Osmanlı’da şehzade olmak

Osmanlı’da şehzade olmak

Anadolu insanı olarak çok duygusalız. Habil’in, Halifelerin, Hz. Hüseyin’in (RA) ve daha nicelerinin şehid edilmelerini hatırladıkça sebep olanlara kızar ve bu yaşananlara üzülürüz. Ne yazık ki günümüzde, insanımız tarihte yaşananları sadece sihirli kutu (TV) aracılığıyla bir nebze hatırlar veya öğrenir. En iyi örneğini Şehzade Mustafa’nın katlinde görüyoruz.

Şehzade Mustafa boğularak öldürüldü ve izleyici saniye saniye bu anları izledi. İzleyen herkeste bir hüzün kendini göstermiş, tarihi oku(ya)mayanların I. Süleyman’a yaptığı hakaretlerden bunu anlamaktayız. Herkesin kafasındaki soru şu, “bir baba evladını nasıl öldürebilir?

Her şey kurmaca eserlerde gördüğümüz kadar basit değil, hakikat çok farklı. Kudretli, muhteşem hükümdar, her şeye sahip padişah, bir hareketiyle binlerce insanı oradan oraya yürütecek olan Kanunî de aslında sistemin (örfi hukukun) kölesiydi. Tıpkı 60 küsur şehzadenin katledilmesine sebep olan diğer padişahlar gibi. Birçok padişah bu yola başvurdu.

İnsanoğlu tarafından ilk kıyımı gerçekleştiren Kabil gibi Osmanlı Devleti’nde de ilk kardeş katlini gerçekleştiren I. Murad idi. Açıkça kendine cephe alan oğlu Savcı Beyi; kardeşi Halil ve İbrahim’i boğdurttu. Oğul I. Bayezid da bu tecrübeyi yaşadı. I. Murad’ın Kosova zaferinden sonra bir Sırplı tarafından hançerlenip öldürülmesiyle tahta geçen oğul I. Bayezid, Kosova Muharebesi’nde kendisi gibi komutan olarak bulunan Yakup Çelebi’ye tuzak kurarak, kardeşini boğdurttu. Fetreti sona erdiren I. Mehmed ise taht mücadelesi verdiği kardeşi İsa Çelebi’yi boğdurttu. II. Murad zamanında İznik’i ele geçirip padişahlığını ilan eden Küçük Mustafa haliyle II. Murad tarafından boğduruldu.

Gelelim en çok övündüğümüz ve İslâm Peygamberinin (ASM) bile övgüsüne layık olmuş II. Mehmed’e. Fatih Kanunnamesi’nde:

Ve her kimseye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların Nizâm-ı Âlem için katl eylemek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmiştir. Anınla amil olalar.”[1] şeklinde bir maddeye yer verilir ki bu maddeyi II. Mehmed’in koydurmadığını iddia edenler vardır. Beşikteki kardeşini katlettiğini iddia edenler ve bunu reddedenler de olduğu gibi. İnanıp inanmamak herkesin kendi vicdanına kalmış. Çünkü iki kesiminde elinde çokça belge mevcut. Burada dikkatleri çeken “ekser ulema dahi tecviz etmiştir” lafzı. İslam hukukunda bağy (devlete isyan) suçunun cezası idamdır.

Benden sonra benim doğru yolumdan gitmeyen ve benim sünnetimle amel etmeyen hükümdarlar olacaktır. ‘Ben buna yetişirsem ne yapayım, ya Resulallah?’ diye sordum. Dinler ve itaat edersin. Sırtın dövülse ve malın alınsa bile yine dinle ve itaat et. diye buyurdular.[2]

Hadiste de görüldüğü gibi isyan caiz değildir. İsyan eden veya teşebbüs eden oğul veya kardeşin katli şer’i hükümdür. Bediüzzaman Said Nursî’nin de şöyle bir ifadesi vardır:

Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesiri intac eden bir şer, terk edilse, o vakit şerr-i kesir irtikâb edilmiş olur… Hem mesela, kangren olmuş ve kesilmesi lazım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir. Halbuki zahiren bir şerdir. Parmak kesilmezse el kesilir, şerr-i kesir olur.[3]

Bu ifadeden yola çıkarsak padişahların nizam-ı âlem için isyan etme veya teşebbüsündekileri katletmesi ayıplanamaz. Katledilen şehzadelerin yarısında isyan etme fiilini ya da teşebbüsü görülür.

