ölüyor mu? Elbette hayır. O yediğimiz elma zahiren ölüyor gibi görünse de aslında bizim hayatımızda yeniden hayat buluyor. Yani diğer nimetler gibi bizim yaşamamıza bir vesile oluyor. Her nimet gibi tek bir elma da aslında ölmesiyle bize hayat veren ve bedenimizde yeniden canlanan bir mahluk oluyor.

Peki mahluk olan yani yaratılmış olan elmada bu oluyorsa yaratılmış bir varlık olan bir insanda bu hakikat nasıl tecelli edecektir? Teşbihte hata olmasın yani aynı elma gibi insan da öldüğünde zahiren bedenen çürüyor. Fakat yok olmuyor, adem olmuyor. Yani suret değiştiren bir elma gibi insan da başka bir alemde tekrardan hayatlanıyor belki de başka bir surette ebedi yeni bir varlık kazanıyor…

Elmayı bilip yaratan hiç insanı unutur mu?

Elbette insan da elma gibi vazifesini hissedip muvakkat geçici olan dünya hayatında vazifesini unutmayıp daha iyi ve baki olan bir hayat için yaratıldığının şuuruyla yaşarsa yok olmayacaktır. Bu şuurda olan bir insan için ölüm bir mekan değişikliğidir, vazifeden bir paydostur ve bir nevi terhistir. Kesinlikle ne idam ne adem ne de fenadır.

Madem hakikat böyledir insanlar ölümü unutmayarak ve her daim hayatında ölüm hakikatini canlı tutarak yaşamalıdır. Öyle ki her ne iş yapıyorsak ölümü unutmadan yapmalıyız. Böylece ölümü düşünerek hayatımıza yön vermeliyiz. Ölümü çokça anarak bu dünyanın muvakkat bir mekan olduğunu, asıl yaşam yerinin ise ahiret olduğunu hatırımızdan hiç çıkarmamalıyız. Hayatımızı da buna göre yönlendirmeli ve rıza-i ilahi dairesine girmeliyiz.

Latest posts by Said Yaşar (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaşım