Oryantalizmin Zehirli Tohumları: Tarihselcilik ve Mealcilik

İnsaniyet-i kübra olan İslamiyet’in mâ ve ziyası Kur’an-ı Hakîm nazil olduğu günden itibaren, Güneş misali âlemi aydınlatırken, hakikat ve hikmetten bihaber, diş gösterip ateş kusan ehl-i küfürle mücadele etmeye başladı. Her dönemde değişik formlara giren ehl-i küfrün saldırısı, geçmiş tecrübeleriyle birlikte günümüzde yeni bir alan açmaya çalışmaktadır.

Allah tarafından kulu ve resulü Hz. Muhammed’e (asm) indirilen Kur’an’a ilk olarak bir “beşer sözü” dendi. Çöl ortasında kalmış, ari bir dil hâkimiyetine sahip Kureyş kavmi bu söylediği yalanı ilk kendisi tekzip etti ve “Bu beşer sözü olamaz” itirafında hemen bulundu. “Bu geçmişte bahsedilen masaldır” dendi, yine kendi içlerinden “Biz böyle masal işitmedik” itirafı yapıldı, “Bu şiirdir” dendi, biz şiiri biliriz “Bu şiir de olamaz” dendi vs…

Kureyş müşrikleri anladı ki Kur’an’a karşı dil ile mücadele edilmez bu sefer kılıçlar çekildi. Kuran’ı tebliğ eden Resul-ü Ekrem (asm) ortadan kaldırılırsa ancak bu şekilde Kur’an’a karşı gelebilecekleri zehabına kapıldılar ve son yola başvurdular. Allah’ın inayeti ile onu da başaramadılar. Arap Yarımadası’ndan dünyaya hakikat ışığı yayıldı. Yarasa misal ruhlar bu ışıktan rahatsız oldular, oluyorlar, olacaklar.

İslam devletinin güç kazanması sonrasında kılıçla da mücadelenin mümkün olmadığını anlayan ehl-i küfür yine libas değiştirdi, adileşti, münafıklaştı. Bu halde ve bu dönemlerde İslam topraklarında Şarkiyatçılar (Oryantalistler) uzun süre ihtisas yaptılar, Kur’an ile Müslümanın bağlarını koparmak için şeytanın nezaretinde mesai harcadılar.

Şarkiyatçılar marifetiyle ekilen zehirli tohumlar günümüzde meyvelerini Kur’an mealciliği ve Tarihselciler olarak vermeye başladı. Zira ehl-i küfür şunu fark etti ki Kur’an ve İslam’ın karşısında olanlar kaybetmeye mahkûmdur. Bu sebeple karşımızda değil artık içimizde ve yanımızda durarak zehirlerini kusuyorlar.

Tarihselcilik

Kökeni mitolojik karakter Hermes’e kadar dayanan “hermenötik” yaklaşım olarak Batı’da kullanılan bir anlama aletinin bizdeki karşılığıdır Tarihselcilik.

Kısaca Rönesans döneminde Kilise ve İncil’in tamamen batıl ve akla ziyan olduğu ilan edildiğinde Batılı Hristiyanlar, Kiliselerin varlığını muhafaza etmek ve akla uydurmak için, “Durun siz yanlış anlıyorsunuz. İncil’deki hikâyeler aslında o dönemde geçerliydi, Hristiyanlıktaki öğreti böyle anlaşılmalıdır” dediler. Rönesans döneminde İncil’i o günün şartlarına uygun olarak değiştirme faaliyeti hermenötik yaklaşım olarak tarihe kaydedildi.

Bu algı ile “Kur’an’daki hikâyeler bu günün şartlarında geçerli değil. Onlar tarihte kaldı. Bugün şu şekilde anlaşılmalı” diyerek Kur’an ayetlerini sebeb-i nüzulündeki tarihe hasretmek ve hapsetmek dalaleti de Tarihselci yaklaşımdır.

Misal olarak Tarihselciler, Kur’an’ın emrettiği şekilde[1] kadının mirastan bir pay, erkeğin ise iki pay alması ayetini küçücük akıllarına sığıştıramadıklarından, “Bu ayetler geçmişte kaldı. Biz bugün bu şekilde anlamıyoruz. Kadın erkek eşittir, böyle bir farklılığı bugün ifade edemeyiz” demektedirler. Müslümanım diyen Avrupa beslemesi bir kısım adamlar Kur’an’ın emirlerine uymak yerine, Kur’an’ı kendi hevalarına uydurmaktadırlar. Onların Kur’an ve İslam düşmanlarının safında oldukları ehl-i dikkatin nazarından kaçmamıştır ve kaçmayacaktır.

Mealcilik

Kur’an-ı Kerim, ehl-i iman tarafından binlerce nüsha tefsir edilmiştir. 20. yüzyıla kadar devam edilen bu süreçten sonra yine ehl-i küfrün parmağıyla Kur’an-ı Kerim Müslüman ülkelerde Arapçadan o ülkenin diline tercüme edilmeye başlanmıştır. Tercümenin kısıtlı olması, gerçek manayı ifade etmede yaşanan acizlik sebebiyle Kur’an tercümelerine Müslümanlar “meal” adını verilmiştir. Meal eksik mana demektir ve hakiki manaya erişememenin ifadesidir.

Kur’an mealciliği olarak bilinen taife ise, “Kur’an bize yeter” diyerek Kur’an mealinden (Arapça ilminden çok uzaktalar) aldıklarını yeterli görüp, geçmiş bütün tefsirlerden bihaber şekilde hüküm veren güruhtur. Şarkiyatçıların ucuz oyuncuları olarak bilinmekte olup asıl vazifeleri hadisleri tamamen inkâr etmek ve itibarsızlaştırmaktır.

Hadislerin inkârı sonrasında Kur’an’ın da hükümlerini inkâr edebileceklerini hesaplayan Şarkiyatçılar, bugünler için hadis uydurmaktan da geri durmamışlardır. Dün kendilerinin hadis dediklerini bugün yine kendileri inkâr ederek ehl-i imanın zihinlerine şüpheler zerk ediyorlar.

Buhari, Müslim ve birçok hadis ulemasına dil uzatan, hadislerle alay eden, küçücük beyinlerine büyük hakikatleri sığdıramayan bu taifenin Kur’an mealiyle Müslümanları düşman belleyip ehl-i küfrü hiç dikkate almamaları da bozuk zihniyetlerinin diğer bir cihetidir.

Elhasıl, ehl-i küfür Kur’an ile mücadelesini her zaman sürdürecektir. Zaman geçtikçe küfrün libasını değiştirmesi ehl-i imanı aldatmasın sakın. Ehl-i imana düşen vazife ise tüm bunlara karşı Kur’an ve sünnete yapışmak, Kur’an ve sünneti usulüyle anlamaya çalışmak için Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ulemasının kitaplarından istifade etmeye çalışmaktır.

Dipnot:

[1] Nisa, 4/11: Allah, size çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Paylaşım