Yüzyıllar öncesine gidip kendimizi padişahların yerine koymak çok zor ama; aslında bizlerin bugün yaptığı çoğu şey onların yaptıklarından da farksız. Örneğin siyasetteki koltuk kavgaları; spor müsabakalarındaki şiddet, doping, şike; üniversite sınavlarındaki usulsüzlükler; aile içindeki miras kavgaları gibi. Hep en önde olmak, en iyi olmak, en çok kazanan olmak derdindeyiz. Şehzadeler/padişahlar da bizden farksız. Hanedanın ortak malı olan bir devlet var ve siz ya en tepede olacaksınız ya da en altta. Bir taraftar/partili takımının/partisinin nasıl kazanmasını istiyorsa şehzadelerin de arkadaşları, eşleri, adamları onun padişah olması hayaliyle yaşıyor. Başınızı yastığınıza koyduğunuzda, kardeşinizin/oğlunuzun sizi boğacağına dair çok güçlü deliller varken rahatça uyuyabilir misiniz?

Osmanlı devleti tek elden idare ediliyordu. Diğer Türk devletleri gibi erkekler arasında paylaştırılmıyordu. Osmanlı’daki bu sistem, maalesef beraberinde istemediğimiz birçok ölüme (padişahlara göre bu da bir şehitlik makamıdır) sebep oldu. Unutmamalıyız ki, Osmanlı en uzun yaşayan Türk devletidir. Tarihçiler tarafından, Osmanlının 700 yıla kadar yaşamasının önemli etkenlerinden biri olarak bu siyasi cinayetler gösterilir. İnsanoğlu 70 yıllık ömründe birçok hata yapıyor, 700 yıllık devlette hiçbir hata olmaması mümkün mü? Tarihçi İlber Ortaylı, Osmanlı’nın taht sahibini seçme işini iyi yapamadığını; ama buna rağmen ülkenin bölünmediğini ve ne zaman kardeş katli azaldı ise, dünyayı hiç bilmeyen şehzadeler yetiştiğini söyler. Hatasız kul olmaz, günahkâr padişahlar için Bediüzzaman’ın şu sözlerine kulak verelim:

Şeriatla, Kur’an’la, hadisle, hikmetle, tecrübeyle sabittir ki: Sağlam, dindar, hakperest ulûlemre itaat farzdır. Sizin ulûlemriniz, üstadınız; zabitlerinizdir. Nasıl ki mahir mühendis, hâzık tabib; bir cihette günahkâr olsalar, tıp ve hendeselerine zarar vermez. Kezalik, münevverü’l-efkâr ve fenn-i harbe âşina, mektepli, hamiyetli, mü’min zabitlerinizin bir cüz’î nameşrû hareketi için itaatinize halel vermekle, Osmanlılara, İslâmlara zulmetmeyiniz! Zira itaatsizlik, yalnız bir zulüm değil, milyonlarca nüfusun hakkına bir nevi tecavüz demektir. Bilirsiniz ki; bu zamanda bayrak-ı tevhid-i İlahî, sizin yed-i şecaatinizdedir. O yedin kuvveti de, itaat ve intizamdır.[4]

Padişah koltuğu dururken başka bir yere oturmak herkesin nefsine zor gelir. Şehzadelerde de bu durum çokça görülürdü. Konuşmaya başlayan her şehzade padişah olacağını dile getirirdi. Peki ya kestanesini yerken karşısında cellatlarını gören çocuklar, ağzı süt kokan beşiktekiler katledilmeyi hak ettiler mi? Padişahlar tüm katl olaylarında Şeyhülislam’dan fetva almışlardır almasına ama hiçbiri beşiktekiler için fetva vermemiştir, verememiştir. Çünkü, bunun İslâm hukukunda hiçbir yeri yoktur.

Kaynakça:

[1] OK, 1/328, Md. 37.

[2] Tac, III/44-45.

[3] On İkinci Mektub, İkinci Sualiniz.

[4] Tarihçe-i Hayat, Birinci Kısım: İlk Hayatı.

Latest posts by Tevfik Ertem (see all)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.